Mete Tümerkan

İki Devlet Gerçeği ve Değişmeyen İrade





Antalya Diplomasi Forumu’nun bu yıl beşincisi yapılıyor. Dünyanın çok farklı yerlerinden 140’ı aşkın ülkeden devlet, hükümet başkanları ya temsilcilerin katıldığı forumda bu yılki tema “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek.”

Bu tema esas alınarak yapılan oturumlarda, belirsizlikleri sadece tespit etmek değil, yönetmek ve yeni bir gelecek tasarlamanın önemine vurgu yapıldı.

Antalya’daki forumda, dünyadaki kurulu sistemin artık yeterli olmadığı, dünyanın “eski kurallarla” yönetilemediği ve yeni bir düzen tartışmasının kaçınılmaz olduğunun da altı çizildi.

Dünyada jeopolitik gerilimlerin arttığı, güç dengelerinin değiştiği, küresel sistemin öngörülemez hale geldiği ve klasik uluslararası düzenin sorgulandığı koşullarda Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşmasında çizdiği çerçeve, forumun bu yılki teması ile birebir örtüşüyordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan “dünya güç bunalımıyla birlikte bir istikamet buhranı yaşıyor” vurgusuyla, aslında bu sistemin sadece siyasi değil, aynı zamanda ahlaki bir çöküş içinde olduğuna da işaret etti. Çünkü mevcut düzen, kuralları olan ama bu kuralları herkese eşit uygulamayan bir yapı hâline gelmiş durumda. Bu da sistemin meşruiyetini sorgulatıyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzen; Birleşmiş Milletler, güvenlik mimarisi ve “kural temelli sistem” söylemi üzerine inşa edilmişti. Ancak bugün gelinen noktada, bu yapının krizler karşısında etkisiz kaldığı açık. Gazze’de yaşananlar, Ukrayna savaşı ya da bölgesel çatışmalar, bu sistemin ya çözüm üretemediğini ya da taraflı davrandığını ortaya koyuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında bunların altını çizdi.

Aslında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” çıkışı da bu forumda ortaya koyduğu tezlerin üzerine tam olarak oturuyor.

Erdoğan’ın bu söylemi, sadece bir slogan değil; mevcut küresel düzenin temsil krizine yönelik doğrudan bir meydan okuma.

Burada kritik olan şu: Türkiye Cumhurbaşkanı, bu çöküşü sadece eleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda alternatif bir yaklaşım da öneriyor.

Erdoğan konuşmada sıkça vurguladığı “diyalog”, “diplomasi” ve “adil temsil” kavramlarını, yeni bir uluslararası düzenin temel taşları olarak ortaya koydu.

Özetle Erdoğan’ın konuşması, klasik anlamda bir diplomatik hitap değil; yeni bir dünya düzeni tartışmasının manifestosu niteliğindeydi. Ve bu manifestonun merkezinde şu iddia vardı: Eğer adalet, eşitlik ve temsil yeniden tesis edilmezse, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan sistem artık kendini taşıyamayacak.

Bugün yaşanan krizler de zaten bu çöküşün belirtileri olarak karşımızda duruyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması küresel sistemde yaşanan sorunlara yönelik tespit, eleştiri ve önerilerden ibaret değildi. Aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel meselelerdeki duruşunu, ilkesel çizgisini ve özellikle Kıbrıs konusundaki kararlılığını bir kez daha ortaya koyan güçlü bir çerçeve içeriyordu.
Bu nedenle gelinen aşamada Kıbrıs konusunu değerlendirirken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın forumdaki konuşmasını esas almak lazımdır.

Bugün dünya, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi bir “istikamet buhranı” yaşıyor.
Kuralların seçici uygulandığı, adaletin güç ilişkilerine göre şekillendiği bir uluslararası düzende, Kıbrıs meselesini hâlâ eski parametrelerle ele almak artık mümkün değildir. Çünkü gerçeklik değişti.
Kıbrıs meselesi ele alınırken Kıbrıs Adası’nda iki ayrı halk ve iki ayrı devletin varlığı esas alınmadan artık bir yere varılamaz.

Türkiye’nin uzun yıllar federasyon temelinde çözüm arayışlarına verdiği destek, Rum tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle sonuçsuz kaldı. 2017 yılından sonra Ankara’nın yeni bir yol haritası belirlemesi kaçınılmazdı. Bugün gelinen aşamada Türkiye’nin iki devletli çözüm politikasında ısrarcı olması, bir tercih değil; sahadaki ve masadaki gerçeklerin doğal bir sonucudur.

Erdoğan’ın konuşmasında öne çıkan bir diğer önemli husus ise, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni dışlayan yaklaşımları reddeden söylemiydi.

Doğu Akdeniz’de istikrar ve refah hedefleniyorsa, bu denklemden Kıbrıs Türkü’nü ve Türkiye’yi çıkarmaya çalışan her girişim başarısızlığa mahkumdur ve baştan sakattır.

Görünen o ki, Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki yaklaşımı çok nettir: Adil, kalıcı ve gerçekçi bir çözüm.
Bu çözümün yolu da iki devletli yapıdan geçmektedir. Çünkü geçmişin başarısız modellerine dönmek, sadece zaman kaybı değil, aynı zamanda yeni krizlerin de habercisi olacaktır.

Sonuç olarak, Ankara’nın Kıbrıs politikasında geri adım atması beklenmemelidir. Bu politika, konjonktürel değil, stratejik bir tercihtir.

Ve şu bilinmelidir ki, Türkiye bu çizgide kararlılıkla yürümeye devam edecektir.

 

 

 

 

 

 

 

İki Devlet Gerçeği ve Değişmeyen İrade
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.