Dünya genelinde olduğu gibi; siyasi partiler ideolojik olarak sağ veya sol diye kategorize edilirler. En kısa ve öz olarak tarif edilecek olursa sol partiler için emeğin yanında sağ partiler için ise sermayenin yanında olduğu şeklinde bir kanı oluşmuştur.
KKTC’de de genelde söylem olarak sol ve sağ ayırımı dünyadaki tanımlama ile örtüşmüş olsa dahi uygulamada bunun öyle olduğu iddia edilemez. Zira uygulamada sol iktidarlar maalesef sağ iktidarlardan sistematik olarak ne daha fazla emeğe sahip çıkmışlar ne de sosyal devlet görevini yerine getirmişlerdir.
Halen ana muhalefet pozisyonunda olan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP),KKTC solunu nerede ise tek başına temsil etmektedir. Çünkü, Cumhuriyet Meclisi’nde CTP’den başka solu temsil eden başka bir parti bulunmamaktadır. Durum sol adına o kadar kötüdür ki; Cumhuriyet Meclisi dışında kalıp kendilerine sol diyen siyasi partilerin oy toplamı maalesef %10’u aşmamaktadır. Özetle ifade edilirse; istisnai durumlar hariç KKTC’de seçmenin ekseriyeti sağ oylardan oluşmaktadır.
CTP kurulduğu ilk yıllarda emek en yüce değerdir sloganıyla net bir duruş sergileyerek burjuvanın karşısında emeğin ise yanında durdu. Ancak, bu durum kendilerini merkez dışına itmekte ve iktidara gelme ihtimallerini azaltmakta idi. Geçmişte bu durumdan rahatsız olan ve hükümette olmak ve her türlü gücü kaybetmemek için hükümette kalma sevdasında olan parti hegemonları partiye kabuk değiştirdiler. Bu süreç parti ideologlarından efsanevi başkan merhum Özker Özgür’ü partinin dışına atmakla başlayıp, merkeze yaklaşma ve liberalleşme göstergesi olarak kırmızıdan yeşile geçmekle devam etti ve parti üst düzey organlarına burjuvadan temsilciler almakla bir nevi tamamlandı. Bu noktadan itibaren CTP’nin emeğin yanında durma misyonu artık sözde kalmış olup hem işçiye hem de işverene yaranmaya çalışan bir karaktere bürünmüştür. CTP’nin özellikle muhalefet döneminde dillendirdiği ve hatta hükümet programlarına koyduğu emek savunuculuğu, özel sektörde dahi sendikalaşma ve toplu sözleşme ile daha güçlü sosyal devlet vurguları iktidarda fiiliyata konmamış ve palyatif dönemler hariç bu alanlara katkısı sağ iktidarlardan maalesef daha fazla olmamıştır.
CTP’nin sol bir değer olarak emekten kopuşu aslında hükümette olduğu zaman sağ iktidarlar gibi patronaj sistemine teslim olmasıyla başlamıştır. O tarihten itibaren CTP net olarak emeğin yanında durma cesaretini gösteremedi. Örneğin, günümüzde yapılan asgari ücret artışları karşısında CTP liderliği bir taraftan çalışan için yetersiz açıklaması yaparken diğer taraftan ise işvereni de düşünmek gerekir şeklinde hem İsa’ya hem de Musa’ya yaranmak gayreti içerisine girmiştir.
Patronaj sistemine teslim olduktan sonra CTP, kendi solculuğunu emekle bağdaştırmadan Kıbrıs sorununu federatif temelde çözme ve Avrupa Birliği (AB) misyonları çerçevesinde açıklamaya çalışmıştır.
KKTC’nin tanınmasına imkânsız diyen başta CTP olmak üzere sol cenah, özellikle Mustafa Akıncı dönemindeki her türlü pozitif ve cömert yaklaşıma rağmen Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin bizimle dalga geçer tavrının ve uluslararası camianın görmezlikten gelmesinin federatif çözümü tıkadığını ya idrak edemiyor ya da bile bile ezberini bozmuyor. Adeta gururunu hiçe sayarcasına çiçek ve lokum tedarik ederek aynı kız için defalarca dünür giden merhum Kemal Sunal’ın Şaban tiplemesi federasyon arayışlarımızı birebir anlatmaktadır.
CTP AB misyonu açısından da pek başarılı olamamıştır. Özellikle, etkin piyasa koşulları, tüketici haklarının korunması, bağımsız ihale kurumu, enerji politikası ve özellikle dörtlü koalisyonunun son aylarında meclisten geçen İstatistik Kurumu Yasası dikkate alındığında;CTP’nin AB müktesebatını pek de dikkate almadığı/gözetmediği ortaya çıkmaktadır.
CTP’nin AB misyonu ile ilgili son sınavı sanıyorum yeni asgari ücret politikası ile olacaktır. Bu politikaya göre, AB çalışanların fakirleşmesini önlemek amacıyla minimum bir geçim/yaşam kalitesini garanti altına alan dinamik bir asgari ücret politikası benimsemiştir. Buna göre üye ülkelere iki yıllık bir adaptasyon süreci tanımıştır. Asgari ücretin alım gücünü devamlı surette korumak için ise belirli göstergelere göre güncellenmesi öngörülmektedir. Bu göstergelerin başlıcaları enflasyon, brüt ortalama ücretin %60’ının veya brüt ortalama ücretin %50’sinin referans değerleri olarak kullanılması ve toplu pazarlık kapsamının %80’in altında olması durumunda, işgücündeki toplu pazarlık kapsamını artırmak için üye ülkelerin ulusal eylem planları hazırlamasıdır. Bunun sonucunda, AB’de dengeler doğal olarak iş gören, sendika ve toplu sözleşme lehine değişecektir.
Sonuç olarak; CTP’nin hem emek hem de AB misyonuna ilişkin takiyeyi andıran tavrına gönderme olarak Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin veciz şiirini hatırlatmak istiyorum: “Ya Olduğun Gibi Görün ya da Göründüğün Gibi Ol”.





Yorumlar kapalı.