Gökhan Güler

Doğu Akdeniz’de jeopolitik savrulma: Rum Yönetimi’nin “vekalet” yanılgısı ve Ankara’nın radarı





Bölgesel krizlerin küresel fay hatlarını tetiklediği sancılı bir dönemden geçiyoruz. Bu fırtınalı dönemde, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) tarafından ortaya konan vizyon, basit bir diplomasi trafiğinden öte, sarsılmaz bir jeostratejik duruşu ve derinlikli bir devlet aklını yansıtmaktadır. TC Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın geçtiğimiz günlerde Hürmüz Boğazı’ndan NATO zirvesine uzanan konuları içeren Anadolu Ajansına yaptığı açıklamaları, Kıbrıs Adasının egemenlik hakları üzerindeki güncel saldırılarla birleşerek tek bir gerçeği haykırmaktadır: Kıbrıs Türk tarafının hakları, konjonktürel pazarlıkların değil, milli güvenlik doktrininin sarsılmaz bir parçasıdır.

Hürmüz’den Doğu Akdeniz’e: Enerji ve egemenlik hattı
   Hürmüz Boğazı krizini “küresel bir şah damarı tıkanıklığı” olarak nitelendiren Bakan Fidan, aslında Türkiye’nin bölgesel sorunlara bakışındaki pragmatik ve geniş açılı yaklaşımı özetlemektedir. Enerji ve ticaret yollarının güvenliği, Türkiye için sadece ekonomik bir veri değil; “Kalkınma Yolu” gibi projelerle desteklenen bir bölgesel istikrar arayışıdır.
Ancak bu makro tablonun Doğu Akdeniz’deki mikro yansımaları, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) içine girdiği “jeopolitik savrulma” ile birleşince durum çok daha kritik bir hal almaktadır. Ankara küresel dengeleri gözetirken, yanı başındaki GKRY’nin bölgeyi öngörülemez bir sarmala sürükleme çabaları, stratejik bir akıl tutulmasının ürünüdür.

GKRY-İsrail ittifakı: Bir güvenlik illüzyonu

Güney Kıbrıs’ın İsrail ile girdiği askeri flört, basit bir savunma iş birliği değil; temeli yanlış atılmış ve stratejik derinlikten yoksun bir “dayatma” olarak karşımıza çıkmaktadır. Bakan Fidan’ın konuya ilişkin olarak “yakın radar” vurgusu, GKRY’nin adayı adeta bir lojistik üsse çevirerek Gazze’deki insani trajedinin dolaylı bir parçası olma durumunu net bir şekilde mahkûm etmektedir.
Rum liderliğinin buradaki temel yanılgısı, İsrail’in askeri gölgesine sığınarak Türkiye’yi çevreleyebileceğini sanmasıdır. Oysa bu durum, GKRY’ye güvenlik sağlamaktan ziyade, adayı bölgesel bir hedef tahtasına dönüştürme riski taşımaktadır. Fidan’ın ifadesiyle bu, “sipariş üzerine yapılmış bir dayatma”dır ve bölgeye barış değil, ancak vekalet savaşlarının yıkımını vaat etmektedir.
Tahriklerin anatomisi ve silahlanma psikozu

Stratejik düzeydeki bu yanlış ortaklıklar, sahada tehlikeli bir psikolojik kırılmaya yol açmaktadır. Rum tarafında tırmanan Türk bayrağı yakma olayları, patlayıcı madde atılması ve organize öğrenci tahrikleri, “güven artırıcı” değil “güven sarsıcı” bir iklimin dışavurumudur.
Daha da vahimi, bu sokak hareketlerinin Rum askerleri ve subayları arasına sızmış olmasıdır. Satın alınan silahlardan ve dürtüklenmiş ittifaklardan alınan sahte cesaretle, “Paskalya’yı Girne’de kutlama” hezeyanları savuran üniformalıların tavrı, profesyonel bir ordunun değil, ancak bir “vekil” yapının refleksi olabilir. Bakan Fidan’ın “Bunlar hiç savaşmamış, akıllarından bile geçirmesinler” uyarısı, Türkiye’nin sahadaki askeri tecrübesi ile Rum tarafının içindeki bulunduğu silahlanma psikozu arasındaki devasa uçurumu göstermektedir.

NATO Ankara Zirvesi ve sistemsel dönüşüm
Temmuz’daki Ankara Zirvesi, Transatlantik güvenlik mimarisinin yeniden tanımlanacağı tarihi bir platformdur. Türkiye’nin burada “stratejik devlet aklı” ile “eşit aktör” olarak yer alması, Avrupa güvenliğinin Ankara’sız kurgulanamayacağının tescilidir. Rum yönetimi ve Yunanistan, AB desteği ve NATO şemsiyesi gibi hazır koruma mekanizmalarına sahipken, bu yapıları İsrail üzerinden bölgesel bir kumarla tehlikeye atmaları, izahı mümkün olmayan bir hatadır.
Çayhan Düzü: Egemenlik sahasında “ara bölge” yanılgısı
Bu stratejik savrulmanın en güncel ve somut örneği, 15 Nisan 2026 tarihinde Çayhan Düzü bölgesinde yaşanmıştır. Tamamen KKTC toprağı ve egemenliği altında bulunan, vatandaşlarımızın tarım ve hayvancılık faaliyetlerini sürdürdüğü bu alanın, Birleşmiş Milletler Barış Gücü (BMBG) tarafından haksız bir şekilde “ara bölge” olarak nitelendirilmesi, kabul edilemez bir hukuk ihlalidir.
GKRY makamlarının, Rum tarafındaki şap hastalığını bahane ederek Çayhan Düzü üzerinden yasa dışı geçiş girişimlerinde bulunması, basit bir sağlık tedbiri değil, bir egemenlik aşındırma operasyonudur. KKTC güvenlik birimlerinin bu girişimleri zamanında tespit ederek gerekli tedbirleri alması, devletin kendi sınırlarına ve halkının güvenliğine olan sarsılmaz bağlılığının tezahürüdür.

BMBG’nin tarafsızlık sınavı ve SOFA gerekliliği
Süreç boyunca BMBG’nin takındığı tutum, kurumun tarafsızlık ilkesinden ne kadar uzaklaştığını bir kez daha belgelemektedir. EOKA terör örgütünün yıldönümünde Yiğitler Burcu Parkı’nda vatandaşlarımıza yönelik gerçekleştirilen taşlı ve patlayıcı maddeli saldırılarda saldırganların kimliğini ifade etmekten kaçınan BMBG’nin, konu Kıbrıs Türk tarafı olduğunda suçlayıcı bir dil benimsemesi taraflılığın zirvesidir.
Bilinmelidir ki, saygı karşılıklıdır. BMBG’nin Rum tarafı ile yürüttüğü Kuvvetler Statüsü Anlaşması (SOFA) modelinin, KKTC ile de hukuki ve eşit bir zeminde tesis edilmesi artık kaçınılmaz bir gerekliliktir. KKTC makamlarının gösterdiği iyi niyet, BMBG’ye kendi yetki sınırlarını aşma hakkı vermez.
Sonuç: Stratejik realiteye davet
Ankara’nın ve Lefkoşa’nın duruşu nettir: Türkiye, bölgedeki tüm aktörleri birbirinin egemenliğine saygı duyacakları bir “güvenlik paktı”na davet etmektedir. Ancak GKRY gibi yapıların, yayılmacı politikaların “vekili” olma hevesi, bölgedeki yangını sadece körüklemektedir.
Çayhan Düzü’nde herhangi bir askeri hareketliliğe mahal vermeden süreci kontrol altına alan KKTC, egemenlik haklarını koruma noktasındaki kararlılığını dünyaya ilan etmiştir. Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi çevreleme veya KKTC’nin haklarını yok sayma projeleri, eninde sonunda Ankara’nın stratejik sabrına ve Lefkoşa’nın sarsılmaz iradesine çarparak dağılacaktır. Kimsenin “vekili” olmadan, kendi öz gücüne ve anavatanın desteğine dayanan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, sınırları içerisinde her türlü yasa dışı müdahaleye karşı gereken adımları kararlılıkla atmaya devam edecektir.

Doğu Akdeniz’de jeopolitik savrulma: Rum Yönetimi’nin “vekalet” yanılgısı ve Ankara’nın radarı
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.