Demokrasiler sadece sandıkta kurulmaz. Sandık, son noktadır. Asıl hikaye, o sandığa gidene kadar yazılır. O hikayenin en kritik araçlarından biri de kamuoyu yoklamalarıdır. Bu yoklamalar gerçeği mi gösterir, yoksa gerçeğin yanıltıcı gölgesini mi üretir?
KKTC’de seçim esintisinin başladığını anlamak için kamu oyu yoklamalarının ortaya çıkmaya başlayıp, başlamadığına bakmanız yeter.
***
Kamuoyu yoklamaları demokratik yaşamın vazgeçilmez unsurlarındandır. Çünkü halkın ne düşündüğünü bilmeden siyaset yapmak, pusulasız, hatta rotası olmayan bir gemiyle denize açılmak gibidir.
Sadece seçim sonuçlarını tahmin etmek için değil, toplumun nabzını tutmak, beklentileri anlamak, itirazları görmek için de gereklidir. Sağlıklı yapılan bir kamuoyu yoklaması, siyasetçiye rehber olur. Yanlış yapılan ise kabul ederse siyasetçiyi yanıltır, toplumu da kandırır.
Gelişmiş ülkelerde kamuoyu yoklamaları bir araçtır, yön vermez, yol gösterir. Halkın talepleri ölçülür, analiz edilir ve politika buna göre şekillenir. Çünkü orada amaç halkı ikna etmek değil, halkla uyum içinde hareket etmektir. Siyasetçi halkın önünde değil, yanında yürümeyi öğrenmiştir.
***
Ama demokratik anlamda gelişmemiş ya da gelişmekte olan, KKTC gibi ülkelerde tablo farklıdır. Çok istisnai örnekler hariç Kuzey Kıbrıs’ta kamuoyu yoklamaları çoğu zaman gerçeği anlamak için değil, gerçeği öğrenip halkı yanlış yönlendirmek için kullanılır. Özellikle seçim dönemlerinde yayımlanan anketler, seçmenin psikolojisini etkilemeyi hedefler. “Kazanan” algısı yaratılır, kararsız seçmen o yöne doğru itilir. Bu bir tür psikolojik harekâttır. Sandık kurulmadan zihinlere yönelik işgal harekatıdır..
***
Manipüle edilmiş anketler, siyasetin en tehlikeli oyuncaklarından biridir. Çünkü rakamlar soğuktur ama etkisi sıcaktır. Bir parti için yüzde 30 derler, o yöndeki seçmen ya da partili kendini güçlü hisseder, yüzde 10 derler, moral çöker. Hatta “Boşuna oyunu verme, yanar” diyenler bile çıkar. Gerçek neyse değişmemiştir ama algı değişmiştir. Siyasette çoğu zaman algı, gerçeğin önüne geçer.
Kuzey Kıbrıs gibi küçük toplumlarda bu durum daha da belirgindir. Çünkü burada herkes birbirini tanır, herkes birbirinin ne düşündüğünü az çok bilir. Buna rağmen yapılan bazı kamuoyu yoklamaları, adeta “parayı veren düdüğü çalar” anlayışıyla hazırlanır. Sonuç değil, sipariş teslim edilir. Anket değil, ilan yayımlanır.
***
Oysa küçük yerlerde doğruyu bulmak aslında zor değildir. Sokağa çıkın, beş kişiye sorun. Beş kişiden bir kişi, bir parti diyorsa, o %20 oranını verir. Dört kişiden bir kişi, bir parti diyorsa, %25 demektir. Tabloyu anlamak için akademik araştırmaya bile gerek yoktur. Elbette bu bilimsel bir yöntem değildir ama samimi bir gözlem çoğu zaman manipüle edilmiş anket verilerinden daha değerlidir.
Sokakta beş kişiden biri UBP diyor mu?
Yada, beş kişiden kaçı CTP diyor?
Sorun, kendi anketinizi kendiniz yapın.
Benzer soruları 10 kişiye sorarak daha çok partili sonuç alırsınız.
***
Sorun anketlerde değil, niyettedir. Eğer niyet halkı anlamaksa, anket kutsal bir araçtır. Ama niyet halkı yönlendirmekse, o anket demokrasiye zarar verir. Çünkü demokrasi, doğru bilgi üzerine kurulur. Yanlış bilgiyle alınan her karar, eksik bir iradenin ürünüdür.
Siyasetçinin en büyük hatası, kendi yazdırdığı ankete inanmasıdır. Bu bir tür aynaya bakıp kendini dev aynasında görmektir. Oysa sandık günü geldiğinde ayna kırılır, gerçek ortaya çıkar.
Kamuoyu yoklamaları ya demokrasiyi güçlendirir ya da zehirler. Aradaki fark, yöntemde değil, vicdandadır.





Yorumlar kapalı.