Hasan Hastürer

Sokaktaki yüz kişiye, “Hangi takımı tuttuğunu” sorun…





İsterseniz, başlıktan başlayalım.

   Kuzey Kıbrıs’ın herhangi bir yerleşim yerinde yüz kişiye, “Hangi futbol takımını tutuyorsun?” sorusunu sorun. Çok iddialı olacak ama yüzde üçü Kuzey Kıbrıs futbol liglerinden bir takım ismi vermeyecek. Tam bu noktada torunum Alen, “Üç bile değil” dedi.

   Kıbrıs’ın güneyinde aynı soru, Kıbrıslı Rumlara sorulsun… En az yüzde doksanı hatta fazlası, Güney Kıbrıs futbol liglerinden bir takım ismi verecek.

Bunu sadece futbol sınırları içinde sorgulamaya kalkarsanız, sağlıklı sonuç alamazsanız.

***

   Futbol… Kimi için bir oyun, kimi için bir endüstri. Ama inkâr edilemez bir gerçek var: Futbol, modern çağın en yaygın “duygusal dini.” Tribünler mabedi, formalar kutsal simgesi, taraftarlık ise aidiyetin en saf hâli

Dünyada böyle. Peki ya Kıbrıs’ta?

   Kuzeyde de var futbol, Güneyde de… Aynı adada, aynı topun peşinde koşan iki ayrı hikâye. Oysa başlangıç farklı değildi. Kıbrıs futbolu bir zamanlar Türkler ve Rumların birlikte yer aldığı Kıbrıs Futbol Birliği (KOP)  çatısı altındaydı.. Aynı ligde oynanır, aynı heyecan paylaşılırdı. Ta ki 1 Nisan 1955’te EOKA kurulana kadar…

***

Siyaset sahaya indiğinde, futbol tribünlerde kalamazdı. Kıbrıs Türk takımları ligden dışlandı. Kıbrıslı Türklerin kulüpleri kendi yolunu çizdi. Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu doğdu. Bu bir mecburiyetin sonucuydu.

   Kıbrıslı Türklerde futbolda da yetenek var mıydı? O hep vardı. Bu topraklar nice futbolcu yetiştirdi. Mustafa Defteralı ismi hâlâ hafızalardadır. Kıbrıs futbol tarihini bilenler için o, sadece bir futbolcu değil, bir referans noktasıdır. Çetinkaya’nın Rumlarla aynı ligde şampiyonluk yaşadığı günler ise bugün bir hatıradan ibaret.

***

   1963 sonrası nasıl ki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası kimliği Rumlara kaldıysa, futbolda da benzer bir tablo oluştu. Uluslararası tanınırlık onların, izolasyon da bizim kaderimiz oldu.

   Ama asıl mesele sadece siyaset değil…

   Bugün Kıbrıslı Türkler futbolu oynuyor, mu? Evet, oynuyor. Ama futbolu yaşamıyor. Çünkü futbol sadece sahada oynanan bir oyun değildir. Ekonomidir, kültürdür,  sosyal hayatın dinamik bir parçasıdır. Biz o bütünlüğü kuramadık.

***

   Dün akşam İstanbul’da oynanan Galatasaray – Fenerbahçe maçı… Kuzey Kıbrıs’ta hayat adeta durdu. Herkes o maçı konuştu. Ekran başında rekor izlenme… Bu kötü mü? Hayır. Ama düşündürücü. Bizim lig maçlarımızın ekrandan canlı yayınları ne kadar izleniyor? Yanıt için düşünmeye bile gerek yok.

Kimse farklı mana çıkarmaya çalışmasın… Kendi ligin, başka bir ligin gölgesinde kalıyorsa, orada ciddi sorun var. Futbolumuza da sporda en temel insan haklarına aykırı olarak ambargo uygulanırken, daha da düşündürücü ambargo kendi futbol severlerimizden uygulanıyor. Bu konuda Kıbrıs Türk Futbol Federasyonunun bir görüşü, bir eylem planı, bir politikası var mı? Ya da sporumuz hükümetin neresine bağlıysa orada bir politika var mı?

***

Güney’e bakın… Kulüplerin mağazaları var, marka değeri var, taraftarla kurulan bağ güçlü. Bizde ise hâlâ günü kurtarma anlayışı. Bir iş insanı gelir, bir süre destek olur, başarı gelir gibi olur… Sonra? Sessizlik… Dağılma… Hayal kırıklığı… Burada bir parantez açmak gerekir.

   Mağusa Türk Gücü Başkanı Koral Bozkurt istisnasıdır. Koral Bozkurt’un Mağusa Türk Gücü’ne yaptığı katkılar, bir kulübün nasıl ayakta tutulabileceğinin örneğidir. Bir biçimde dışa açılacak olsak, MTG en hazır olandır.

Genel geçer kuralı belirtelim. Futbol sistem işidir, bireysel fedakârlıklarla sürdürülemez.

***

Başarı nedir?

   Şampiyonluk mu? Avrupa’da oynamak mı? Altyapıdan yetişen oyuncu mu? Taraftar bağlılığı mı?

   Bu soruların cevabı net değilse, alkış da anlamsızdır. Çünkü ölçüsüz alkış, yanlışı büyütür. Yanlış büyüdükçe futbol küçülür.

Ve şimdi en can yakıcı soru:

   Kuzey Kıbrıs’ta 50 yaşın üzerindeki bir taraftar, tuttuğu takımın başkanını, teknik direktörünü ve üç futbolcusunu isimleriyle sayabiliyor mu?

   Eğer cevap “hayır” ise, sorun futboldan ötedir. Sorun, aidiyetin kaybolmasıdır.

Aidiyet yoksa, yüksek ilgiyle televizyondan izlenen futbol sadece bir gösteridir. O gösteri, hiçbir zaman bu topraklarda gerçek futbolun yerini tutmaz.

   Uzaktan, taraftarlık platonik aşk gibidir.

Sokaktaki yüz kişiye, “Hangi takımı tuttuğunu” sorun…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.