Belediyelerde reform gerektiren önemli nedenlerden biri belki de en önemlisi başşehir halkının da büyük bedel ödediği ve halen de ödemeye devam ettiği Lefkoşa Türk Belediyesi’nin (LTB) iflas deneyimidir. İflas eden belediyede başkentli başta temizlik olmak üzere birçok hizmetten mahrum kaldı. Hükümet ise belediyeye doğrudan uzun süre müdahale edemediği için seyirci kalırken geç de olsa atadığı kayyum yargıdan geri döndü. Bu durum karşısında; tepkisel hatta doğal refleks olarak hükümet edenlerin düşünebileceği en kolay yöntem siyaseten yönetime en kısa sürede el koyma olacaktı. Ancak, böylesi bir yöntemi halen olduğu gibi yerel yönetimler reformu içerisine dahil etmek adeta kaş yapayım derken göz çıkarabilecek bir sonuç ortaya koyabilecektir. Zira Esas Yasa’nın 10’uncu maddesinden sonra aşağıdaki gibi yeni 10 A. Maddesi Eklenmesi suretiyle belediyelere kayyum atanma ihtimali, doğuracağı ahlaki zafiyet (moral hazard) dolayısıyla belediyelerdeki iflası kaçınılmaz kılabilecektir.
“Belediye Yönetiminin Geçici Olarak Bakanlığa Devredilmesi” 10 (A)
(1) Aşağıdaki durumların varlığı halinde Belediye yönetimi geçici olarak Bakanlığa ve/veya Bakanın görevlendireceği biri tarafından sevk ve idare edilir:
(a) İstifa eden Belediye Başkanına vekalet eden birinin olmaması ve/veya Belediye Meclis üyeleri yerine Yüksek Seçim Kurulu tarafından atananların yetkilerini kullanmaması ve/veya kullanamaması nedeniyle yönetim boşluğunun oluşması.
(b) Belediyenin borçlarını ödemede acze düşmesi hallerinde.
(2) Yönetimi Bakanlığa devredilen Belediyelerde altı ay içerisinde erken yerel seçim yapılır.
(3) Yönetimin geçici olarak Bakanlığa devredildiği hallerde personel maaşlarının ödenmesi ve asgari ve zaruri hizmetlerin yerine getirilmesi konusunda Bakanlık işlem yapma yetkisine sahiptir.
Geçen haftaki yazımda üzerinde durduğum gibi; belediyelere siyasi kararla kayyum atanmasının“Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”na ters düşeceğini bir tarafa bırakırsak; bu yasa tasarısındaki haliyle kayyum atanması yerel yönetimler reformunun belediyeleri sürdürülebilir kılmatemel hedefinin hilafına iflas sonucunu doğurabilecektir. Bu muhtemel vahim sonucun kaynağını ise ahlaki zafiyet oluşturmaktadır. Ahlaki Zafiyet problemi, batan banka örneklerinden hareketle daha anlaşılır kılınabilir. Ekonomist Paul Krugman’ın Moral Hazard için yapmış olduğu açıklama şöyle özetlenebilir: “Ekonomide Moral Hazard bir tarafın ne kadar risk alacağı ile ilgili bir karar alması, bu konunun tamamen dışında ama aynı gemide olan diğer tarafın da alının bu kararın (dolayısıyla da riskin) işlerin kötü gitme durumunda sonuçlarına katlanmasıdır.” Şöyle ki, batmak durumunda kalan bankaların hükümetler tarafından kurtarıldığı, Merkez Bankaları’nın uzun süre gereksiz likidite sağladığı durumlarda finansal oyuncular daha fazla kar güdüsü ile almaları gerektiğinden daha fazla risk alırlar. Bankaların batmasını hızlandıran moral hazard, benzer şekilde belediyelerdeki iflası da hızlandırılabilir.
Bilindiği gibi; yerel yönetimler reformu belediye sayısını azaltarak daha büyük nüfus ve coğrafik alana sahip belediyeler kurulması üzerine tesis edilmiştir. Durum böyle olmasına karşın, en büyük belediye olan Lefkoşa Türk Belediyesi’nin yakın geçmişte, Gazimağusa Belediyesi’nin ise halen iflas etmekte olduğunu göz ardı ediyoruz. Peki, bu iki belediyedeki iflasın temel nedeni nedir? Elbette kötü yönetim (kaynakların etkin kullanılmaması, aşrı partizanca istihdam, gelir-gider dengesinin gözetilmemesi, kötü yönetimin ne iç ne de diş etkin denetime tabi tutulmaması) bu iflasların başlıca müsebbibidir.
Belediyeleri batıran kötü yönetim karşısında iyi idare yasasının da öngördüğü gibi sorumlulara maddi, manevi ve cezai bedel ödetilmesi yanında güçlü ve bağımsız iç ve dış denetimle kötü yönetimin proaktif olarak önüne geçmek mümkündür. Başka bir ifade ile belediyelerde kötü yönetime son vermek kayyum atamasının bağımsız denetim ve yargı kararları sonucunda alınması ve kayyum ataması ile birlikte belediyeleri batıran başkanları pişman edecek cezalar yağdırmakla mümkündür.
Yerel yönetimler reformu adı altında mevcut yasa değişikliği siyaseten keyfi kararla kayyum atanmasına imkân verirken belediye başkanlarına herhangi bir sorumluluk ve yükümlülük getirmemektedir. Bu ise fütursuzca, sorumsuzca ve partizanca belediye yöneten başkanları düzeltici bir etkisi yapmak yerine olumsuz yönde motive edecektir. Şöyle ki, başkan belediyeyi batırsam bile ne de olsa hükümet kayyum atayıp belediyelere kaynak aktaracak, maaşları ödeyecek, bana ise dokunmayacaktır şeklindeki düşünce sorumsuzca belediyelerdeki iflası hızlandıran bir davranışa dönüşecektir.
Yukarıdan da anlaşılacağı gibi; yerel yönetimlerdeki hem özerkliğe zarar vermemek hem de belediyelerdeki iflası hızlandıran ahlaki zafiyet yaratmamak için siyasi kararla kayyum atanması kesinlikle gündemden çıkarılmalıdır. Eğer kayyum atanması kaçınılmaz olacaksa; bu somut esaslar çerçevesinde siyasetten bağımsız denetim (Sayıştay ve Ombudsman gibi.) ve yargı kararları sonucunda gerçekleştirilmelidir. Ayrıca, kayyum atanan belediyelerdeki kötü yöneticiler ibret olacak şekilde yargı kararına göre ağır bir şekilde cezalandırılmalıdır.





Yorumlar kapalı.