Ceza Mahkemeleri Değişiklik Yasası’nda yapılan tadilatlar, itirazlara rağmen, Meclis’ten geçirilirken, meslektaşlarımızın bu konudaki hassasiyetlerini anlamamak mümkün değildir. Çünkü basının haber alma özgürlüğü söz konusudur.
Bunları düşünürken aklıma bizim dönemin gazeteciliği gelmesin mi? ‘gazetecilik eskiden mi zordu, şimdi mi?’ sorusuna ‘elbette geçmişte’ yanıtı verilir. Teknoloji gelişmiş değildi, iletişim şimdiki gibi hızlı değildi. ‘Topal eşek’ gibiydi.
1974 öncesi günlerde varoluş mücadelesi döneminde, sivil otoritenin yanı sıra, askeri otoritenin ‘hükmü’ geçerdi. Yanlışlar, hatalar pek eleştirilmese de, bunları dile getirenler yok değildi. Özellikle Dr. Fazıl Küçük, Halkın Sesi gazetesinde iki yıldız imzası ile yazdığı yazılarda yanlışlıkları eleştirir ve uyarılarda bulunurdu.
Doktor’un eleştirileri nedeniyle sık sık ‘Huzura’ çağrılırdım. Bayraktar’ın huzuruna çıkarken, beni gören koruması ya da şoförü ile orada çalışan arkadaşlar “Merak etme de seni torbaya koyacak değiller” diyerek, şaka yaparlardı. Samimiyetle söylüyorum, hiçbir nedenle Kemal Çoşkun’un huzuruna çıkmış değilim.
Ancak öyleleri vardı ki, konuştuklarında tavandan toz düşerdi. Hele Doktor’un bir yazısı yüzünden ‘huzura’ çağrıldığımda, ismini unuttuğum Bayraktar, esip yağmış, iyice fırçaladıktan sonra “Buldozer gönderip o matbaayı yıkacağım” diyecek kadar kendinden geçmişti.
Beni ne zaman çağırıp da hesap soracaklarını Dr. Küçük’le tahmin ederdik. Yazıdaki mesajı alır almaz, çağrı üzerine Bayraktarlığın yolunu tutardım. Dr. Küçük, “Git bakalım ne diyecekler, sana hiçbir şey yapamazlar” der ve gazetenin önünde ağzında sigarası, kaldırımda bir aşağı bir yukarı gider gelirdi.
Ben döner dönmez Kuşo’dan kahve söyler, olup bitenleri anlatırdım.
O günlerde yazıları yayınlanmadan önce görmek istemişler, bunun için de son Lefkoşa Serdarı rahmetli Aydın Samioğlu’nu görevlendirmişlerdi. Kıbrıs Türk eğitimine uzun yıllar hizmet eden Aydın Sami, Derviş Eroğlu’nun Başbakanlığı döneminde de Başbakanlık Müsteşarı idi.
Her neyse; sancaktarlık öyle istiyor diye, biz eleştiri yapamayacak, istediğimiz yazıları yazamayacak mıydık? Dr. Küçük’le oturup görüş alış verişinde bulunurken, Doktor, “Aydın erken yatır, sen ona göre hesabını yap” demişti.
En geç saat gece 8’de yattığına göre, 06.30 veya 07.00’ye doğru ertesi günü gazetede çıkacak olan yazılardan bir partiyi götürüp verirdim.
Nelerdi bunlar?
Fal, nöbetçi eczane, kiralık ev, satılık daire, Rum basını, futbol karşılaşmalarının sonuçları, dünyadan haberler vs. Aydın Sami’nin o anki ruh hali gözlerimin önünden gitmiyor. “Ama ben bunları ne yapayım, benim istediğim yazılardır, makalelerdir” der, onların daha dizgide olduğunu, hazır olduğu zaman göndereceğimi ya da getireceğimi söylerdim.
Kasıtlı olarak geciktirirdik. Zaten Aydın Sami de çoktan uykuya dalardı.
Ertesi gün de aynı taktiği uygulamış, Aydın bey “Ben bu işte yokum. Başkasını bulsunlar, ne yaparsanız yapın” diyerek, pes etmişti.
Böylelikle Dr. Küçük’le birlikte gazeteye konulmak istenen sansür tehlikesini ortadan kaldırmıştık.
***
Hülya Koçyiğit’i Saray Otel’in 8. katına çıkarmıştım
Türk sinemasının efsane isimlerinden ünlü film yıldızı Hülya Koçyiğit’in arkadaşımız Elif Çatal’ın sorularına verdiği yanıtları okudum.
Aklıma yıllar öncesi geldi. Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti’nin ‘Yılın Sanatçıları’ seçilmeleri nedeniyle Ediz Hun’la birlikte Kıbrıs’a gelmişlerdi. Kışlık Zafer Sinemasında çok güzel etkinlik olmuş, salon hınca hınç dolmuştu. O zaman tek otelimiz Saray Otel’de kalıyorlardı. Hülya Koçyiğit Rum tarafını merak etmişti bunun üzerine kendisini 8. katında bulunan Roof’a çıkarmış ve kuş bakışı olarak Yeşil Hat diye bilinen ara bölgeyi ve Rum tarafını izlemiş, çok teşekkür etmişti.





Yorumlar kapalı.