Hasan Hastürer

Erhürman’ın performansı… Görünür olan yok sayılmaz…





   15 Kasım 1983’te KKTC’nin ilan edilme sürecinde, adını boş verin Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin (KTFD) Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönetme hakkı çerçevesinde devleti olduğunu söyleyip, KKTC ilanının, Kıbrıs Türk Halkı’nın çıkarlarından çok bazılarının kişisel çıkarları için DARBE OLDUĞUNU SÖYLEDİM.

   İlan edildikten sonra ise eleştirilerim saklı kalmak koşuluyla yine Kıbrıs Türk halkının çıkarlarına saygıyla KKTC’yi gecikmesiz sahiplendim.

   Yakın çevremizde o süreçte Rauf Denktaş’ın yol arkadaşı olmayanlara, “KTÖS’ten bu yola gidenleri boş verin. Yarın bunlar yan çizer ve Kıbrıs Türk halkının kendi yönetmesinin kurumsal adı KKTC’yi savunmak bize kalır.”  dedim.

   Kıbrıs’ta kalıcı, yaşayabilir bir çözümü savunurken bu çizgimden de milim sapmadım.

***

Bir kez daha yazayım. Kıbrıs’ta siyaset çoğu zaman satır aralarında okunur. Söylenen kadar söylenmeyen, gösterilen kadar gizlenen önemlidir.

   Hele ki diplomasi sahnesinde, bir bayrağın masada olması ya da olmaması, bir liderin hangi sıfatla oturduğu, hangi araçla geldiği bile başlı başına mesajdır. İşte tam da bu nedenle Kıbrıs Rum liderliğinin son dönemdeki  tepkilerini “geleneksel yakın markaj” olarak tanımlamak yanlış olmaz.

***

Rum yönetimi, Kıbrıs Türk tarafının görünürlüğünden rahatsız. Bunu artık gizleme ihtiyacı da duymuyor. Oysa tarihsel gerçeklik ortada…  21 Aralık 1963’ten sonra Kıbrıs Cumhuriyeti, fiilen Kıbrıslı Rumların kontrolüne geçti. Bu bir yorum değil, yaşanmışlığın kendisidir. Ancak gelinen noktada ilginç bir çelişki var. Fiili durumu kabullenen ama hukuki ve siyasi gerçekliği tek taraflı tanımlamaya çalışan bir yaklaşım.

***

   Rahatsızlığın güncel kaynağı çok net… Kıbrıs Türk tarafının sesi duyuluyor. Daha da önemlisi, bu ses uluslararası platformlarda karşılık buluyor. Bu noktada Tufan Erhürman ismi öne çıkıyor.

   Erhürman sadece bir cumhurbaşkanı değil. Aynı zamanda müzakere masasındaki Kıbrıs Türk toplumunun lideri. Bu iki sıfatın birleşimi, onu sıradan bir siyasi figür olmaktan çıkarıyor. Çünkü temsil ettiği yalnızca bir makam değil, Kıbrıs Türk halkının iradesi.

   Erhürman’ın Antalya’daki temaslarda yaşanan bayrak tartışması bu yüzden sembolik ama bir o kadar da anlamlıdır. Erhürman ile BM’nin üst düzey ismi Rosemary  DiCarlo  arasında gerçekleşen görüşmede masada KKTC bayrağı ve BM Bayrağının yer almasına Rum tarafı tepki gösterdi.  Masada BM bayrağı ile birlikte KKTC bayrağının bulunması Rum tarafını rahatsız etti. Peki neden?

   Sorunun cevabı basit ama rahatsız edici… Çünkü bu görüntü, Kıbrıs Türk tarafının varlığını görünür kılıyor. Görünürlük ise eşitlik talebinin en güçlü zeminlerinden biridir.

***

   Aynı Rum liderliği, ara bölgede yapılan görüşmelere Erhürman’ın KKTC bayrağı taşıyan resmi makam aracıyla ulaşmasına  neden ses çıkarmıyor? Eğer mesele bayraksa, tutarlılık nerede? “Bayraklı arabayla gelirse görüşmem” demek neden akıllarına gelmiyor? Tabii akıllarından geçirdiklerini varsayalım, itiraz etmek kolay mı?

Mesele bayrak değil. Mesele, kontrol edilebilir alanlar yaratmak. Masadaki bayrağa itiraz ederek semboller üzerinden mesaj vermek, ama sahadaki gerçekliği  sessizce kabullenmek. Bu, klasik bir diplomatik manevra ya da çok yüzlülüktür.

***

Ancak gözden kaçırılmaya çalışılan  önemli bir nokta var: Tufan Erhürman’ın duruşu.

   Erhürman, düşünceleri yazılı veya sözlü olarak etkili, ikna edici ve güzel bir şekilde ifade etmeden çok içerikle konuşan bir profil çiziyor. Söyledikleri kadar söylemedikleri de dikkat çekiyor. Bu da Erhürman’ı Rum liderliği açısından daha “zor” bir muhatap haline getiriyor. Çünkü sloganlarla değil, argümanlarla ilerliyor. Dünya, barış ve uzlaşı diliyle konuşuyor, masayı da terk etme niyeti göstermiyor.

***

İşin daha da ilginç tarafı ise içeride, “ bizim mahallede” yaşananlar. Kıbrıs Türk tarafında da Erhürman’ın özellikle BM çevrelerinde gördüğü kabulden rahatsız olanlar var. Bunu kabullenmekte zorlananlar, farklı yaklaşımlarla Erhürman’ın bu durumunu, siyasetle izah etmekte zorlanıyor. Buna bir hastalık diyebilirim. Kıbrıs Türk Halkının bile parçası olduklarını söyleme sorunları olanlar…

Eleştiri elbette olacaktır. Olmalıdır da. Ancak eleştirinin niteliği önemlidir. Sığ, dedikodu düzeyinde, bilgiye dayanmayan yaklaşımlar ne siyasete katkı sağlar ne de toplumsal bilinç üretir. Tam tersine, tartışma zeminini kirletir.

Bu satırların yazarı olarak gürültüye değil, bilgiye kulak vermenin doğru olduğuna inanırım..

***

   Kıbrıs meselesi, sloganlarla çözülecek bir mesele değildir. Diplomasi dili, sabır ve derinlik ister. Bugün yaşananlar da bu uzun yolun, küçük ama anlamlı duraklarıdır.

   Rum liderliğinin yakın markajı aslında bir korkunun dışa vurumudur. KKTC’nin, KKTC liderliğinin, kurumsal yapılarının kontrol edemedikleri görünürlüğünde  duyulan rahatsızlık.

   Bu durumdan geleceğe yönelik endişem var mı? Yok. Genel geçer doğrudur… Görünür olan yok sayılamaz.

Erhürman’ın performansı… Görünür olan yok sayılmaz…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.