İktidarların gazetecilerle savaşı ve öldürülen Gazeteciler Günü…
Basın tarihin en önemli savaşları, gazetecilerle siyasi iktidarlar arasında geçmiştir. Bu savaşlar, Türkiye gibi, demokrasisi emekleyen ülkelerde, ne yazık ki, bütün yoğunluğuyla devam etmektedir.
İster yazılı basında, ister görsel basında çalışıyor olsunlar, gazeteciler, halka yaşananlar ve yapılanlar hakkında gerçeği ve doğruyu anlatmakla, yazmakla görevlerini yaptığına inanırlar. Ancak siyasi iktidarlar, her zaman gerçeğin ortaya çıkmasını istemezler. Bu durumda yapabilecekleri tek şey, “yalan söylemek”, “tekzip yollamak”, yandaş gazetecilerle “yalan karşı haberler yazdırmak”, özellikle gazetecilerin çalıştıkların gazetelere karşı “ekonomik yıldırma” politikası uygulamak, daha da ileri giderek “gazetecileri tehdit etmek gibi uygulamalara gitmektir.
Ama ne yazık ki, Türkiye’mizde, II. Meşrutiyet ile birlikte yavaş yavaş devleti ele geçiren İttihat ve Terakki’nin amacına silâh yoluyla ulaşmaya yatkın bir yapıda olması, anılan bu yollara “faili meçhul cinayetlerin” de eklenmesine yol açmıştır.
Nitekim Türkiye’de son 112 yılda 66 gazeteci öldürülmüştür. “Faili meçhul cinayetler” kapsamına dahil edilen ilk gazetecimiz, 6 Nisan 1909’da öldürülen muhalif Serbesti Gazetesinin başyazarı Hasan Fehmi Bey olmuştur. İşte 6 Nisan tarihi, 1996 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından “Basın Şehitleri Günü” olarak ilân edilmiş, günün ismi, yine aynı kuruluş tarafından “Öldürülen Gazeteciler” gününe çevrilmiştir.
Kısa çizgilerle Hasan Fehmi Bey’in gazetecilik hayatı
Hasan Fehmi Bey, Yunanistan’dan göç etmiş bir ailenin oğludur.
Lise öğrenimini İstanbul Mekteb-i Sultani’de (Galatasaray Lisesi) yapmıştır. Daha sonra Paris’e gitmiş ve orada Sultan Abdülmecit’in torunu olan ve İttihat ve Terakki iktidarına karşı ilk muhalefet partisi olan Ahrar Fırkasını kuran prens Sabahattin ve çevresi ile tanışmıştır.
Fehmi Bey, II. Meşrutiyetten sonra ülkeyi yönetmeye başlayan İttihat ve Terakki’nin hürriyet ve özgürlükleri yok etmeye başlayan baskı politikasına karşı muhalefetin düşünsel önderi olan Prens Sabahattin’den çok etkilenmiştir. Daha sonra Mısır’a giden Hasan Fehmi Bey, meşrutiyet ilân edilince İstanbul’a dönmüş ve Mevlanzade Rıfat Bey’in sahibi olduğu Serbesti Gazetesinde yazılar yazmaya başlamıştır.
Kalemi keskin ve etkileyici olan Fehmi Bey, İttihat ve Terakki’nin vermiş olduğu onca hürriyet sözüne rağmen, geçmişe göre çok daha sıkı, acımasız ve tahammülsüz bir politika izlemesi nedeniyle tam bir hayal kırıklığına uğramıştır. Yazıları heyecanlı ve ateşli idi. Var gücüyle basın özgürlüğünü savunuyordu. Kısa zamanda tanındı ve gazetenin başyazarı oldu. Yazdıklarıyla ilgi odağı olan ve gazetesini de hatırı sayılır bir okur sayısına ulaştırmıştı, gazete herkesin elindeydi.
Hasan Fehmi Bey’in öldürülmesi
Hasan Fehmi Bey, ittihatçıların merkezi yönetim anlayışına karşı devamlı eleştiri ve ifade hürriyetini savunmaya başlamış ve bu da İttihat ve Terakki’nin içinde yuvalanmış olan ve örgütten beslenen dinciler başta olmak üzere, Arnavut askerleri, dinci-milliyetçi grupları ve hatta her zaman Türkler aleyhine çalışmayı şiar edinmiş olan İngiliz ajanlarını sağlam bir şekilde korkuttu.
Ne de olsa sonunda kavuştukları maddi imkanları korumaları gerekiyordu. Gazeteye tehdit yazıları yağmaya başladı ve Fehmi Bey çok sayıda ölüm tehdidi aldı. İttihatçılar Hasan Fehmi Bey’i, ülkede görüş ve düşünce ayrılıkları yaratmaya çalışan bir hain olmakla suçluyorlardı. Ama, her tehditte olduğu gibi bu tehditler Fehmi Bey’i hiç yıldırmadı, tam tersine yazılarının şiddetini arttırdı.
6 Nisan 1909 Türk gazeteciliği için kara bir gün oldu. O meşum gün, Hasan Fehmi Bey, sınıf arkadaşı kaymakam Ertuğrul Şakir Bey’le Beyoğlu’ndan Sirkeci’ye doğru gidiyordu. Bir kısım yazarlara göre köprüde, bir kısım yazarlara göre de köprüyü geçtikten sonra Sirkeci Postanesinin önünde, arkadan kendilerine yaklaşan, parlak düğmeli siyah bir kaput giymiş olan kara bıyıklı bir şahıs tarafından, “Al Mevlan” diye bağırarak Şakir Bey’e bir kurşun, Hasan Fehmi Bey’e de üç kurşun sıkarak kaçmıştı. Tabii halk köprü etrafında toplanmış olayı protesto etmeye başlamıştı ama askerler gelince dağıldılar.
Suikast sonrası günler
Ertesi gün, yani 7Nisan günü, Fehmi Bey’in çalıştığı gazete, “Serbest -i matbuatın (basın özgürlüğünün) ilk kurbanı, ömrünü (menfalarda) sürgünlerde geçirmiş olan evlad-ı hürriyetten Hasan Fehmi Bey’in ruhuna fatiha” manşetiyle olayı tüm halka duyurdu.
Serbesti gibi muhalif gazetelerden olan İkdam’ın sivri dilli keskin gazetecilerinden olan Ali Kemal, Mülkiye Mektebinde tarih dersi verirken büyük bir kalabalığa hitap ederek, “o vicdansız kurşun Hasan Fehmi’nin başına değil söz hürriyetine, fikir hürriyetine vicdan, hürriyetine, en basit ve en başta gelen insan haklarına atılmış bir kurşundur!” sözleriyle tüm üniversiteyi inletti.
Bu konuşmayı takiben, Darülfünün hocaları ve öğrenciler büyük bir kalabalık halinde Babıali’ye yürüdüler ve katilin yakalanmasını istediler. Kalabalık, cinayetin devletin haberi olmadan işlenemeyeceğini, İttihatçıların geleneğinden gelen çetecilikle devletin yönetilemeyeceğini dile getirerek katilin derhal yakalanmasını istediler.
Konuşmaları sıkıntı içinde dinleyen sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa, “Merak etmeyin, katil yakalanırsa en ağır cezaya çarptırılacak!” demesi de ortamı daha da gerginleştirdi, ancak Babıali’ye silâhlı süvariler gelince kalabalık dağıldı 8 Nisan ise tam bir infial halinde geçti. Halk olayı kabullenmemişti.
Başta Mülkiye ve Hukuk öğrencileri olmak üzere tüm Darülfunun öğrencileri, muhalif basın, halk sokaktaydı ve hep birlikte, dualarla ve İttihatçılar aleyhine sloganlarla Hasan Fehmi Bey’in cenazesini II. Mahmut’un türbesine doğru taşıyorlardı…
Bir muhalif gazeteci öldürülmüş, katili yakalanamamış, bu cinayetle birlikte Türk basınında “faili meçhul cinayetler” başlamıştı. Kimler öldürülmedi ki? A. Taner Kışlalı, Uğur Mumcu, Hrant Din, Kutlu Adalı, Metin Göktepe ve daha nicesi…
İşte, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, onların aziz hatıralarına, bir saygı olarak 6 Nisan tarihini ilk önce “Basın Şehitleri Günü” olarak ilân etmiş, ancak bu anma günün adını, 2005 yılından itibaren “Öldürülen Gazeteciler Günü”ne çevirmiştir. Basın özgürlüğü uğruna canlarını veren tüm gazetecileri rahmetle anarım.





Yorumlar kapalı.