Sedef Gürsoy Kutlu

İran’da kadın olmak





İran’da kadın olmak, hakların güvence altına alındığı bir yurttaşlık düzeninde değil, siyasal iktidarın ideolojik sınırları içinde tanımlanan bir sistemde yaşamak demektir. Eğitim, beden, kamusal görünürlük ve hukuki eşitlik alanları kadınlar açısından hiçbir zaman kalıcı koruma altında olmamıştır. Hatta siyasal tercihlerin yönüne göre daraltılmıştır.
İranlı kadınların hak mücadelesi modern İran tarihinin erken dönemlerine kadar uzanır. Yirminci yüzyılın başından itibaren kadınlar eğitim hakkı, kamusal görünürlük ve hukuki statü için örgütlü talepler geliştirmiştir. Kadın dernekleri, yayınlar ve eğitim girişimleri, kadınların edilgen değil, toplumsal dönüşümün kurucu aktörleri olduğunu göstermiştir. Bu yönüyle İran’daki kadın hareketi, belli dönemlerde oluşan bir tepkiye değil süreklilik taşıyan bir siyasal gerçekliğe dayanır. 1979 Devrimi bu sürekliliği sona erdirmemiş, ancak yönünü sert biçimde değiştirmiştir. Devrim sonrası kurulan siyasal düzen, kadın bedenini ideolojik denetimin merkezine yerleştirmiştir. Zorunlu örtünme, bireysel bir tercih olmaktan çıkarılarak siyasal itaati ölçen bir araca dönüştürülmüştür. Ardından gelen hukuki düzenlemeler, tanıklık, velayet, boşanma, seyahat ve çalışma alanlarında kadınları sistematik biçimde toplum içerisinde ikinci sınıf statüsüne itmiştir. Ortaya çıkan bu yapı kurumsallaşmış bir eşitsizlik rejiminden beslenmekteydi. Bu baskı düzeni, kadınların kamusal alandan tamamen çekilmesine neden olmadı. Aksine kadın mücadelesi, şekil değiştirerek varlığını sürdürmüştür. Üniversiteler, kültür ve sanat alanı, meslek örgütleri ve son yıllarda dijital ortamlar, kadınların taleplerini ifade ettikleri alternatif alanlara dönüşmüştür. Reformist ya da muhafazakâr dönemler arasında yaşanan siyasal geçişler, kadın hakları açısından kalıcı bir iyileşme yaratmamış olsa da kadın taleplerini de ortadan kaldıramamıştır.
Mahsa Amini’nin 2022 yılında ölümüyle görünür hâle gelen protestolar, bu uzun mücadelenin ülke genelinde kitlesel hak arayışına dönüştü. Son 3 yılda ülkenin en ücra kesimlerinde bile kadınlar kendilerine dayatılan örtünme kurallarını hiçe saymaya başladı. “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganı, İranlı kadınların yıllardır dile getirdiği talepleri ortak bir çerçevede toplamıştır. Bu taleplerin toplumun farklı kesimlerinde karşılık bulması, kadın mücadelesinin yalnızca kadınlara ait bir mesele olmaktan çıktığını göstermiştir.
İran’da kadınların talep ettiği haklar açıktır. Zorunlu örtünmenin kaldırılması, beden üzerinde devlet denetiminin sona ermesi, eğitim ve istihdamda eşitlik, boşanma ve velayet konularında erkek vesayetinin kaldırılması, seyahat özgürlüğü, eşit tanıklık hakkı ve siyasal karar alma süreçlerine eşit katılım bu taleplerin başında gelmektedir. Buna karşılık mevcut molla rejimi, bu alanların tamamını dini referanslı hukuk sistemi ve güvenlik mekanizmaları aracılığıyla sınırlandırmaktadır. Kadınları kamusal alanda denetime tabi, hukuki olarak ikinci statüde ve siyasal olarak dışlanmış bir konumda tutmaktadır. Bu nedenle İran’daki kadın hareketi, mevcut rejimin kadınlara biçtiği yapısal statüyü sorgulamaktadır. Talep edilen çağdaş toplumlarda kadınların sahip olduğu temel haklara eşit ve güvenceli erişimdir. Bu yönüyle İran’daki kadın mücadelesi, teokratik bir yönetim anlayışına karşı eşitlik temelli bir yurttaşlık talebini temsil etmektedir.
İran’daki kadınların eğitim, hukuki eşitlik ve siyasal katılım alanlarında sürdürdüğü kararlı mücadelenin, zaman içinde kalıcı haklara ve eşit statüye dönüşen somut kazanımlar yaratması dileği ile…
Bugün dünya da kadınların mücadele ettikleri hakları bize bir asır önce sağlayan Atatürk’ü saygı ve minnetle anıyorum…

İran’da kadın olmak
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.