Işık Kitabevi, en çok satan Kıbrıs ve Dünya kitaplarındaki ilk beşi açıkladı.
Haftanın en fazla satan Kıbrıs Kitapları (ilk 5) başlığıyla yayınlanan liste ilk sıra Turgül Tomgüsehan’ın “Sırlar Adası”nın oldu.
Listede yer alan diğer kitaplar sırasıyla, Orhan Kabataş /Kıbrıs Türkçesinin Etimolojik Sözlüğü; Feriha Altıok / Eylül; Vamık D. Volkan / Kıbrıs Savaş ve Uyum; Neriman Cahit / Araplara Satılan Kızlarımız.
Haftanın en fazla satan Dünya Kitapları (ilk 5) başlığıyla yayınlanan listede birincilik Jose Mauro de Vasconcelos’un “Şeker Portakalı” adlı kitabın oldu.
Dünya kitaplarında en çok satanlar listesinde yer alan diğer kitaplar ise sırayla şöyle:
“John Boyne / Çizgili Pijamalı Çocuk; İsmail Saymaz / Şehvetiye Tarikatı; George Orwell / 1984; Yusuf Atılgan / Anayurt Oteli”.
Gizem dolu sırlar çözülüyor
Turgül Tomgüsehan’ın kaleme aldığı “Sırlar Adası” 448 sayfa. Tanıtım bülteni ise şöyle; Kıbrıs Adası’nda gizem dolu sırların şifreleri teker teker çözülüyor.
Osmanlı Kıbrıs’ı fethederken Venedikliler neyi kaçırdı? Osmanlı’dan neyi gizledi?; Dinler tarihini derinden etkileyecek Barnabas’ın büyük sırrı neydi? Tapınakçılar bunu biliyor muydu?; 4. Haçlı Seferi neden Konstantinapolis’e yapıldı? Neyi aradılar? Tapınakçılar Haçlıların elinden neyi kurtarıp Kıbrıs’a kaçırdı?; Sultan II Abdülhamit hangi şartlar altında Kıbrıs’ı İngilizlere kiralamak zorunda kaldı?; 1901 yılında Lefkoşa Sarayönü’ne inşa edilen caminin sırrı neydi? İngilizler neden bu camiyi inşa etti?;1940’lı yılların sonlarında Kıbrıs’a avukat olarak dönen Rauf Raif Denktaş’ın savcı atanması için kimler çalıştı? Denktaş’ı neden savcı yapmışlardı? Kimin için tehdit idi?; Toplumlar arası savaşın tetikleyicisi Masonlar mıydı? Adayı NATO Adası yapmak için kimler çalıştı?; Barnabas İncili 20 Temmuz 1974’te bulundu mu?; Derin Vatikan hain Fettullah Gülen ile ne zaman irtibata geçti? Amaçları neydi?; 15 Temmuz hain Fetö darbesinin altında yatan mistik gerekçe neydi? Darbeciler neye ulaşmaya çalışıyorlardı?
Yaşanan ve yaşanmakta olan her şey büyük sırrı saklamak içindi… Ya da sırra sahip olabilmek için…
Kıbrıs bu sır ile Akdeniz’de kan denizinde savrulan bir toprak parçası olmuştu…
Ve kan masumların kanı akana dek kanayacaktı…
“Şeker Portakalı”
Jose Mauro de Vasconcelos’un kaleme aldığı “Şeker Portakalı” isimli kitap, 200 sayfa. Yazar bu ünlü romanı 12 günde tamamlamıştır. Can Yayınlarından çıkan kitabın kapak tanıtımı ise şöyle;
“Acı dolu bir hayat sürdürmek ve bunu yaşamın olağan seyri gibi kabul etmek, ta ki hayattaki en gerçek ve karşı konulamaz acının ne olduğunu öğrenene kadar… Şeker Portakalı; yoksulluk ve sevgisizlik içinde yaşayan küçük Zeze’nin dünyasını, okuyucusuna yalnızca minik bir çocuğun gözünden değil, evrensel bir hakikat penceresinden sunuyor.
Brezilyalı yazar Jose Mauro de Vasconcelos’un 1968’de yayımlanan Şeker Portakalı adlı eseri, yalın anlatımı ve çarpıcı hikâyesiyle dünya edebiyatının unutulmaz başyapıtları arasında yer alıyor. Yazarının hayatından izler taşıyan eser, bir çocuğun iç dünyasından yola çıkarak tüm insanlığa acıyla yoğrularak olgunlaşmanın ağırlığını duyumsatıyor.
Gerçekçi anlatımı ve duygu ağırlıklı temasıyla Latin Amerika edebiyatını tüm yönleriyle yansıtan Şeker Portakalı; saflığı, şefkati ve acıyı eksiksiz bir empati ile iliklerinize kadar hissetmenizi sağlayacak.”
Saflığın acıyla yüzleşmesi
“Kitabın başkahramanı Zeze, yaramazlıklarıyla meşhur bir afacan. Mahallelinin “şeytan” olarak andığı bu çocuğu, öğretmeni ise bir “melek” olarak görüyor. Günün birinde Zeze ve ailesi, maddi imkansızlıklar nedeniyle oturdukları evden taşınmak zorunda kalıyor. Zeze, önceleri taşınmalarına çok üzülse de bu durumu yeni taşındıkları evin bahçesindeki şeker portakalı fidanıyla telafi ediyor. Fidan, çok geçmeden Zeze’nin en iyi arkadaşı oluveriyor.
Zeze bir gün, en büyük hayalini, daha doğrusu yapmayı en çok istediği yaramazlıklardan birini gerçekleştiriyor. Bu yaptığının bedelini ise mahallede Portekizli adıyla bilinen bir adamdan fena halde dayak yiyerek ödüyor.
Küçük kahramanımız, başta bu adamdan nefret etse de sonradan onu çok seviyor. Hatta Portekizliyi o kadar çok seviyor ki bu sayede haylazlığı da bırakıyor. Zamanla ikilinin arasında, baba-oğul ilişkisi gibi bir bağ kuruluyor. Ancak hikayenin sonunda bu bağlılık, Zeze’yi iyileştirdiği kadar onun ömür boyu unutamayacağı bir acıyı da beraberinde getirecek.”





Yorumlar kapalı.