Sedef Gürsoy Kutlu

Gücümüz Gezegenimiz ile Gelecek





22 Nisan Dünya Günü bu yıl çok açık bir çağrıyla karşımıza çıkıyor: “Gücümüz, Gezegenimiz.” Bu tema, çevreyi yalnızca belli günlerde hatırlanan bir duyarlılık alanı olarak değil, hayatın tam merkezinde duran ortak sorumluluk olarak görmemizi işaret ediyor. Çünkü çevre dediğimiz şey; içtiğimiz su, soluduğumuz hava, soframıza gelen gıda, yaşadığımız kentlerin ne kadar serin ya da ne kadar boğucu olduğu, çocuklarımızın sağlığı ve toplumların geleceğidir. Başka bir ifadeyle çevre, hayatın dışında bir başlık değil, hayatın kendisidir.
Bugün dünyanın birçok bölgesinde aşırı sıcaklıklar, kuraklık, ani seller, orman yangınları, denizlerde ısınma ve biyolojik çeşitlilikte azalma artık birbirinden bağımsız olaylar olarak kabul edilmiyor. Bunların her biri, insan faaliyetleriyle ağırlaşan ekolojik bozulmanın farklı yansımaları olarak karşımıza çıkmaktadır.  Bu yüzden gezegeni koruma çağrısı, yaşamı, ekonomiyi, gıda güvenliğini, suya erişimi ve halk sağlığını koruma çağrısıdır. İhtiyaç duyulan bilimsel planlama, doğru yönetim, kaynakları akılcı kullanma iradesi ve toplumsal kararlılıktır.
Akdeniz bölgesi iklim değişikliğinin en sert hissedildiği coğrafyalardan biridir. Bölgenin iklim yapısı değişiyor, yağış düzeni bozuluyor, sıcak hava dalgaları ağırlaşıyor, kuraklık daha uzun sürüyor, yangın riski artıyor. Bu değişim yalnızca doğayı değil, üretimi, turizmi, kent yaşamını ve halk sağlığını da etkilemektedir. Akdeniz’de çevre artık yalnızca doğa koruma başlığı altında ele alınmamalıdır. Çevre, ekonomik sürdürülebilirliğin, gıda güvenliğinin, su politikasının ve toplumsal yaşam kalitesinin de belirleyicisidir. Bugün Akdeniz’e bakarken sadece yükselen sıcaklıkları değil, değişen yaşam biçimlerini ve zorlaşan hayat koşullarını da görmek gerekir.
Kıbrıs ise bu tablonun tam ortasında yer alıyor. Ada olmanın getirdiği sınırlı doğal kaynaklar, artan sıcaklıklar ve azalan yağışlarla birleştiğinde çevre üzerindeki baskı daha belirgin hale gelmektedir. En kritik başlık ise sudur. Su bölge için sınırsız bir kaynak değildir.  Bu durum tarımsal üretimi, gıda fiyatlarını, enerji planlamasını, doğal yaşam alanlarını ve günlük hayatın dengesini doğrudan etkiler. Kentlerde artan betonlaşma, gölge alanların azalması ve yeşil dokunun zayıflaması da özellikle yaz aylarında yaşamı daha zor hale getiriyor. Çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan bireyler bu koşulları çok daha ağır hissediyor.
Ancak çevreyi yalnızca iklim ve su başlığında konuşmak da artık yeterli değildir. Ülkemizde de sıkça karşılaştığımız akran zorbalığı, öfke kontrolünde zorlanan çocuk ve gençler, giderek artan ekran bağımlılığı ve zayıflayan yüz yüze iletişim becerileri de bu çerçevenin içindedir. Bugün bilimsel çalışmalar, çocukların ve gençlerin doğayla daha fazla temas kurmasının stresin azalmasına, dikkat ve özdenetimin desteklenmesine, sosyal uyumun güçlenmesine ve iletişim becerilerinin gelişmesine katkı sağladığını ortaya koymaktadır. Toprakla, bitkiyle, açık alanla, üretimle ve birlikte yapılan etkinliklerle buluşan çocuk, yalnızca doğayı tanımakla kalmaz aynı zamanda kendini kontrol etmeyi, paylaşmayı ve ilişki kurmayı da daha güçlü şekilde öğrenir. Bu nedenle sanal ortamdan doğaya yönelen her sağlıklı geçiş, yalnızca bir serbest zaman tercihi değil, aynı zamanda eğitsel ve toplumsal bir kazanım olarak düşünülmelidir.
Özellikle akran zorbalığının arttığı, sabrın azaldığı ve iletişimin sertleştiği dönemlerde çevre eğitim merkezleri, okul bahçeleri, açık hava atölyeleri, kent içi tarım alanları ve doğa temelli gençlik çalışmalarına erişimin olumlu katkıları uzmanlarca da belirtiliyor. Çünkü doğa, doğru rehberlikle birleştiğinde çocuklar ve gençler için onarıcı bir ortam yaratıyor. Bu ortam bazen sakinleşmeyi, bazen birlikte üretmeyi, bazen de yeniden konuşabilmeyi öğretiyor. Kısacası doğaya dönüş, sadece çevre sevgisine değil, daha dengeli, daha güçlü ve daha iletişim kurabilen bireylerin yetişmesine de katkı sunmaktadır.
Bu yüzden “Gücümüz, Gezegenimiz” sözü yalnızca çevresel bir slogan olarak kabul edilmemeli, suyu koruyan altyapıları güçlendirmek, kurak iklime uyumlu peyzajı yaygınlaştırmak, kentlerde gölgeyi ve yeşil alan sürekliliğini artırmak, çevre eğitimini hayatın içine yerleştirmek ve çocukları doğayla daha fazla buluşturmak anlamına da gelmelidir. Gezegenin geleceği ile toplumun geleceği birbirinden ayrı değildir. Çevreyi korumak, suyu, sağlığı, üretimi, ruhsal iyilik halini ve ortak yarını korumaktır. Dünya Günü’nün bu yılki teması bize tam da bunu hatırlatıyor. Gezegen bizim mülkümüz değil, emanetimizdir. Gücümüz ise bu emanete ne kadar ciddiyetle sahip çıktığımızda ortaya çıkacaktır.
Not: Gönyeli Yeşilada parkta bulunan Çevre Eğitim Parkını ziyaret etmenizi öneririm…

Gücümüz Gezegenimiz ile Gelecek
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.