Gece yarısı karanlığı yırtan bir çığlık duyduğunuzu düşünün.
Ne yapardınız?
1964 yılının bir mart gecesi… New York’un Kew Gardens semtinde saatler 03.15’i gösterirken, şehir uyuyor sanılıyordu. Sokaklar sessiz, pencereler karanlıktı. Ta ki o sessizlik bir çığlıkla yarılana kadar.
Kitty Genovese, evine birkaç adım kala saldırıya uğradı. Yardım istedi. Bir pencere aralandı, bir ses yükseldi. Saldırgan geri çekildi. Her şey bitmiş gibi göründü. Ancak vahşet bitmedi.
Dakikalar geçti. Sessizlik geri geldi ve tam da o sessizliğin içinde saldırgan geri döndü. Yaklaşık 03.25 civarında ikinci kez… Bu artık tesadüf değildi; bu, duraksayan bir şiddetin bilinçli devamıydı.
Şehir yine sustu. Hikâye burada da bitmedi.
03.35 ile 03.45 arasında, saldırgan üçüncü kez geri döndü. Bu kez sokakta değil, Kew Gardens’taki apartmanın içine girerek Kitty’yi buldu. Artık dışarıdan duyulabilecek bir çığlık yoktu, bir pencerenin aralanma ihtimali de yoktu.
Saldırgan son gelişinde saldırıyı kesintisiz şekilde sürdürdü; bıçakla Kitty’yi ağır şekilde yaraladı ve olay yerinden ayrıldı. Bu son saldırı Kitty’nin ölümüne neden oldu.
Bu olay, yıllarca yardım talep eden kadına “kimse yardım etmedi” cümlesiyle anlatıldı. Oysa mesele yalnızca bir cinayet de değildi. Olay, insanın kalabalık içindeki yalnızlığını görünür kılan bir kırılma anıydı.
Psikolojinin bugün Bystander Effect olarak adlandırdığı o sessiz mekanizma, belki de ilk kez bu kadar çıplak hâliyle bu cinayet ile ortaya çıkıyordu.
Bu durum, psikolojide ‘sorumluluğun yayılması’ olarak adlandırılan; bireylerin bir grubun parçası olduklarında kişisel sorumluluk duygularının azaldığı sosyal psikolojik bir olgudur.
İnsan, çevrede bulunan başka insanların varlığı ile sorumluluğu paylaşır ve çoğu zaman kendini eylemden uzak tutar.
- yüzyılın ikinci çeyreğinde toplumsal yaşamda durağanlığın arttığı eylemsizlik durumu sadece sorumluluktan uzaklaşma da değildir.
Yaşam alanımızda sessiz ve daha derin bir kırılma durumunu da yaşıyoruz. O daempati erozyonudur.
Sürekli maruz kaldığımız görüntüler, haberler ve hikâyeler zamanla etkisini yitirir. Hızla tüketilen içerikler, duyguyu yüzeyselleştirir. Bir noktadan sonra yalnızca görür ancak hissetmeyiz.
Otobüste tartışma çıktığında herkesin kafasını çevirip telefona bakması, sosyal medyada birinin linç edildiğini görüp sessiz kalmak, sıradan davranışlar hâline geldi.
Oysa izlemek, tarafsızlık değil, aynı zamanda sessiz bir onaydır.
İşte tam da bu noktada empati erozyonu ile Bystander Effect kesişir.
Zihnimiz sorumluluğu görünmez bir çoğunluğa devreder: “Birisi ilgilenir.” Ancak o “birisi” çoğu zaman ortaya çıkmaz.
Empati, kullanılmadığında yok olan bir duygu değil; ihmal edildiğinde zayıflayan bir sorumluluktur.
Ve bu zayıflama da çoğu zaman sessizce gerçekleşir.
Sorun, kimsenin neden müdahale etmediği değildir.
Çözüm, neden müdahale etmediğinizin altında yatan cevapta saklıdır.
Kalabalıklar sorumluluğu dağıtsa da vicdan, her zaman tek kişiliktir.





Yorumlar kapalı.