Günümüzden tam 61 yıl önce… 1963 Aralık ayının son gecesi… Benim yaşım 19…Tüm dünya yeni bir yılı coşku içinde kutlamaya hazırlanıyor… Lefkoşa’nın ünlü Girne Caddesi’ndeki Bozkurt gazetesi yönetim evinin üst katında bir avuç basın emekçisi, yeni yılın ilk gazetesini okuyucuyla buluşturabilmek adına çaba harcıyoruz. Patronumuz Cemal Togan karartılmış olan alt kattaki masasında bir yandan sigarasından derin nefesler çekmekte, bir yandan da biteviye çalan telefonla uğraşmakta. Dışarıdaki Girne Caddesi kapkaranlık ve ıssız… TMT mensubu Ekrem Ural’ı, paltosuna sarılmış, elinde Takarov bir tabanca, duvara dayanmış nöbetteyken anımsıyorum…
Sadi Togan ağabeyimiz, Bilbay Eminoğlu’nun karanlık odadan getirdiği trajik fotoğrafların elektronik makinede klişelerini çıkarmakla meşgul… Girne Caddesi’ne bakan daracık klişe bölümü, yanık klişe plastiklerinden yayılan dumanlarla dolmuş… Göz gözü görmüyor… Hava o kadar soğuk ki, Sadi Ağabey zehirli kimyasal dumanların dışarıya çıkması için buzlu camları açma cesaretini gösteremiyor… İşte o zehirli plastik dumanlarının sinsi darbeleri, yıllar sonra onu karaciğerinden ölümcül şekilde vuracaktır…
Ergün Aydoğan kendisinin gün içinde çektiği fotoğrafların da gazetede yer alabilmesi adına yazı işleri müdürümüz Sadi Ağabey’e dil dökmekte… Şahin Sineması salonundaki göçmenlerin görüntülerini çekmiş… Saffet Soykal, Rum basınından tercüme ettiği haberleriyle uğraşıyor… Ahmet Alper, pres makinesinden gelen dizilmiş yazıların düzeltmesini yapmakta Münir Saraç amcamızla birlikte… Her zaman arka arkaya sıraladığı espriler ve anlattığı fıkralarla bizi çok güldüren Münir Amca’mızda neşeden eser yok kaç gündür…
Gündemde futbol namına bir şey kalmadı… Ünlü futbolcularımızın hemen tümü TMT direnişçisi olarak mevzilerde… O nedenle spor sayfası sorumlusu Tekin Yüksel’le spor foto muhabiri Mehmet Ali Acar güncel haberlerle ilgilenmeye yönelmişler… Arka spor sayfası zaten acı olayların haberlerine ve feci görüntülerle yüklü fotoğraflara ayrılmış durumda..
Dizgi operatörleri Zekâ ile Hüseyin ve Ramadan ağabeylerimiz, kurşun dökümlü dizgiye vereceğimiz yazıları bir an önce almak için başımızda beklemekte. Ben de işte o yazılar üzerinde son redaksiyonları yapmaktayım, çiçeği burnunda gencecik bir gazeteci olarak… Baskıcımız Oktay Coşkunsu iç sayfaların ilk örneğini silindirlerinden alıp getirmiş, baskıya geçmek için onay bekliyor. İçleri baskıya çoktan vermiş olan sayfacımız Eray Hacet ise, ön ve arka sayfaların çizimlerinin kendisine ne zaman verileceğini sorup durmakta, her zamanki tedirgin titizliğiyle…
***
Ortam Kanlı Noel trajedisi… Bizim kuşağın en büyük travması… Tüyler ürpertici… Her taraf kan revan içinde… 21 Aralık gecesi Tahtakala semtinde patlayan silahlar, adayı önce kantonlara, 11 yıl sonra ise ikiye ayıracak kadar etkili ve yankılı olmuştur… Yıkılan kısa ömürlü cumhuriyetin enkazı altında kalan Türk halkı perişandı o uğursuz ve çok soğuk Aralık ayının orta yerinde…
Royter teleksinin tıkırtıları henüz kesilmemiş… Nedense Telekomünikasyonu ele geçiren EOKA’cılar dış dünyayla tek bağlantımız olan teleksin yayınına dokunmamışlar… Ancak birkaç hafta sonra akıl edeceklerdi teleks bağlantımızı kesmeyi… Gazetemizin sayfalarında Royter mahreçli haberlerin devam ettiğini gördükleri zaman…
İki radyomuzdan biri BBC’ye, diğeri Voice Of America’ya endeksli…
Teleksten de, radyoların hoparlörlerinden de dökülen haberler hep yeni yılla ilgili… Çeşitli ülkelerdeki kutlamalar, yabancı devlet adamlarının ve ünlülerin mesajları tümden yeni yıla dair…
Radyo yayınlarının fonunda neşeli yeni yıl müzikleri var… Umutları, sevinçleri, düşleri yansıtan haberler ve mesajlar…
***
Oysa bizim umutlarımız, sevinçlerimiz, düşlerimiz tümden enkaz halinde… Az sonra ne olacağımızı, başımıza neler geleceğini bilememenin belirsizliği ve tedirginliği içindeyiz…
Teleksi ve radyoları açık tutmamamızın tek amacı ise belirsizliklerimizin karanlığına ola ki ışık gibi düşecek güzel bir haber yakalayabilmek ve o haberi de yeni günde halkımızla buluşturabilmek…
Ama ne gezer… Umurunda mı dünyanın Kıbrıs’ta kan revan, yokluk, yıkım ve sefalet içinde ecel terleri dökmekte olan bir avuç Türk’ün dramı?..
***
Arada bir, tümden EOKA’cıların denetimine geçmiş olan Kıbrıs Radyo Yayın Korperasyonu’nun yayınlarını da dinliyoruz… Onlar da, Noel’e kan bulaştıran o caniler güruhu da, yeni yılı karşılama coşkusunda… Şimdilik Türklerle savaşmaya mola vermişler, yeni yılla ilgili ahkâm kesmekteler… “Single bells, single bells / Single all the ways” ve Zeki Müren’den “Bekledim de gelmedin” şarkılarını dönüşümlü olarak çalıp durmakta yayıncı EOKA’cılar…
Yayınlarına başlayalı daha bir hafta olmamış Bayrak Radyosu’nun… Frekansımızı Bayrak’a ayarladığımızda bu kez parazitli hoparlörden yas ve ağıt yayılıyor soğuk salonumuza… Spikerlerin biri bırakıp öteki alıyor mikrofonu… Üner Ulutuğ, Kemal Tunç, Hilmi Özen, Hatice Söğüt, Sevilay Direkoğlu, Hüseyin Kanatlı, Özkan Uygur, Cafer Elgin…
Acı yüklü konuşmalar arasında toplumsal faciamıza dair haberler vermekteler… Daha bir soğuyor sobasız salonumuz… Cafer Elgin Rum kaynaklarından tercüme ettiği haberleri anında canlı yayından aktarmakta… Bayrak Haber bölümü bir süre sonra yer altından çıkıp bizim o anda çalıştığımız BOZKURT katına taşınacaktı TMT’nin emriyle…
***
Yas ve ağıt nasıl olmasın ki Bayrak Radyosu’nun seslerinde?..
Binanın arkasına, Tekke Bahçesi’ne bakan pencerelere gittiğimizde gecenin karanlığında aşağıda, gazyağlı fenerlerin soluk ışığında şehitleri gömmek için mezar kazan insanlarımızı görüyoruz…
Bozkurt binasının tam karşısındaki iki katlı, sarı kesme taş duvarlı ev morga dönüştürülmüş… Orada biriken cesetler, zaten morali çökmüş olan Lefkoşalıları daha da üzmemek için, gözlerden uzakta, gece karanlığında Tekke Bahçesi’ne taşınarak alel acele toprağa veriliyor… İmamsız, cemaatsiz, törensiz, kefensiz ve hatta duasız…
Tekke Bahçesi’ndeki şehitlik 1963’ün o son gecesinde yavaş yavaş oluşmaya ve büyümeye başlıyor…
***
Belleğim işte beni 2024’ün bu son nefesinde, dayanılmaz baskı altına aldı… Ve herkesin kendine özgü yeni yıl anılarına, böylesi bir yaşanmışlıkla katkımı koymak istedim… Hiçbirimizin artık öylesi bir yeni yıl dramını yaşamaması dileğiyle efendim… Ne var ki, dünyada ve hatta çok yakınımızda yeni yılı trajik çalkantılar içinde karşılayan bedbaht insan yığınlarının varlığı da göz ardı edilemez… Onların da güvenliği ve esenliği kısa sürede yakalayabilmeleri dileğiyle efendim…
Ahmet Tolgay
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.