BİR DE SU BUNALIMI: “Asrın Su Projesi” olarak anılan KKTC’ye Türkiye’den Su Temin Projesi, Türkiye’nin Mersin ilindeki Alaköprü Barajı’ndan alınan suyu, deniz altından askılı boru sistemiyle KKTC’deki Geçitköy Barajı’na aktarır…
Dünyanın ilk deniz altı askılı boru hattı projesi olma özelliğini taşıyan bu sistemin ülkemize taşıdığı yüksek kaliteli su, 80 km.’lik deniz geçişini başarıyla tamamlayıp KKTC’nin Geçitköy Barajına düzenli ve dakik şekilde ulaşmasına rağmen, biz KKTC olarak bu suyun ülke içindeki dağıtım ve ulaşımında yeterli başarıyı gösteremiyoruz…
Neden mi?
Projeye ilişkin yerel alt yapı yetersizliklerinden ve bu yetersizlikleri gidermede gösterdiğimiz kayıtsızlıklardan dolayı…
İşte bugünlerde yine Mağusa bölgesinde çok ciddi bir su bunalımı yaşamaktayız…
Mağusa bölgesi su bunalımının açık vurgusu şudur: Anadolu’nun suyu 17 Ekim 2015 tarihinden bu yana ülkemize akmasına rağmen, aslında hayat suyumuz olan bu nimeti düzgün, arızasız ve adil biçimde ülkenin her köşesine başarıyla taşıyamadık ve tevzi edemedik…
Bu proje ülkemizin 50 yıllık su ihtiyacını giderme adına uygulamaya konulmuştur… 50 yıl içinde yerel su kaynaklarımızın ıslah edilmesi ve canlandırılması projenin önemli öngörülerinden biridir…
Oysa, Geçitköy’den pompalanan su ne zaman arıza gösterse, ortaya çıkan geçici su darlığını bile yerel kaynaklarımız telafi edemiyor, karşılayamıyor…
Bu durum da, 11 yıl içinde yerel kaynaklarımızın ıslahı ve zenginleştirilmesi bağlamında tek bir adımın atılmadığının, dahası var olan yerel su kaynaklarımızı affedilmez bir ihmalle yoksullaştırdığımızın da bir diğer acı göstergesidir…
Gelelim diğer bir konuya: 10 yıl kadar önce Anadolu suyunun ülkemize taşınmasına muhalefet edip tepki koyanlar vardı…
Ki, aralarında “çevreci” ve hatta “biyolog” geçinenler de vardı…
Onların da hiç değilse ülkemize bir özür borçları vardır…
İşte yine bugünlerde Mağusa bölgemizin dramatik durumu… Suyla imtihanı…
Eğer Anadolu’nun aziz suyu gelmeseydi, gittikçe nüfusu artan kurak KKTC’nin hali ne olurdu?
*
KRİZİN SARMALINDAN ÇIKABİLMEK: Kaderi ve hatta geleceği “bacasız endüstri” turizme bağlı olan ada ülkemizde, turizm sektörümüzün, üretim ve hizmet sektörlerini de arkası sıra çeken bir lokomotif olduğu içinde bulunduğumuz bu kriz ortamında bir kez daha ortaya çıktı…
Otellerin tüketici nitelikli turist müşterileri, bu bölgesel savaş atmosferinde ellerini – ayaklarını ülkemizden çekince, biz bize diz dize kaldık ve piyasada da yaprak kıpırdamaz oldu…
Bütçesini ve finansmanını turizmden kaynaklanan vergiler, yan gelirler ve katma değerlerle dengeleyebilen hizmet sektörü de, kaçınılmaz biçimde ağırlaşan bu güncel bunalımın sarmalına girmiş durumda… Daha şimdiden işten durdurmalar, üretimi ve ithalatı kısmalar başladı…
Yoğun katılımlı ve paydaşlı bir kriz masası ile duruma el atmak aciliyet arz eden bir durum… Alınabilecek etkin önlemler elbette ki vardır…
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan’ın yanı sıra Avrupa ülkelerini de yardıma çağırmış durumda…
Bizim de Anavatan Türkiye’den isteyebileceğimiz yardımlar, çareler ve görüşler vardır elbet…
“Bunalımın sarmalından nasıl çıkılır?” sorusu, kurulması gereken kriz masasının ana teması olmalı…
Bu konuda her görüşün değeri var ve “görüş görüşten üstündür” mottosu da her daim geçerlidir…
Kesin zamanı belli olmasa da, elbet bu küresel kriz de atlatılacak…
Ama atlatılırken hem fazla hasar almamak ve hem de krizlerden çıkış konusunda hafızaya yerleşecek deneyimler kazanmak gerek…
İşte o deneyimlerden bazılarının, 2019’da patlak veren ve kesintisiz 2 yıl süren pandemi döneminden hafızalarda bulunması gerek… Karantina altındaki ülkemizde yaprağın bile kıpırdamadığı nice ayı atlatan KKTC’miz, elbet bugünün krizinden de en asgari hasarla çıkabilmenin yollarını bulabilecektir…
“Elden bir şey gelmez” kaderciliği ile krize teslim olmamak ve krizle mücadele etmek gerek…
*
KÂBUSA DÖNÜŞEN TRAFİK: Ercan Havalimanı’ndaki trafik sorununun çözümü için önemli kararlar alınmış!
Dilerim çözülür…
Ya ülkenin genel trafik sorunları?
Çünkü ülke Ercan’dan ibaret değil…
Ercan da sonuç itibarı ile bu ülkenin, gerçeklerinin ve sorunlarının bir parçası…
KKTC trafiğine çıkmak, artık cehenneme çıkmakla eş anlamlı…
Hele Kıbrıs’ın eski asude trafiğini bilenler ve o trafiği boşuna özleyenler için…
Yaşı müsait olanlar çok iyi anımsarlar… Kâbusa dönüşen bu Kıbrıs’ın trafiği1970’li, 1980’li yıllarda kazasız – belasız asude bir düzen idi…
Bozulmamış bir doğa içinde ve sakin tenha yollarda araba kullanmanın mutlu gezintiler olduğu o yıllar nasıl da tarih oldu!
Artık araba gezileri de yok, araba gösterişleri var…
Ahmet Tolgay
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.