Ahmet Tolgay

Servet Sami Dedeçay’ı unutmayalım





Bugün 29 Nisan onun, Arapahmet’teki efsane komşumun, değerli “Servet Abla’mın”  11’nci ölüm yıldönümüdür…
Peki, kaç kişi anımsıyor bakalım onu bu ölüm yıldönümünde?..
Servet Sami Dedeçay, ölüm yıl dönümleri sessiz sedasız geçiştirilen nice değerimizden biridir…  Yapayalnız ve tek başına ülkesi ve bilim adına verdiği uğraşla ve ürettiği eserlerle “Bilimin tek kişilik ordusu” tanımlamasını hak eden seçkin bir insanımızdır… Kıbrıs Türk bilim dünyası söz konusu olduğunda onun anısı önünde saygıyla eğilmek vefa borcumuz olmalı…
O, Lefkoşa’nın Arapahmet Mahallesi’nden çıkan ve sessiz sedasız çalışmalarıyla dünyada da iz bırakan bilge bir Kıbrıs Türk kadını.  86 yaşına dek, hiç durmamacasına ışığını saçan bir kadın çınarımız… Ölüm tarihi 29 Nisan 2015, Çarşamba…
***
Yurt dışından aramıza dönüp, benim de eski mahallem olan Arapahmet’teki mütevazı evine yerleştiği 1972 yılından itibaren onu büyük bir saygı ve hayranlıkla izledim… Komşuluk ilişkilerinin de getirdiği içtenlikle, Arapahmet’in otantik ortamında bir araya gelip sohbet ettiğimiz zamanların anısı yüreğimin ve belleğimin en mutena yerindedir…
Dedeçay, bilim dünyamızın içinde tek kişilik bir ordu gibiydi… Çekildiği köşesinde sessiz ama yoğun bir çalışmayla tıpkı bir ipek böceği gibi bıkmadan ve yorulmadan ve de hiç durmadan bilim üretiyordu.. Hep yoğun bir çalışma temposundaydı… Kendini tümüyle bilimsel ve araştırma nitelikli toplumsal çalışmalarına adadı… Asıl güzel olan, araştırmalarının zengin sonuçlarını sürekli belgeselleştirerek yazıya dökmesi ve yetişen genç nesillerle paylaşmasıydı…
Gözden uzak sade yaşamı, genellikle Arapahmet’teki otantik tarihi eviyle Lefkoşa Mahkemeler Önü’ndeki iş hanının en üst katındaki ofisinde geçiyordu… Mütevazı çalışma ofisini ülkemizin ünlü avukatlarının ofislerinin bulunduğu o binada konuşlandırmasının şaşılacak bir yönü yoktu… Çünkü kendisi de hukuk biliminin bir dalı olan Kriminoloji – Penoloji uzmanıydı…
4 kat merdiveni tırmandıktan sonra ulaşılabilen ofisinin kapısında “Lefkoşa Özel Türk Üniversitesi” levhasını görürdük… Ki bu levha, şimdi bir üniversiteler beldesine dönen ülkemizde ilk üniversiteyi kuran bilimsel girişimci olarak onun saygın adının altını çizmektedir…
“Ülkemizde üniversitelerin açılmasının ilhamını ben verdim” diyordu… Bu vurgulamasında hiç de haksız değildi… Gerçek bilim insanlarına yaraşan titiz araştırmacılığıyla ürettiği kitaplar, tıpkı kriminolojik bir araştırmanın kılı kırk yaran titizliğini içermektedir…
Toplumumuzun anatomisini satır satır gözler önüne seren okkalı kitaplardır bunlar… 1981 ile 2010 arasında üretilmiş tam 24 dev eser… Bu değerli kitapları hiç eksiksiz elinin altında bulundurmayı başaranlar, Kıbrıs Türk halkının sosyal ve kültürel tarihinin esaslı dokümanlarına da sahiptirler…
Toplumumuzun ilk bayan akademisyenlerindendir…  Paris ortamında batı kültürüyle yetişti…
***
Geçirdiği talihsiz bir ev kazasında, genel sağlığını da olumsuz etkileyen sakatlanmasına karşın, alanlarında başarıyı yakalamış Kıbrıslı Türk kadınlarını tanıtan uzun soluklu çalışmasının üçüncü ve son cildini de tamamlamıştı onunla son görüşmemizde…  Bu veda kitabının uzun bir adı var: “Kıbrıslı Türk kadınının eğitim aracılığı sayesinde dinsel mutaasıplıktan sıyrılıp çağdaş hak ve özgürlük kurallarını kabullenişi…”
Dedeçay, üç ciltlik dev çalışmasına seçtiği bu içerikli ve anlamlı adla, araştırmalarının kapsamına hangi nitelikteki kadınlarımızı almakta olduğunun ipucunu da vermiş olmaktadır. Çağdaşlığı yakaladıktan sonra edebiyatta, güzel sanatlarda ve çeşitli mesleklerde kendi çabalarıyla başarının zirvesine ulaşabilen Kıbrıslı Türk kadınlar, Dedeçay’ın bu özverili çalışmasında renkli ve heyecan verici bir geçit resmindedir… 80’li yaşlarının içinde kitabına konu ettiği kadınlarımızı teker teker arayıp bulmuş ve onlarla söyleşiler yapmıştı…
O son kitabında kimler yok ki… Kadın dünyamızın şair ve yazarları, gazetecileri; tiyatro, seramik, yontu ve fotoğraf sanatçıları; folklorcuları ve modern dansçıları; ticaretle uğraşanları… Şimdi burada birkaçının adını versem diğerlerine haksızlık etmiş olurum… Herkesin onun son mirası olan bu 429 sayfalık kitabı mutlaka edinmesini ve ilginç bilgilerle yüklü sayfalar arasında doyasıya dolaşmasını dilerim… Ve eminim ki, bu kitapla yüzleştikten sonra Dr. Servet Sami Dedeçay’ın diğer 23 dev eserini de edinme isteğini duyacaktır herkes… Meraklıları, mevcudu tükenmemiş olanlara belki ulaşabilirler…
Başarılı kadınlarımızı kitaplarında tanıtıp ölümsüzleştirmek için canla başla çalışan bu bilim kadınımızın iz bırakan parlak bilimsel serüvenine ayrıntılı olarak eğilen bir araştırmacımıza şimdiye dek tanık olamadım…
Peki de, başarılı kadınlarımızı vefa ve takdirle tanıtan bu değerli kadınımızı yaşamının tüm boyutlarıyla kim tanıtacak yeni nesillere?.. Yapıtlarını inceler ve kaynak kitaplar olarak onlardan yararlanırken,  işte bu soru takılır hep aklıma…
*
Dedeçay, 1929 Lefkoşa doğumludur.. Larnaka’daki Amerikan Akademisi’ni bitirdikten sonra 1960 – 68 yılları arasında Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin Kriminoloji Bölümü’nde lisans ve doktora öğrenimi gördü. 1960 Kıbrıs Anayasası’nın hazırlanışı sırasında Prof. Dr. Nihat Erim başkanlığındaki komisyonda sekreterlik, tarafsız İsviçre Komisyonu’nda Fransızca – İngilizce tercümanlık görevlerinde bulunmuştu…
1968 – 72 yılları arasında Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. 1972’de Kıbrıs’a yeniden döndükten sonra yoğun araştırmalara ve eser üretimine odaklayacağı Lefkoşa Özel Türk Üniversitesi’ni kendi kişisel olanaklarıyla kurdu. Çok iyi İngilizce, Fransızca, Farsça ve Rumca biliyordu…   Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, Türkiye ve İran’da sosyal bilimler üzerine araştırmalarda bulundu. Kitaplarının yanı sıra yüzlerce bilimsel makale yazdı… Üç kez cumhurbaşkanlığına aday olmuştu. Hem de kime karşı? Efsane lider Rauf  Denktaş’a karşı… Üçüncü adaylığında hiç kazanamayacağını bildiği halde seçimlere ısrarla neden katıldığını sorma gafletinde bulunmuştum ona… Paris Sorbonne mezunu Dedeçay, soruma arka arkaya iki soruyla yanıt verip beni susturmuştu: “Demokrasi yok mu? Demokrasi yaşatılmasın mı?”
***
Ölümünün arkasından ona dair gözlemlerini yazanlardan biri de araştırmacı – yazar Bülent Fevzioğlu idi. Fevzioğlu satırları arasında şu gözlemlerine de yer verdi:
“Müthiş güzel bir yürek, iğneyle kuyu kazan titiz bir araştırmacı, yazar ve yayıncımız idi… Ülkemiz yazınsal arşivlerine, her biri ayrı değerde ve ciddi bir güvenilirlik içeren çok güzel kitaplar kazandırdı… Henüz üniversitelerin kendileri değil, ‘kurulma düşünceleri bile’ yokken ülkemizde, kısa adı LÖTÜ olan ‘Lefkoşa Özel Türk Üniversitesi’’ni kurmuş (ancak dönemin siyasi erkleri tarafından yaşatılmamış!) bir aydınımızdı…
1976 ve 1981 ‘Devlet Başkanlığı’ ile 1985 ‘Cumhurbaşkanlığı’’ seçimlerinde hiçbir partisel güce sığınmadan ve yalnızca kendi bilgi, birikim ve zihinsel donanımını sırtlanarak üç kez aday olmuş tek kadınımızdı…
Ve ne yazık ki hiçbir devlet makamımız ya da kurumumuz, başkaca ülkelerin pamuklar içerisinde korumaya ve donanımından yararlanmaya hazır olduğu böylesi bir güzel insana kendi kapılarını hiçbir zaman açmadı…
Servet Hanım; o eski deyimle, kendi yağıyla kendi ciğerini kavurdu hep… Geride, müthiş güzel ve Kıbrıs Türk kültür tarihi adına değerli kaynak kitaplar bıraktı…”

Servet Sami Dedeçay’ı unutmayalım
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.