Sevgili okurlarımın gösterdiği ilgiden hayli mutlu oldum… Sosyal medyadaki okur paylaşımlarıyla daha geniş kitlelere de ulaşan “Mevlevi Mekânı’ndan Cinayet Mili’ne” başlıklı o dizi yazımdaki bir ayrıntıyı da öne çıkarmalıyım… Bu dizinin birkaç cümlelik bir yerinde adayı Osmanlı’dan kiralayan İngiliz’in Lefkoşa’ya girişinin de Girne Kapısı’ndan olduğu belirtilmektedir… Bugünkü pazar yazımın konusu da işte o girişin öyküsü olsun… Horoz Ali Ağa’nın öyküsü olsun… Bu öyküyü “Naftalin Kokulu Kıbrıs” adlı kitabımdan aktarıyorum:
“Porta Del Proveditore… Ya da Edirne Kapı… Bu sözcükler ancak Lefkoşa kültürünü ve tarihini derinliğine bilenler için bir anlam taşır. Ben ki Lefkoşa’ya dair çok şeyler bildiğimi sanırım, yıllar önce PORTA DEL PROVEDITORE’ye hangi yoldan gidilebileceğini soran bir turist karşısında afallamıştım. Jetonun düşmesi için o adamın yanındaki bayanın “Kyrenia Gate” diye açıklamada bulunması gerekmişti. Evet; Girne Kapısı, dört bin yıllık başkentin işlek kıyı ve liman kenti Girne’ye açılan kapısı… Nice tarihi olayın suskun tanığı!..
Buranın Osmanlı literatüründeki adı ise EDİRNE KAPI idi. Osmanlı yönetiminin adadan çekilmesinden sonra da eski ada Türkleri burayı EDİRNE KAPI olarak anmışlardı uzun süre. Yaşlı insanlarımızın Girne Kapısı’nı o şekilde anmaları benim hâlâ belleğimde…
Yaşlılardan söz edince, onların Horoz Ali Ağa ile ilgili öykülerini anımsamamak da olanaksız. Yaşlıların anlattıkları Horoz Ali Ağa, Osmanlı yönetiminin kapıya bekçi olarak atadığı kişiydi… “Horoz” lakabının kadınlara olan düşkünlüğünden kaynaklandığı Kevork Keşişyan’ın “Romantic Cyprus” kitabında vurgulanmaktadır… Görevine çok bağlı, son derece disiplinli ve otoriter bir Osmanlı memuruymuş bu Horoz Ali… Venedik surlarıyla çevrili Lefkoşa’ya giriş ve çıkışları sağlayan 3 geçitten biriydi Girne Kapısı. Diğerleri Güney Lefkoşa’daki Mağusa Kapısı ile Baf Kapısı. Bu iki kapının bekçileri iz bırakmadan gelip geçtiler Lefkoşa tarihinden. Ama Girne Kapısı’nın bekçisi Horoz Ali onlar kadar silik biri değilmiş ki, günümüzde tarih kitaplarını karıştıranların hâlâ karşısına dikilmektedir. Hem de tüm heybetiyle…
Uzun yıllar Girne Kapısı’nın bekçiliğini yapar Horoz Ali Ağa. Orayı adeta özel şatosuna çevirir. 1821’de Osmanlı yönetimi tarafından elden geçirilip yenilenen kapının üzerine zarif kubbeli küçük bir oda eklenmişti. Adam kısa uyku saatlerini geçirmek üzere geceleri bu odaya çekilirdi. Gündüzleri ise sabahın ilk ışıklarında açtığı kapıların önünde volta atardı… Kapıya içeriden ya da dışarıdan yaklaşan herkesi keskin ve sert bakışlarıyla incelerdi. Gözünün tutmadığı kişiyi içeriye sokmaz, geldiği yere gönderirdi. Dışarıya çıkacak Lefkoşalılara ise kapının kapanma saatini üzerine basarak anımsatırdı. Az ötedeki mezarlığı göstererek “Gecikirseniz orada merhumların konuğu olursunuz ha!” diye uyarırdı…
***
Bu otoriter bekçilik öyküsünün asıl ilginç yanı Horoz Ali’nin Osmanlı’dan adayı devralmak üzere gelen koskoca Britanya İmparatorluğu’nun öncülerini de, mezarlıkta ikamete zorlamaya kalkışmasıdır. 1878’de Larnaka’ya çıkan İngiliz görevlilerinin bir bölümü başkente girmek üzere Girne Kapısı’na dayanır. Ülkedeki olağanüstülüğü sezmiş ve bu yüzden hayli pimpiriklenmiş olan Horoz Ali, onları kapıda aşılmaz bir otoriteyle karşılar.
Hayatında ilk kez gördüğü bu değişik görüntülü parlak üniformalı insanları gözü tutmamıştır. Şehrini onlara kolay teslim etmeyecektir. Kapıyı açma emri almadığını belirtir. Gururlu imparatorluk kafilesine mezarlığın selvileri altında dinlenme tavsiyesinde bulunur.
Olacak şey miydi bu?!.. Başkenti teslim almaya gelen koskoca Büyük Britanya İmparatorluğu’nun öncüleri, giriş kapısında bir yaşlı adamın engeliyle karşılaşmıştı!.. Diplomatik kriz ha patladı, ha patlayacak!
Neyse ki kentin ileri gelenleri pürtelaş yetişirler. Durumu münasip dille başkentin sadık bekçisine anlatırlar. Kentin büyükleri o şekilde konuşunca Horoz Ali Ağa da ikna olur. Derin isteksizliğine ve hüznüne karşın kale kapılarını ardına kadar açıp Kıbrıs’ın yeni sahiplerini içeriye alır, “Aha anahtarlarınız” demeyi de ihmal etmez onlara…
İngiliz yetkililer anahtarları almazlar. Yüzleştikleri disiplin ve göreve bağlılık onları etkilemiştir… Sorumluluk duygusunu beğendikleri bu otoriter bekçiyi görevi başında bırakırlar.
***
Kıbrıs’taki bu sıra dışı olayın yankıları, zamanın İngiliz basınına dek uzanır… Fleet Street gazeteleri Horoz Ali Ağa’nın hem öyküsünü ve hem de fotoğraflarını yayımlarlar…
1825 doğumlu otoriter Osmanlı zaptiyesi Horoz Ali Ağa, İkinci Dünya Savaşı’ndan bir yıl sonra, 1946’da, Girne Kapısı üzerindeki odasında, kısa bir hastalıktan sonra öldüğünde, tam 120 yaşındaydı. Kıbrıs’ın en uzun yaşamlı kişilerinden biri olarak yaşama veda eder… Cenazesi mütevazı bir törenle kaldırılır… Kapısından içeriye almadığı kişileri dinlenmeye gönderdiği o mezarlıktaki selvilerin altında ebedi uykusuna terk edilir…
***
8 Ocak 1946 tarihli “Halkın Sesi” gazetesinde Horoz Ali Ağa’nın ölümüne dair kısa bir yazı yayımlanır. “M. Akif” imzalı yazı şöyle:
“Kıbrıs’ın en yaşlı adamı Horoz Ali Ağa, evvel akşam saat üçte ölmüştür. Merhum, Fotalı Osman Ağa’nın oğlu olup, Padişah Sultan Aziz devrinde kurra askeri olmuş, Sultan Murad ve Sultan Hamit devrinde adanın 1878 İngiliz işgali zamanına kadar, yani üç padişaha askerlik etmiştir.
Yaptığım hesaba göre merhum 120 yaşına basmış bulunuyordu. Ölüm yatağına yatıncaya kadar çalışmış, ölümünde evlat ve ahvat olarak 52 kişi bırakmıştır. Sözü doğru ve beş vakit namazını kılan bir Müslüman ve çok temiz bir Türk idi. Mevla gariki rahmet eyleye.”
Barbaro ve İrini burçları arasındaki Girne Kapısı 500 yıla yaklaşan geçmişiyle Lefkoşa’nın en önemli simgelerinden. Ünlü Venedikli mimar Proveditore Franscesco Barbaro’nun eseridir. 1931 yılına dek kentin kuzey giriş ve çıkışları buradan yapılırdı. Kapı Lefkoşa’yı küresel biçimde çepeçevre çeviren surların bir parçasıydı. 1931’de surlar iki yandan yıkılıp sağ ve soldan bilinen yollar geçirilince Girne Kapısı da orta yerde surlardan bağımsız bir konuma kavuşur. Bu antik kapı ile bütünleşen ve İş Bankası’nın armağanı olan Atatürk Heykeli ise oraya 29 Ekim 1963’de dikildi…
***
Çevresindeki tüm olumsuz etkilere karşın zamana yiğitçe direnen Girne Kapısı, sinesinde Osmanlı Padişahı 2’nci Mahmut ile İngiltere Kralı 3’üncü George’un anılarını da barındırmaktadır.
Kapının kente dönük yüzünde, Sultan Mahmut’un 1820 tarihli tuğrası var. Buna Latince bir yazı ile Hattat Şeyh Feyzi Dede tarafından eski Türkçeyle yazılmış bir sure eşlik etmektedir. Kapının çevresinde bulunan ve Kral 3’üncü George’un armasını taşıyan toplar ise Osmanlılar tarafından Akka savaşlarında Napolyon Bonaparte’a karşı kullanılmıştı. Daha sonra bu toplar, İngilizler tarafından Kıbrıs’a taşınmış ve bazılarının üzerine Büyük Britanya’nın kraliyet arması işlenmiştir…
Araştırmacı Ahmet Erdengiz’in saptamasına göre bu tarihi anıt üzerindeki kapı orijinaldir. 600 yaşındaki kapı Venedik yapısıdır. İtalya’nın Venedik kentinde bile benzeri bulunmayan bir kapı!… Halen tarihi Girne Kapısı içinde, turistleri bilgilendirme misyonuyla, bir Turizm ve Enformasyon bürosu faaliyettedir. Ve içeriye girenler Horoz Ali Ağa’nın yıllar önce kapı önünde çekilmiş görkemli fotoğrafıyla yüzleşirler…”
Ahmet Tolgay
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.