Karşılıklılık ve ilişkisel denge üzerine bir metaforla başlayalım.
Evlerinin bahçesini birlikte büyüten bir çift düşünün.
Bahçenin oluşumuna başlanan ilk günlerin heyecanıyla çiftin her ikisi de toprağa eğilir, birlikte ekim yapar ve fidelerini birlikte sular.
Bahçede yeşeren her filiz, ortak emeğin sonucudur.
Zamanla çiftlerden biri bahçeyle daha az ilgilenmeye başlar. “Bugün de sen ilgileniver,” derse, diğeri belli bir süre ses etmez; sulamaya, bahçeyi otlardan temizlemeye ve bakım vermeye devam eder.
Bahçe hâlâ yeşildir; ancak artık tek kişinin emeğiyle ayaktadır. Bir gün o kişi de yorulur. İki kişilik işi tek başına yapmanın huzursuzluğu da onu durağanlığa iter. Toprak yerindedir, tohumlar aynıdır; ancak bakımdan yoksun kalan bahçe yabani otlar arasında görünmez hale gelir ve kaybolmaya başlar.
Erich Fromm, sevgiyi pasif bir duygu olmaktan çok bakım, sorumluluk ve süreklilik gerektiren aktif bir eylem olarak ele alır.
Fromm, bu sürekliliğin tek taraflı sağlanamayacağını da vurgular.
İlişkilerde en çok gözden kaçan gerçek de budur: İlişkileri başlatan çoğu zaman duygu durumu iken, ilişkinin devamlılığı, karşılıklılık, birliktelik ve denge üzerine kurulmalıdır.
Birçok insan ilişkilerinde hesap yapıyor olduğunu kabul etmez. Ancak içten içe, ilişkiye kimin daha çok emek verdiğini bilir. Bir taraf daha çok çabalar, daha çok düşünür, daha çok anlamaya çalışır. Diğeri ise çoğu zaman bu emeği doğal kabul eder.
İlk başta bu durum sorun edilmez; hatta çoğu zaman daha çok seviyor olmanın bir göstergesi gibi algılanır. Oysa zamanla mesele davranışlardan çıkar, değere dönüşür. İnsan yalnızca sevmek değil, sevildiğini hissetmek de ister.
Robert Cialdini’nin ortaya koyduğu karşılıklılık ilkesi, bu sürecin psikolojik temelini açıklar.
İnsan, kendisine yapılanı geri verme eğilimindedir. Bu eğilim çoğu zaman bilinçli değildir; içsel bir zorunluluk gibi işler. Bu nedenle ilişkilerde denge, matematiksel eşitlikten çok, hissedilen karşılıklılıkla ilgilidir.
Sosyal değişim kuramı ise insanların ilişkilerde görünmeyen bir denge aradığını söyler.
İnsanlar, verdikleri ile aldıkları arasında anlamlı bir uyum görmek isterler.
Bu uyum bozulduğunda ilişki bir anda bitmez; yavaş yavaş çözülür. Önce küçük şeyler birikir: karşılık bulmayan ilgi, fark edilmeyen çaba, görülmeyen emek… Ardından ise sessizlik başlar.
İnsanlar öncelikle susmaya başlar, sonra daha az dinler, daha az paylaşır ve daha az hisseder.
İlişki bitmeden önce duygular tükenir.
Sevgi yalnızca vermek de değildir; karşıdakini görmek, anlamak ve ilişkiyi birlikte büyütmektir. Tek taraflı sürdürülen her bağ, bir süre sonra sevgi olmaktan çıkar ve bir yük haline gelir.
Sonuç olarak ilişkilerde denge, eşit olmak değildir; değerinin karşılık bulduğunu hissedebilmektir.
Çünkü hiçbir ilişki tek taraflı emekle uzun süre ayakta kalamaz. Ve hiçbir bahçe, yalnızca bir kişinin çabasıyla sonsuza kadar yeşil kalmaz.
İlişkilerin sürdürülebilirliğini baltalayan temel unsur, karşılıksızlığın zamanla ağırlaşan sessizliğidir.





Yorumlar kapalı.