Oğuz Metiner

Allah Resul’ünün yüreği





Küçük yaşta önce babasını sonra da annesini kaybeden Hz. Peygamber (s.a.v.)’ in kalbi hep mahzûn olmuştur. Onlarsız bir yaşam geçirmenin burukluğunu her zaman hissetmiştir. Anne babasız geçen çocukluk dönemi bir açıdan onun hüzün dönemidir. Anne babanın değerini onlarsız bir hayat geçiren bir insan olarak çok iyi anlayan Allah’ın kutlu elçisi, etrafındakilerden anne babalarının kıymetlerini bilmelerini, onlara saygıda kusur etmemelerini istemiştir.

Bir hadislerinde, “Büyüğümüze saygı göstermeyen, küçüğümüze şefkat göstermeyen benim ümmetimden değildir.” buyurarak kuşaklar arası saygı ve sevginin ne kadar önemli olduğuna, bu bağın sağlam bir şekilde varlığını sürdürebilmesi için saygı ve şefkatin şart olduğuna dikkat çekmişlerdir.

Süt annesi Hz. Halîme yanına geldiğinde yerinden kalkarak hırkasını çıkarıp onun oturacağı yere sermiş ve böylece hürmet ve saygının nasıl olması gerektiğini göstermiştir. Ayrıca her fırsatta onun ihtiyaçlarını gidermeye çalışmış, kendisine ihtiyacını arz eden veya durumlarından haberdâr olduğu diğer yaşlı kimselerin de yardımına koşmuştur.

Hz. Peygamber (s.a.v.) yaşlı insanların sadece ihtiyaçlarını gidermekle kalmamış onlara latîfeler de yapmıştır. Böylece hem şakalaşmış hem de gönüllerini almış olurdu. Bir defasında yaşlı bir adam Hz. Peygamber (s.a.v.)’e gelerek kendisine bir deve verilmesini ve ona bindirilmesini ister. Hz. Peygamber (s.a.v.) de latîfe yaparak; “Seni deve yavrusuna bindirelim.” buyurur. Cevap karşısında şaşıran adam, “Deve yavrusunu ne yapayım ben! Beni taşımaz ki!” karşılığını verir. Hz. Peygamber (s.a.v.) de ona, “Her deve küçükken deve yavrusu değil miydi?” buyurur.

Yine bir defasında Hz. Peygamber (s.a.v.)’e yaşlı bir kadın gelir ve “Ya Rasûlallah! Allah’ın beni cennete sokması için duâ eder misiniz?” diye ricada bulunur. Hz. Peygamber (s.a.v.) de latîfe yaparak “İhtiyarlar cennete giremez.” karşılığını verir. Kadın buna üzülür. Hz. Peygamber (s.a.v.) cennete gireceklerin hepsinin genç olacağını kastettiğini, yoksa onun cennete girmeyeceğini murâd etmediğini belirterek yanından uzaklaşmakta olan kadına haber gönderir ve “Ona ihtiyar olarak cennete giremeyeceğini söyleyin.” diye tembihler. Böylece gönlünü alır.

Müslümana gereken

Müslüman hayatının her safhasına güzellikler katan ve dünyayı bezeyen insandır. O bunları yaparken hem Rabb’in rızâsını kazanmaya çabalar hem de insan olmasının gereklerini yerine getirir. Bunları yaptığında da yaşadığı ülkenin huzur ve sükûneti için bir katkı sağlama arzusundadır.

Çünkü o şunu iyi bilmektedir: Bugün iyilik olarak yaptığı her şey, yarın yine iyilik olarak kendisini bulacaktır. Bu da vâdeli olarak verilen bir borcun zamanı gelince geri alınması gibidir. Yaşlı insanların gençlerin kendilerine ilgi göstermesinden, yardımcı olmalarından, huzurevlerinde ziyaret etmelerinden ne kadar memnun olduklarını kelimelerle anlatmak mümkün değildir.

Yaşlanacak kadar ömür sürecekleri bekleyen bu sonu hayırlı ve mutlu bir şekilde geçirmek için, hazırlığını şimdiden yapmalı, âhiret sermayemize yaşlılara iyilik etme sevabını da eklemeliyiz.

Tehlikeli gidişin sonu

Değerlerimize sahip çıkmak hem âhiret sermâyemizi artırmak hem de ümmet bilincimizi korumak adına son derece önem arz etmektedir. Çünkü bunlar bizi biz yapan değerlerdir. Bunları kaldırıp yerine başka kültürlerin değerlerini koymak zaten sahip oldukları değerleri erozyona uğramış olan toplumun daha çok çözülmesine sebep olacaktır.

Bize düşen mirasımıza sıkı sıkıya yapışarak kimliğimizi korumaya, çözülmeye direnmeye çalışmaktır. Çünkü başka kültürlerin değerlerini korumaktansa Hz. Muhammed (s.a.v.)’den tevârüs ettiğimiz kıymetlere sahip çıkmak bizim için her açıdan evlâdır. Hem sevap kazanmış hem de kendimiz ile çocuklarımızın güvenle yaşayacağı bir toplum inşâ etmiş oluruz.

Bu yüzden bütün olumsuzluklara rağmen sızlanmak yerine bizi biz yapan kıymetlere sıkıca yapışmak ve sahiplenmek durumundayız.

Selâmı özenle korumak

Müslümanlar karşılaştıklarında birbirlerine selâm verirler. Çünkü onların kabullerine göre selâm kelâmdan önce gelir. Bunun ardından dilenirse “İyi sabahlar.” gibi temennî ifadeleri kullanılabilir. Lakin selâm, bizim en önemli kıymetlerimizdendir. Bir işyerine, okula, markete, kuyumcuya, karakola, taksi durağına velhâsıl (haram işlenmemek kaydıyla) aklınıza gelen her yere girerken selâm verilmek durumundadır.

Bunu yapalım ki, unutulmaya yüz tutmuş ibâdetimiz toplumun her yerinde kanıksansın. Bir eczaneye girdiğimizde selâm verelim, bir lokantaya girerken Allah’ın selâmını esirgemeyelim. Böyle yapa yapa herkesi selâma tekrar alıştırabiliriz. Hem de âhiret sermâyemizi artırmış oluruz.

Bulunduğumuz muhitlerdeki insanların selâm vermeyişleri bizi utandırmasın. Rabb’imizin ve Peygamberimiz’in buyruğunu yerine getirmek insanların ne düşündüğünden çok daha önemlidir. Kaldı ki biz yaptığımız her ameli ibâdet niyetiyle yapmak durumundayız. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Size selâm verildiğinde, siz de ondan daha güzeliyle selâm verin veya aynısı ile karşılık verin. Şüphesiz ki Allah her şeyin hesabını sorucudur.” Allah Rasûlü de der ki: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki! İman etmeden cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmeden de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi göstereyim mi? Selâmı aranızda yaygınlaştırın.” “İnsanların en cimrisi selâmı esirgeyendir.” Daha başka bir söze hâcet kalmamıştır.

Korumamız gereken değerler o kadar çok ki

Konumuz etrafında örnekleri çoğaltmamız pekâlâ mümkündür. Bir şeyi yemeye veya içmeye başlamadan, kezâ işe koyulmadan önce, ders çalışmaya otururken, otobüsten içeri adım atarken besmele çekmek, lokantalarda bile Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yaptığı gibi yaparak bıçakla kestiğimiz eti her hâlükârda sağ elle yemek, suyu üç yudumda yine sağ elle içmek, tabakta bir şey bırakmamak, kırıntıları temizlemek…

Görüldüğü gibi korunmaya ve himâyeye muhtaç çok değerimiz var. Bunlar bizi biz yapan değerlerdir. Bunlara sahip çıkmazsak kaybolup gideceklerdir. Mü’minlerin ortak değerleri kaybolursa ne olur, bunun vehâmetini düşünün.

Sorumluluğumuzu yüklenelim

Saydığımız ve sayamadığımız örnekler bize şunu göstermektedir: Geleneğimizi yaşatmak için üzerimize düşen görevler var. Bunları ibâdet ve kulluk bilinciyle yerine getirmek durumundayız. Her birimiz üzerimize düşeni îfâ etmeye gayret ederse, pek çok hususun suya atılan taş misâli etrafa hâleler yayarak genişleyeceğini göreceğiz. Ve inanın göl maya tutacaktır. Çünkü “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (onun dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.”

 

Allah Resul’ünün yüreği
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.