Kıbrıs meselesi, uluslararası sorun dosyaları arasında en uzun soluklu olanlardan biridir. Takvimi 21 Aralık 1963’ten başlatırsanız yarım asrı aşan bir çözümsüzlük hikâyesinden söz ediyoruz.
21 Aralık 1963 tarihi, sadece bir kırılma değil, aynı zamanda iki toplumun kaderinin ayrıştığı gündür.
Kıbrıslı Türkler cumhuriyet yönetiminin dışına itilirken, Rumlar Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tek başına temsil eder hâle geldi. Kıbrıslı Türkler ise 11 yıl boyunca enklavlarda, yoklukla sabrın iç içe geçtiği zor bir hayat sürdü.
***
1968’de başlayan toplumlar arası görüşmeler, dönemin iki güçlü ismini, Rauf Denktaş ile Glafkos Klerides’i bir uzlaşı noktasına getirdi. Ancak Makarios, garantörlük meselesi nedeniyle bu uzlaşmayı kabul etmedi. O gün kaçan fırsat, 15 Temmuz 1974’te Makarios’a karşı düzenlene darbe ve devamında 20 Temmuz Barış Harekatına kapı açtı.
***
20 Temmuz 1974 adeta tarihin yönünü tersine çevirdi. Bu kez yaklaşık 200 bin Rum kuzeyden güneye göç etti. 1963 sonrası oluşan iki toplumlu yapı, 1974 sonrasında, iki toplumlu, iki bölgeli bir şekle dönüştü. Yani Kıbrıs, Barış Harekatının tamamlanmasıyla artık sadece iki toplum değil, aynı zamanda iki coğrafya demekti.
***
Bugün gelinen noktada şu gerçeği inkâr etmek mümkün değil: Kıbrıs Türk tarafının çözüme Rum tarafına göre daha fazla ihtiyacı vardır. Ancak bir başka gerçek de vardır ki, 1963–1974 arasındaki o ağır yıllara kıyasla bugün çok daha konforlu bir dayanma zemini mevcuttur. 52 yıldır Kıbrıslı Türkler, yaşama tutunmanın ötesinde ciddi ekonomik gelişim gösteriyor.
2003 Nisan’ında kapıların açılmasıyla birlikte, günlük hayat içinde bir iç içelik yeniden başladı.
Dikkat çekici olan şudur: Bu süreçte ciddi bir gerilim yaşanmadı. Bu, çözüm ihtimalinin toplumsal zeminini güçlendiren önemli bir veridir.
***
Kıbrıs sorunu, doğası gereği “masadan kalıcı kalkılan” bir sorun değildir. Taraflar hiçbir zaman “buraya kadar” deyip kapıyı kapatmadı. Çözüm modelleri farklı olabilir, söylemler değişebilir ama hedef hep aynıdır… Bir şekilde uzlaşmak.
2020–2025 arası yapılan temaslar, önemli ama süreklilikten, sonuca götürmekten yoksun girişimler olarak tarihe geçti.
Şimdi yeni bir dönem konuşuluyor. KKTC’de yapılan son seçimle birlikte Tufan Erhürman göreve geldi. Erhürman’ın dili daha uluslararası, yaklaşımı daha barışçıl. Ankara ile uyumlu çalışmasının önünde de ciddi bir engel görünmüyor. Hatta Kıbrıs meselesinde “mutfak”ın yeniden Kuzey Lefkoşa’ya taşınması ihtimali dahi konuşuluyor.
Peki, müzakereler yeniden başlar mı? Diplomasi kulislerinde dolaşan bilgiler, Temmuz ayında yeni bir sayfanın açılabileceğini söylüyor. Bu süreçte Erhürman’ın söylemlerine bakıldığında, ne Ankara’yı ne de uluslararası merkezleri rahatsız edecek bir dil kullanmadığı açıkça görülüyor.
***
Ancak unutulmaması gereken bir gerçek daha var…
Adanın iki tarafında çözümü gerçekten isteyenler olduğu gibi, çözümsüzlükten beslenenler de vardır. Bunların ortak özelliği “hiçbir şey olmaz” propagandasıdır. Pozitif her adıma karşı çıkar, umut taşıyan herkesi hedef alırlar.
***
Temmuz’da başlaması beklenen süreç için iyimser olmak mümkün mü? Evet, mümkündür. Türk tarafının süreci zora sokmayacağı, aksine destekleyeceği görülüyor. Ancak çözüm anahtarı hâlâ Rum tarafının elindedir. Eğer Güney’deki liderlik, adadaki mevcut yapının, çözümün geleceğin temeli olduğunu kabul ederse, Kıbrıslı Türklerle birlikte yönetme iradesini Rum topluma anlatır ya da anlatabilirse, 2026 yılı bir çözüm yılı olabilir.
Aksi hâlde, bir kez daha devrilecek masanın, sadece süreci değil, Rumların konfor alanlarını da sarsacağı Rumlara açık açık anlatılmalıdır.. Belki de ilk kez, çözümsüzlüğün bedelinin Rumlar tarafından gerçekten hissedileceği çok net bir şekilde seslendirilmelidir.





Yorumlar kapalı.