Bugün 1 Mayıs emeğin bayramı… Ama ne yazık ki bayrama gölgesini düşüren olumsuz etkenler gündemimizin önemli başlıkları arasında…
5 yıl önceki pandemi dönemini anımsatan ve işsizliği de beraberinde getiren ekonomik kriz, kimi ekonomi yetkilisine göre pandemi dönemindekinden de beterdir…
Ekonomimizin lokomotifleri ve istihdam kaynakları turizm ve inşaat sektörleri sonu belirsiz bir çıkmazın içinde, önlerini göremeden akıntıya kürek çekmekte ve bir yandan da S.O.S. vermektedir… Kaçak işçiliğin ve kayıt dışı ekonominin nasıl bir zillete dönüştüğü herkesin dilinde iken, gazetemiz KIBRIS, bir süre önce bu zilletin yabancı işçilerin köleleştirilmesine dek vardığını manşetlerinden belgeleri, mağdurları ve dramatik öyküleriyle birlikte duyurdu…
Güvencesiz iş yerlerindeki güncel ölümcül iş kazalarında akan kanlar henüz kurumadan 1 Mayıs’ın yine gelip çattığı gündeyiz ne yazık… İş kazaklarında ülkemiz rekortmen durumunda…
Dar gelirli emekçi sınıfları ülke nüfusunun ağırlığını oluşturur… İşte bu ağırlıklı nüfus bir türlü denetim altına alınamayan hayat pahalılığı altında ezilmektedir… Durmaksızın yükselen gıda enflasyonu, bu yoksul sınıfların evlerindeki tencereyi kaynamayacak duruma getirmektedir…
İşçinin ve emeğin en büyük dramlarından birinin yaşadığını vurgulayabilmek adına daha pek çok kara örnek sıralanabilir… Ama kara kitap konusu bu örnekleri bu köşenin çerçevesine sığdırmak ne mümkün!…
Dileyelim ki, tüm bu yakıcı ve hatta mahvedici sorunların çözümüne dair ayağı yere basan gerçekçi ve güncel projeleri de dinleriz bugün… Yoksa 1 Mayıs kutlamaları boş bir ritüel olmaktan öteye geçemez…
*
140 yıl kadar önce işçi devriminin başlatıldığı ve işçi haklarının kapitalizmin pençesinden söküle söküle alındığı en zengin ve en kalkınmış ülke Amerika’da bile şu anda küresel krizin olumsuz etkileri kol gezmeye başladı… ABD’deki kitlesel emekçi tepkilerinin boyutları giderek artıyor… Dünya genelindeki duruma baktığımızda da manzaralar iç açıcı değildir. Yıllar boyunca kazanılan istihdam ve üretim potansiyeli birkaç haftanın içinde silindi ve yok oldu… Tahayyül bile edilemeyen, ancak kurgu romanlarda ve filmlerde rastlanan bir felaket dünyanın üzerine tüm ağırlığınca kâbus misali çöktü…
Tabii ki KKTC’deki emekçi ve üretici kesim de bu küresel felaketten nasibini işte almış durumda… Zaten naif olan kaynakları kısıtlı KKTC ekonomisi tam anlamıyla can havli yaşamaktadır…
*
Dünya tarihi krizlerle ve bu krizlerden çıkış öyküleriyle doludur… Elbette ki bu acılı süreçten de çıkılacaktı… Er ya da geç… Ama eskisi gibi bir dünya olmayacak bu sürecin sonunda… Savaş dolayısıyla hırpalanmış bir dünyayı yeniden yaratma ve küresel refaha ulaştırma sorumluluğu yine ve tabii ki emekçilerin ve üreticilerin omuzlarında olacaktır… Emek, yeni dünya düzenini de oluşturacaktır… Ekonominin ve üretimin çarklarını döndürecek olan, petrolden çok emekçinin ve üreticinin alın teridir… Alın terinin dere gibi akıtılmasından başka bir çare de yoktur önümüzdeki dönemlerde… Çünkü ekonomi o alın terinin deryası içinde yüzdürülebilir ancak…
*
Dilerim önümüzdeki zor dönemlerde işçi ve üretici yığınları 1 Mayıs destanını yaratan dönemlerin acılarını yaşamazlar… Çünkü küresel krizi bile fırsata dönüştürerek daha da zenginleşen kapitalizmin çalışma koşullarına sömürücü egolarını sürmesi olasılığı göz ardı edilemez… Daralan iş alanlarında ekmeği aslanın ağzına verecek o ruh hali şimdiden acımasız kapitalizmi sarmalına almış durumdadır…
Bu ürkütücü manzaraya bakıp 140 yıl kadar önce emek dünyasında yaşananları anımsamak da olmuyor tabii ki…
*
1880’li yıllar, ağırlıklı olarak kol emeğinin kullanıldığı ve çalışma şartlarının çok kötü olduğu kara nir dönemdi… Küçük çocukların ve kadınların bile karın tokluğuna çalıştırılması ve 14 – 15 saate varan iş günleri söz konusuydu… Kapitalist ve sömürücü şirketler eşi görülmemiş bir hızla büyürken, işçiler, işyeri güvenliği, sağlık koşulları, örgütlenme ve grev gibi en temel haklarını dahi tanımayan bir siyaset ve hukuk sistemiyle karşı karşıyaydılar.
1881’de Amerika’da yarım milyon işçiyi temsilen Örgütlü Meslek ve Emek Birlikleri Federasyonu kuruldu… “8 saatlik iş günü” ilkesini ülke geneline yaymak ve işçilerin bu konudaki kararlılıklarını göstermek amacıyla mücadele başladı… Ülkeyi yönetenler, emeğe zerre kadar saygısı olmayan zengin şirketlerdi…
Örgütlenmeye ve direnişe karşı gittikçe şiddetlenen saldırılar ve işten atarak insanları tamamen ekmeksiz bırakma yöntemleri mücadele ateşini söndüremedi… Aksine daha da körükledi… ABD ve Kanada’da sendikaların ve diğer örgütlerin yükselttiği mücadele sonucu 1 Mayıs 1886’da yaklaşık 350 bin işçi greve çıktı. Tarih, işçi sınıfının böylesine örgütlü ve kararlı tepkisine ilk kez tanık oluyordu. Tüm ülkede yaşam durdu… İşçiler üretimden gelen güçlerini sömürücü ve acımasız kapitalizme karşı kullanıyordu…
İşçilerin bu toplu isyanı, işverenlerin de toplu tepkisini çekti… Chicago’da greve çıkan on binlerce işçinin eylemini bastırmak için organize saldırılar düzenlendi… İşverenler, grevleri kırmak adına sokak çeteleriyle anlaştılar ve onları silahlandırdılar… Sokak çeteleri bir taraftan işçilere saldırıyor, bir taraftan da grev kırıcılığı yapıyorlardı… Hükümet ve zengin işverenler, işçi eylemini kolay kolay içlerine sindiremiyordu… Açılan ateş sonucu birçok işçi yaşamını yitirdi, pek çoğu da yaralandı…
1 Mayıs 1886 sonrası işten atmalar ve baskılar daha da yoğunlaştı… Olaylara neden oldukları gerekçesiyle 8 işçi lideri hakkında idam istemiyle dava açıldı… Kısa süren yargılama sonucunda idam cezasına çarptırıldılar… Dört yiğit işçi önderi Albert PERSONS, Adolph FISCHER, George ENGEL ve August SPIES, 1 Mayıs 1886 tarihli direnişe önderlik yaptıkları gerekçesiyle idam edildiler…
Albert PERSONS’un idam kararına gösterdiği onurlu tepki tarihe geçti… PERSONS, kendisine özür dilemesi halinde bağışlanacağının söylenmesi üzerine mahkeme heyetine şunları söyler: “Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu… Eğer asılırsam cani olduğumdan değil, emekçi olduğumdan asılacağım.”
İdam edilen işçi önderlerinin cenaze törenine yüz binlerce insan katılır… ABD’de yaşanan bu olaylar küresel etkiye neden olur… Uluslararası işçi örgütleri de harekete geçer… II’nci Enternasyonal’ın 1889’da Paris’te düzenlediği kongrede, Amerikan işçilerinin mücadelesini desteklemek amacıyla dünya çapında gösteriler düzenleme kararı alınır… 1890’dan başlamak üzere “1 Mayıs” da, “Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak ilan edilir…





Yorumlar kapalı.