Ahmet Tolgay

Yok olan sinema kültürümüz





Bir dostum uğradı bana geçenlerde… “Sen bir sinemaseversin… Hadi kalk sinemaya gidelim bu gece seninle” dedi…
Bendeki o değişimi işte o anda fark ettim… Hiç ilgimi çekmedi bu davet…
Yıllar boyu yaşam biçimim olan ve beni karanlık salonlara bağımlı hale getiren sinema tutkum yok olmuş!
Sinema olayından tümden kopmadım gerçi… Televizyonda ya da bilgisayarda seçtiğim filmleri yine izlerim… Özellikle klasikleri bilgisayarda indirip izlemek alışkanlıklarım arasında…
Ama sinema salonlarına gitmek gibi bir coşkum kalmadı doğrusu…
*

Bir süre önce akil figürümüz Yücel Dolmacı sosyal medyadaki ilginç ve içerikli paylaşımlarından birinde bize sinema kültürünün Kıbrıs Türk toplumunda yıllar boyu bir yaşam biçimi oluşturduğunu anımsattı…
Teşekkürler Yücel Bey…
Ben bunu anımsarken derin bir de hüzün duydum gerçekten… Çünkü bir zamanlar toplumsal yaşam biçimimize dönüşen o sinema kültüründen eser kalmadı artık…
Sinemalar açılmamak üzere kapandı… Birkaç açık salona insanlar gitmez oldu… “Bunca eğlence alanı ve olanağı varken sinemaya gitmesem de olur” düşüncesi günümüz insanına egemen oldu…
*
Yücel Dolmacı söz konusu paylaşımında, bu yaşında hâlâ sinema sevgisini iliklerine dek koruyan emekli maliye bürokratı Yaşar Artam tarafından Gönendere’deki o nostaljik “Hürriyet Sineması”na bir grup arkadaşı ile birlikte götürüldüğünden ve oradaki izlenimlerinden söz etmektedir… Bu sinema Yaşar Artam’a, sinemacılık da yapan babasından kalan bir mirastır… Artık bir geliri ve getirisi yok, ama buram buram kültür yayıyor…
Yıllar boyu hem Göndendere’ye ve hem de bölge halkına sinemanın şahane büyüsünü sunan o mekân, ülkemizde yok olan önemli bir kültürün tek mütevazı müzesidir şimdi…
Etkin olduğu yıllarda ta Lefkoşa’dan ve ta Mağusa’dan köy atmosferinde ve gece serinliğinde film seyredebilmek için yola düşüp o yazlık sinemaya gidenler vardı…
*
Değerli okurlarımdan Alkan Mehmet Gürol, sineması ile birlikte eski Gönendere’yi şöyle anlatıyor:
“Hafta sonu Cuma – Cumartesi akşamları sinemanın yoğun geceleri idi… Şölen geceleri… Tabii ki, ben de çok giderdim ‘Hürriyet Sineması’na… İkindin yerler sulanır, tozun kalkması önlenirdi… Civar köyler devamlı gelirdi o sinemaya, çeşitli araçla…
Daha sonra Sütlüce’ye yazlık bir sinema yapıldı… Kışlık salona da dönüştürüldü orası… Filmler değişik olduğu için bir akşam Sütlüce’ye, diğer akşam Gönendere’ye  giderdik. Rahmetli Kasap Orhan’da fırın kebabı yerdik sinema gecelerinde… Bu da geleneğe dönüşmüştü..
Üç arkadaş büyük Türk köyü Gönendere’nin monoğrafi çalışmasını yapmıştık. Kıbrıs’ta en çok tarımsal toprağı olan köy Gönendere idi…
1928 – 1932 yıllarında büyük kuraklık olmuştu… Gönendere ve civar köyler halkının büyük bölümü İngiliz sömürge yönetimine vergi veremediğinden hapse atılmamak  için Anavatan Türkiye’ye gemilerle ve gizli olarak göç etti… Gönendere’nin sineması kadar bilinen ünlü bir de orta okulu vardı… Önemli kişiler ve eğitimciler çıktı Gönendere’den…”
*
Yine, Yaşar Artam’ın daveti ve teşvikiyle ben de o müzeyi ziyaret etme şansını yakalamıştım birkaç yıl önce… Ve hatta müstesna bir gecede, minik müzenin karşısındaki   yazlık “Hürriyet Sineması”nda film seyretme zevkini de yaşadım…
Cem Yılmaz’ın bir yapımı idi…
*
Yücel Dolmacı sinema müzesinde izlemekten etkilendiği sinema objelerini fotoğraflayarak anlatırken, hâlâ korunan ve sinemanın beyni olan eski projeksiyon makinesinden de söz etti…
Keşke, çoktan tarihi görevini tamamlamış olan bu yorgun aygıtla bir de hatıra fotoğrafı çekseydi diye düşündüm…
Ben o şansı değerlendirerek bir fotoğraf çektirmiştim çünkü…
*
O aygıt, o köy odasında yok olan toplumsal bir kültürün simgesel hatırası olarak haşmetle ve vakurla duruyor…
Dijital kasetleri karanlık salonlarda beyaz perdeye yansıtan modern  projeksiyon makineleri artık çok daha değişik, çok daha sofistike… Eskiden “makinist” denilen film göstericileri, bu bilgisayarlı elektronik aygıtları kullanabilmek için artık esaslı eğitimden geçiyorlar…
Benim yüzlerce yazımda ve “Kıbrıs Türk Toplumunda Sinema Olayı”, “Sinema Albenisi”, “Kıbrıs’ın Orta yeri Sinema” adlı üç özel kitabımda anlatmaya çalıştığım o yaşam kültürünü “masumiyet yıllarının şöleni” olarak niteleyenler vardır ki, hiç de haksız değillerdir…
*
O masumiyet günlerinin sinema tutkusuna dair değerli okurlarımdan Gülen Ataner şunları yazdı adresime:
“Arada bir değindiğin eski sinema günlerini anımsatman çok duygulandırıcı… O yazıları okurken çok eskilere gidiyorum mutlaka ve mutlulukla… Temiz geçmişe, sakin ve hatta tek düze ortamlara, ufak-tefek şeylerden mutlu olabilen Kıbrıs halkına gidiyorum  bir zaman yolculuğunda…
İster yazda, isterse kışta olsun, sinemaya gideceğimiz gece çok mutluydum… Sadece film seyretmeyecektik… Kola da içecektik, fıstık, sandviç de yiyecektik film izlerken…
Beyaz perdede Belgin Doruk, Göksel Arsoy, Türkan Şoray, Cüneyt Arkın, Filiz Akın, Ediz Hun, Ekrem Bora, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Kartal Tibet görecektik…
İyi ki ben de bulundum o temiz, yalansız, riyasız, çıkarsız, bol ve vazgeçilmez sinemalı geçmişte…
İyi ki yaşadım o yılları…”
*
Bu yazım, şimdilerde yok olan nostaljik sinema kültürümüze ve nesli tükenmekte olan gerçek sinemaseverlere gitsin…
Sinema kültürünü günümüzde de yaşatabilme adına tutkulu bir özveriyle ve hatta cebinden para da harcayarak uğraş veren, Gönendere dışında da sinema afişleri sergileri açan,  baba mirasını zenginleştirerek koruyan emekli maliye bürokratı Yaşar Artam dostuma da buradan, bu vesileyle gönüller dolusu şükran ve selam…

Yok olan sinema kültürümüz
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.