Dün öğle saatlerinde Yakın Doğu Hastanesinde tedavisi devam eden, yüreğinin güzelliği yüzünden ve sesinin renginden taşan çok değerli insanlarımızdan biri olan Sevil Emirzade’yi ziyaret ettim.
Kardeşi Mustafa Damdelen ve yaşamını ağırlıkla ABD’de de sürdüren Mehmet Mustafaoğlu ve eşi de oradaydı.
Daha sonra eşi Hasan Emirzade hocamız, kızı Ülviye eşi ve iki çocuğu da geldi. Sevil Emirzade’nin yüzünde süzülen huzur, bizleri hastane odasından, hasta ziyaretinden uzaklaştırdı. Şarkı bile söyledik…
***
Mehmet Mustafaoğlu, Lefkoşa’nın Çağlayan Mahallesi çocuğu… LTL’de öğrenciyken bir programla ABD’ye gidip gelmiş. Sonrasında yaşamının devamıyla oralarda kalmış. Başarılı bir iş insanı. Her Kıbrıslı Türk gibi, Kıbrıs’a aşık. Kıbrıs’a dışardan baktığı zaman Kıbrıs sorunu dahil pek çok konuda aklının almadıkları var.
Rum tarafının izlediği yolu görüp, okumakta sorunu yok. Bu noktada dıştan bakmanın da avantajı belki de var.
Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün faturasının ağırlıkla Kıbrıs Türk tarafına, ya da Kuzey Lefkoşa ile Ankara’ya kesilmesini kabullenemiyor.
Kuzey Kıbrıs’ta bazı insanlarımızın Mehmet Ali Talat ve Mustafa Akıncı’yı ve şimdi Tufan Erhürman’ı ayırmadan, KKTC Cumhurbaşkanlarını, Kıbrıs Türk Toplum Liderini çözümü sağlayamayan olarak gösterilmesini de doğal olarak kabullenemiyor. Sanki de Rum tarafı her şeyi kabul etti de bizimkiler kabul etmedi. Rauf Denktaş’tan başlayarak hiç bir KKTC Cumhurbaşkanı müzakere masasını devirmedi, yakalanan fırsatın kaçırılmasını neden olmadı.
Görüşümü sordum. Sözü uzatmadan görüşlerimi bilgi temelli aktardım.
Ama önce şunu söyledim: “ Birileri başardı, Kıbrıs Türk halkı, özgüveni ciddi erozyona uğramış hale geldi.
Topluma sırt dönmeyi, ilericilik hatta solculuk olarak satanlar var.
Boş verin iç boş parlak lafları, Kıbrıs sorunu sürecinde özellikle 1963 – 1974 arası uğradığımız mağduriyetleri bile anlatmaktan çekinenler var. Kendimden örnek vereyim. 25 Aralık 1963’te EOKA saldırıları nedeniyle K. Kaymaklı’dan göç etmek zorunda kaldık. Evimize dönmemizi kim engelledi? Kıbrıs Cumhuriyetini tepeden en aşağıya kadar ele geçiren Rumlar. Düşünebilir misiniz, bir devlet kendi KENDİ YURTTAŞLARININ evlerine dönmesine izin vermedi. Kendi yurttaşları tanımlamasını bilerek, seçerek kullanıyorum.”
***
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin en başta Birleşmiş Milletlere ve Avrupa Birliği’ne üye olması, devlet olarak varlığının göstergesi değil mi? Göstergesidir. Belki Kıbrıslı Türkler ve Türkiye’nin dışında, 21 Aralık 1963 sonrası Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal kimliğini pratikte yitirdiğini bilmez. Tanınma ile Anayasal Meşruiyetin göbek bağı yoktur.
Eğer 20 Temmuz 1974 sonrası adada iki bölgeli, iki toplumlu yapı “işgal ürünü” olarak nitelenecekse, 21 Aralık 1963 sonrası Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Kıbrıslı Türklerin, Cumhurbaşkanı Yardımcılığı, Üç Bakanlık ve Meclis dahil dışlanmasıyla ortaya çıkan durum da Cumhuriyetin Rumlar tarafından işgal edilmesi değil mi?
***
AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin pasaport ve kimliğini almak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni mevcut haliyle tanımakmış… Hiç alakası yok, diyebilirim.
Neden? Anlatayım. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal kimliği 63 senedir bozulmuş olsa da en yalın tanımlamayla Kıbrıslı Türklerin vatandaşlık işlemleri bakımında bir biçimde cumhuriyet vardır. Nasıl ki Rumlar, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, devletin tepesinde hem yürütme hem de yasamada Kıbrıslı Türk varlığının olmamasına rağmen ZORUNLULUK İLKESİYLE işleri yürütüyor, Kıbrıslı Türklerin, kimlik ve pasaport sahibi olması da zorunluluk olduğu için devam ediyor.
Karma evliliklerdeki vatandaşlık doğan haklarla ilgili çıkarılan sorunlar aslında Rum liderliğinin niyetini yansıtır.
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların hissedar olduğu bir devlet şirketidir. O hisselerden doğan haklarımızla kimlik ve pasaportları alıyoruz. Aldığımız pasaport ve kimlik Rum Pasaportu ve kimliği değildir. Bizim liderliğimizin zamanında daha geniş çaplı haklarımız için gereken mücadeleyi vermemiş olması, bireysel haklarımızı kullanmamıza engel değildir.
***
Kıbrıs’ta iki devletin var olup olmayacağı ile iki devletli çözüm ayrı meseledir.
21 Aralık 1963 sonrası Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dışında kaldıktan sonra devlet için olması gereken bazı unsurlar eksik olsa da devletleşme yoluna Kıbrıs Geçici Türk Yönetimiyle çıktı. Devamında Kıbrıs Türk Yönetimi, Kıbrıs Türk Federe Devleti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC).
1933 Montevideo Sözleşmesi’nin en önemli yaklaşımı şudur: “Bir devletin varlığı, diğer devletlerin onu tanımasına bağlı değildir” Bu yaklaşım “deklaratif teori” olarak bilinir.





Yorumlar kapalı.