Hasan Hastürer

Güvensizlik büyüdükçe, dedikodu bilgi yerine geçer…





   Kıbrıs’ın en mutsuz insanlarından biriyim. Çünkü adacığımızın taşından daha çok insanları bilirim. En keskin davranışların pek çoğu ya geçmişten gelen ya da bugünlerin küçük hesaplarının örtüsüdür.

   Aşırı keskinlik eşittir pasifizm. Keskinlikle pasiflik örtülmeye çalışır. Bu noktada siyasi dilimlemenin olduğu bir doğrunun, iki ucu bir birine yakındır.

***

Dünya çapında bir araştırma yapılsa, kapsamlı konuşmak yerine sloganlarla yetinilen coğrafyalar sıralamasında Kıbrıs’ın ön sıralarda yer alması kimseyi şaşırtmaz. Çünkü bizde meselelerin özüyle yüzleşmek yerine, kelimelerin cilasına sığınma alışkanlığı vardır. Slogan kısa, etkili ve alkış alırdır. Ama çözüm üretmez.

   En önemli konular, birkaç cümleyle geçiştirilir. “Herkesin bildiği gibi” diye başlayan cümleler, çoğu zaman kimsenin tam olarak bilmediği boşlukları örter. Bilgi yerine kanaat, analiz yerine tekrar, Kıbrıslı deyişiyle yiro atar Kıbrıs’ta. Böyle olunca da tartışma değil, yankı oluşur.

***

Bizim buralarda taşlar hâlâ yerine oturmamıştır. Bu sadece siyasi yapı için değil, zihinsel yapı için de geçerlidir. Belirsizlik adeta sistemin bir parçası haline gelmiştir. Hukuk devleti vardır, ama, çoğu zaman kâğıt üzerinde.

Pratikte ilişkiler, kuralların önüne geçer. Kimin kimi tanıdığı, hangi kapıyı çaldığı, hangi dosyanın ne kadar bekleyeceğini, sorunların çözüm kaderini belirler. Bu durum, yaygın adalet duygusunu da aşındırır.

***

   “Milli dava” denilerek bazı konuların dokunulmaz ilan edilmesi ise ayrı bir sorun alanıdır. Ulusal konular elbette önemlidir. Ancak dokunulmazlık zırhı giydirilen her konu, zamanla sorgulanamaz hale gelir.

Sorgulanamayan hiçbir yapı sağlıklı kalmaz.

Eleştiri düşmanlık değildir, aksine iyileşmenin başlangıcıdır.

   Kimse Türkiye ile ilişkilerin kötü olmasını istemez. Böyle bir talep zaten akılcı da değildir. Türkiye ile ilişkiler, bu toplumun en hayati damarlarından biridir. Ancak hayati olan her şey gibi, bu ilişkinin de sağlam bir zemine oturması gerekir.

Sorun tam da burada başlıyor… İlişkilerin nasıl yürütüleceğine dair net, yazılı, şeffaf bir çerçeve yoktur.

   Sorunsuzluk arzu edilir ama sorunsuzluk için sistemli bir çalışma yapılmaz. Oysa en önemli, en öncelikli konu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkinin, Kıbrıs Türk halkı ile Anadolu halkı arasındaki bağın, açık ve anlaşılır bir içerikle tanımlanmasıdır. Bu tanım yaygın ortak kabul görecek içerikle yapılmadıkça, herkes kendi yorumunu üretir. Her yorum da yeni bir tartışma başlatır.

***

Düşünsel farklılıklara kimsenin itirazı olmaz. Olmamalıdır da.

   Farklılık, toplumsal zenginliğin göstergesidir. Ancak saydamlık, açıklık ve hesap verebilirlikten yoksun ilişkiler, bu farklılıkları sağlıklı tartışma zemininden çıkarır, güvensizlik alanına iter. Güvensizlik büyüdükçe, dedikodu bilgi yerine geçer.

***

   Görmezlikten gelinen sorunlar yok olmaz. Aksine, zamanla kök salar. Kronikleşir. Küçük bir çatlak, bakımsız bırakıldığında büyük bir kırığa dönüşür. Bugün konuşulmayan her mesele, yarının daha ağır sorunu olur.

   En hassas konularda soruların cevapsız kalması ise başka bir tehlikeyi doğurur: İstismar. Boşluk varsa, birileri o boşluğu kendine göre doldurur. Bilgi yoksa, algı hüküm sürer. Bu nedenle soruların sorulması kadar, yanıtların verilmesi de önemlidir.

Yazıma noktayı koymadan bir vurgu yapayım: Şeffaflık lüks değil, zorunluluktur. Açıklık zayıflık değil, güçtür. En önemlisi, sloganlar günü kurtarır ama geleceği kurmaz.

Güvensizlik büyüdükçe, dedikodu bilgi yerine geçer…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.