Ahmet Tolgay

Pazartesi notları





   PROVOKASYONLAR TÜRKİYE’NİN YÜREĞİNDE: Biz Kıbrıs’ta bayrak yakma olaylarıyla meşgulken, organizasyonun boyutlarının altını çizen bir kışkırtma da İstanbul’da sergilendi… Paskalya’da tavan yapan faşist ve ırkçı Hellenik provokasyonlar Türkiye’nin yüreğine dek uzandı böylece…
Binlerce Türk turist yine yaz tatili için Yunanistan topraklarına vizesiz rezervasyon yaptırma yarışına girerken, iki Yunan turist de, Ayasofya Camisi’nde Bizans bayrağı açarak fotoğraf çektirdi.
Cürete, kışkırtmaya ve şımarıklığa bakar mısınız…
Hani turizm barış idi?
Bunlar turizmin barış boyutunu da istismar etmekten çekinmiyorlar!..
Kapıdaki güvenlik yoklamalarına rağmen bu bayrağın cami içine montta gizlenerek sokulduğu anlaşıldı…
Bayrak üzerinde ‘Ya Ortodoks ol, ya da öl’ ifadesi yer alıyordu.
İki Yunan turist, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla tutuklandı.
Dönemini asırlar önce kapatan Bizans, tarihin yıkıntıları ve külleri altında çoktan kalmıştır… Ve mezhebi ne olursa olsun, Ortodoksluk da olsun tüm dinler barışı, uzlaşmayı ve kardeşliği telkin etmektedir…
Bu gerçeğe karşın hastalıklı ruhların var olması ve hatta bunların giderek çoğalması uygarlığın da, barışın da, huzurun da riskli yörüngelerden çıkamadıklarının acı göstergesidir…
Bu hasta ruhların kimisi Kıbrıs’ta yığdığı odunların üstünde ulusların ve kültürlerin saygın simgesi olan bayrakları yakar, kimisi gelecek paskalyanın Türk halkının harem-i ismetinde kutlanacağını ilan eder, kimisi de gider Bizans’ın tarihin külleri ve yıkıntıları altında kaldığının simgesel anıtı olan Ayasofya Camii’nde  Ortodoksluk adına Bizans bayrağı açar…
Gerçekten şifaya muhtaçtırlar…
Çünkü ateşle oynayanın kendini o ateşte yakabileceği gerçeğiyle bir türlü yüzleşemiyorlar…
*
   MAD MAX SENDROMU: Alternatifi bulunamayan petrol, geçmişi pek de uzaklarda olmayan endüstriyel uygarlığın enerjisi ve can suyudur… Endüstri devrimiyle birlikte kendini kesin ve net biçimde gösteren bu gerçek, siyasal entrikaların ve savaşların da tartışılmaz  nedeni ve gerekçesi olabilmektedir…
Küresel bir etkinin tarihini yazmakta olan Ortadoğu savaşları petrol savaşlarının kaçınılmazlığının da  güncel örneğidir… Duruma bakıldığında, petrol kaynakları yoksullaştıkça bu savaşların giderek yaygınlaşacağını ve şiddetleneceğini söylemek de kehanet sayılmaz…
Endüstriye dayanan uygarlıklar gelişip büyümektedir ve bu büyümeyi beslemekte olan petrol kaynakları da  yetersiz kalmaktadır…
Bu yetersizleşmenin  insanlık yaşamına getireceği olumsuzluklara dair düşünce sanat çevrelerini de meşgul etmekte ve bu konuda çeşitli sanat ürünü yaratılmaktadır…
2015 yılında Hollywood tarafından yapılan görsel bir hamle, hem Amerikan dünyasının petrolsüz kalma kaygılarını anlatan ve hem de petrolsüz kalan insanların nasıl barbarlaştıklarını gözler önüne seren ürpertici bir sanat şölenidir…
Sözünü ettiğim görsel hamle başrolünde Avustralyalı aktör Mel Gibson’un olduğu “Mad Max” (Çılgın Maks) filmleridir… Ki arkasından benzerleri de yapılmıştır…
Mad Max öyküsünde, nükleer bir savaştan sonra oluşan kıyamette hayatta kalabilen insanlar barbar bir topluluğa dönüşmüştür… Çorak araziler üzerinde yokluklar içinde birbirlerine karşı ölüm – kalım savaşındadırlar… Suyun ve gıdanın bulunabileceği yeşil alanlara ulaşmak istemektedirler… Gelgelelim ellerindeki ulaşım araçlarını çalıştırabilecek yeterli benzinden yoksundurlar…
O çorak arazilerde, o kıyamet ortamında birbirlerine karşı giriştikleri benzin   kavgaları gerçek kıyametin amansız göstergeleridir…
Barbarlaşan insanlar bir yandan birbirlerinin elindeki benzini alabilmek için katliamlar yapmakta, bir yandan da bu katliamlarda ne kadar çok insan ölürse eldeki kaynakların da o kadar çok yeterli olabileceğini düşünmektedirler…
Barbarlaşan insanlara “yaşamak için öldür” hırsı egemen olmuştur…
Bugün Ortadoğu platformunda tanık olduklarımız da bir Mad Max sendromundan başka bir şey değildir.

Pazartesi notları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.