Sabahın erken saatleri… Şehir henüz tam uyanmamışken, kaldırımda sadece adımların var. Hava serin, zihin ise dünün yorgunluğunu hâlâ taşıyor. İlk birkaç dakika beden yürür, ama akıl geride kalır; yapılacaklar listesi, yarım kalan konuşmalar, küçük endişeler, halletmen gereken konular… Sonra bir şey değişir. Nefes ritme girer, adımlar düzenlenir, düşünceler yavaş yavaş çözülmeye başlar. Ve fark edersin: Yürüyen sadece beden değildir. Sanki zihnin de kendine bir yol bulmuştur. Yürüyüşün bir başka gücü de yalnızlıkla kurduğu ilişkide saklıdır. Tek başına yürümek çoğu zaman kaçınılan bir şey gibi görünür. Oysa bu yalnızlık, insanın kendisiyle kurduğu en dürüst temaslardan biridir. Kalabalıklar içinde duyulmayan iç ses, yürürken daha net konuşur. Ve çoğu zaman cevaplar adımların arasında saklıdır.
Bugünlerde yürüyüş denince çoğumuzun aklına aynı soru geliyor: “Kaç adım attım?” Telefon ekranları, saatler, uygulamalar… Hepsi adım hesabı yapıyor. Gün sonunda ulaşılması gereken sihirli bir sayı: 10 bin adım. Oysa bu sayı, çoğu zaman hareketin kendisinden daha önemli hâle geliyor. Yürüyüş bir ihtiyaçtan çok, tamamlanması gereken bir göreve dönüşüyor. Eksik kalırsa suçluluk, tamamlanırsa geçici bir tatmin…
Ama gerçekten mesele bu mu?
Yürüyüş, insanın en eski ve en doğal hareketlerinden biri. Bazen bir yere varmak için değil, sadece var olmak için yapılır. Her adımı saymaya başladığımızda ise o doğallığın bir kısmını kaybediyoruz. Çünkü zihin, bedeni takip etmek yerine ekranı takip etmeye başlıyor. Oysa sabah yürüyüşünde asıl değerli olan şey, kaç adım attığın değil; o adımların seni nasıl hissettirdiğidir.
Kimi gün 3 bin adım yeter. Kimi gün 8 bin bile az gelir. Çünkü bedenin ihtiyacı, her gün aynı değildir. Zihin de öyle… Bazen kısa bir yürüyüş bile düşünceleri toparlamaya, iç sesi sakinleştirmeye yeter. Bazen de uzun bir yol gerekir; içindeki düğümleri çözmek için biraz daha fazla zamana, biraz daha fazla harekete ihtiyaç duyarsın. Belki de bu yüzden yürüyüşü bir sayıya indirgemek haksızlık olur. Çünkü o sadece fiziksel bir aktivite değil; zihinsel bir temizlik, duygusal bir denge, bazen de sessiz bir sosyalleşmedir.
Bu yüzden belki de kendimize şunu hatırlatmamız gerekiyor: Daha fazla adım atmak zorunda değilsin. Daha hızlı yürümek de gerekmiyor. Sadece ihtiyacın kadar, iyi hissettiğin kadar yürü. Ama yürü.
Çünkü en doğru yön, attığın adımların sayısında değil; o adımların seni ne kadar iyi hissettirdiğinde saklıdır.
Mehmet Şükrü Rona
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.