Olgun Beyoğlu

Anayasa değişikliği sorunu





   Bir devletin temel kuruluşunu ve kişilerin temel hak ve özgürlüklerini belirleyen kurallar bütünü, o devletin anayasal düzenini oluşturur. Eski dilde anayasa sözcüğü yerine Kanun-u Esasi kullanılırdı.

   Anayasa, ana ve yasa sözcüklerinin birleşmesiyle oluşmuş, yasaların anası ve yasalara kaynaklık eden yasa olarak tanımlanır. Anayasalar devletlerin temel kuruluşunu ve kişilerin temel hak ve özgürlüklerini belirleyen kurallar bütünüdür.

Bu itibarla anayasalar;

1) Bir devletin yönetim biçimini belirten,

2) Yasama, yürütme ve yargılama güçlerinin nasıl kullanılacağını gösteren,

3) Yurttaşların kamu haklarını bildiren temel yasadır.

   Bir diğer anlatımla anayasalar; devleti kuran bir toplum sözleşmesi olup bu toplum sözleşmeleri günümüzde yazılı olarak düzenlenmektedir.

Anayasalar

   Günümüzde az sayıdaki ayrıklık bir yana bırakılacak olursa, hemen hemen bütün devletlerde anayasal düzenin yazılı bir anayasaya dayandığı görülmektedir.

   Hukukun yazılı olması asaldır. Ancak, yazılı kurallar ya da yazılıp da sonradan yürürlükten kaldırılan kurallar çerçevesinde de bir hukuki düşünce ya da algılama oluşur. Yazılı hükümler üst mahkemelerce yürürlükten kaldırılmış olsa bile bu algılama bilinçte yer ederek, çoğu durumda kendine eylemce uygulama dayanağı bulur.

   Bu nedenle hangi türden olursa olsun; yasa ya da geçici süre için de olsa yasa gücünde kararname yapıcılarının adaletli ve dikkatli olması, olmazsa olmaz bir kuraldır.

   Bu bağlamda, 137 ülke üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, yalnızca 12 ülkenin yazılı bir anayasaya sahip olmadığı saptanmıştır. KKTC ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu pek çok ülkede anayasa, yazılı ve bütünsel bir belgedir. Bu ülkeler şekli anlamda anayasaya sahiplerdir.

   Bütünsellik; diyalektiğin temel ilkelerinden biridir. Bütün varlıkların birbiriyle ilinti hâlinde bulunduğunu, birbirini etkilediğini, bundan ötürü herhangi bir şeyi incelerken, o şeyin başka şeylerle olan bütün ilintilerini, bağıntılarını göz önüne almak gerektiğini ileri sürer. İlişkilerden ve bağıntılardan oluşan, ama bu ilişkilerle birbirine bağlanan ögeleri aşan, onlardan daha üst bir gerçekliğe sahip olan bütüne ve yapıya verilen addır.

   Yazılı anayasa, yetkili organlarca yapılmış ve bir anayasada bulunması gereken kuralları maddeler halinde içinde barındıran belgedir. Oysa İngiltere’de yazılı bir anayasa yoktur.

Yazılı ilk anayasa

   Dünyadaki ilk yazılı anayasa, 1789’da Amerika Birleşik Devletleri’nde hazırlanmıştır. Bu anayasanın temel ilkeleri bugün de geçerlidir.

   Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nı 1789 Fransız Devrimi’nin ürünü olan 1791 Fransız Anayasası izlemiştir. Daha sonra öteki Avrupa ülkeleri de anayasalı bir düzeni benimsemiştir.

   Fransız Anayasası gibi bazı anayasalar o ülkenin tarihinin koşulları sonucunda ortaya çıkmıştır.

   Japon Anayasası (1947) gibi başka ülkelerin baskısıyla kabul ettirilen anayasalar da vardır.

   Tekraren ifade edecek olursam günümüzdeki anayasaların çoğu yazılı ve bütünsel belgelerdir. Ancak, bir anayasanın yazılı olması, uygulamada başarılı olabilmesi için yeterli değildir.

   Bir anayasanın işlerliği çeşitli etkenlere bağlıdır. Sözgelimi Latin Amerika ülkeleri Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nı örnek alarak kendi anayasalarını hazırlamışlardır. Ancak bu ülkelerde anayasal düzen, askeri darbelerle sık sık askıya alınmıştır.

Geleneksel (teamüli) anayasalar

   Kuşkusuz, yazılı bir anayasaya sahip olmayan ayrıklık ülkelerde de anayasal düzene ilişkin bazı yazılı kurallar söz konusudur. Bunlara geleneksel yani teamüli anayasa denmektedir.

   Bu ülkelerde temel kurumların işleyişi; yüzlerce yıllık geleneklere, yasalara ve belgelere dayanır. Ayrıca, anayasa hukukunu ilgilendiren parlamento tarafından yapılmış bazı temel yasalar da bulunmaktadır.

   İngiltere örneğindeki gibi İngiltere bir anayasa devletidir, fakat yazılı anayasası yoktur. Bazı yazılı belgelerin (statutes), yanında çok sayıda anayasal teamül (common law) ve anayasal uygulamalar (conventions) bulunmaktadır.

   Ya da İsrail örneğindeki gibi, farklı tarihlerde yürürlüğe konmuş, birbirlerinden ayrı metinlerde yer alan anayasal kurallar söz konusudur.

   Bu nedenle gerek İngiltere ve gerekse İsrail yazılı anayasaya sahip olmayan ülke sayılmaktadırlar.

   Ne olursa olsun, az sayıdaki bu ayrıklıkları bir kenara bırakacak olursak, yazılı anayasanın ilk anlamlı örneğini 1787 tarihli Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nda görürüz. Bu bağlamda Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nın, günümüzde hemen hemen bütün devletlere öncülük ettiğine kuşku yoktur.

   Yazılı anayasaların yaygın hale gelmesinin temelinde, değişen yönetimsel erk ilişkilerinin yeni biçiminin yazılı kurallarla belirtilmesi gereksiniminde yatar.

   Federal yapılı devletlerin de ortaya çıkması, federal yetke ile yerel yetkenin yetki bölüşümünü yazılı bir biçimde saptamak gereğini doğurmuştur.

   Devletin ana kuruluşunu yazılı bir şekilde belirleyip, güvence altına almak gereksinimi, bu kuralların değiştirilmesinin çeşitli düzenlemelerle zorlaştırılması düşüncesini de beraberinde getirmiştir.

Anayasa değişiklileri

   Bazı anayasalar sıradan yasaların değiştirilmesine göre zorlaştırılmıştır. Buna karşılık, anayasanın değiştirilmesi, sıradan yasaların değiştirilmesine göre hiçbir fark içermeyebilir.

   Ne var ki, yazılı anayasalar için bu ayırım yalızca kuramsal bir önem taşır. Çünkü hemen hemen tümünün, bir ölçüde de olsa katı anayasa grubuna girdikleri söylenebilir.

   Bir başka deyişle, çok az sayıda ayrıklık bir yana bırakılacak olursa, yazılı anayasaların değiştirilmeleri, diğer yasalara göre az ya da çok zorlaştırılmıştır.

   Gerçekten de çoğu devletlerin anayasalarının yazılı olduğu görülür. Yazılı anayasa ayrıklıklarından en göze çarpanı yukarıda da değindiğim gibi İngiltere ve İsrail’dir.

   Değiştirilmelerinde izlenen yöntemin sıradan yasaların değiştirilmesinde izlenen yöntemle aynı ya da onlara göre zorlaştırılmış olup olmamaları açısından yazılı anayasalar;

A) Yumuşak anayasa ve

B) Katı anayasa

   olmak üzere iki kısma ayrılırlar.

A) Yumuşak anayasa

   Yazılı bir anayasanın değiştirilmesinde sıradan yasaların değiştirilmesine karşın hiçbir zorlaştırıcı koşulu olmayan anayasalar, yumuşak anayasalardır.

B) Katı anayasa

   Değiştirilmesi normal yasalardan daha sıkı koşullara bağlanmış olan anayasalar ise katı anayasalardır.

   Katı anayasaların değiştirilme yöntemleri düzgülü yasalardan çok daha zor olup, değiştirilebilmesi için birtakım koşullar öngörülmüştür. Bu koşullar katılık ölçütleri olarak ifade edilir.

Katılık ölçütleri

A) Anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesinin yasaklanması,

B) Gerek değişiklik önerisinin kabulünde gerekse yasama organında sıradan yasalara kıyasla nitelikli bir yeter sayısının aranması,

C) Değişikliğin halk oylamasına (referandum) sunulması,

Ç) Değişiklik sürecinin uzun olması,

D) Değişiklik önerisinin olağan yasalar gibi ivedilikle görüşülmemesi ve

E) Değişiklik için ayrı bir kurucu meclis oluşturulması

   olarak gösterilebilir.

   Bir anayasanın katı anayasa sayılması için yukarıda belirtilmiş zorlaştırıcı koşulların tümünü içermesi gerekmemektedir. Bunlardan yalnızca biri ya da birkaçı mevcut olması durumunda da o anayasa katı anayasa olarak nitelendirilir.

   Bu bağlamda tek başına, ivedilikle görüşülme yasağı dahi söz konusu ise bu yasak o anayasanın katı anayasa olduğunu gösterir.

   Anayasaların değiştirilmesini bu tür düzenlemelerle zorlaştırmanın ötesinde, kurucu yönetimsel erk, kimi maddelerin değiştirilmesini tamamen yasaklayarak özdeksel bir katılık da yaratmış olabilir.

   Bu durumun gelecek kuşakların istemlerini de bağladığı dikkate alındığında, konu yalnızca değişiklik yapılmasını güçleştirmek değil, bundan daha önemlisi katılık yaratan bir durum olduğuna kuşku yoktur.

   Bu tür düzenlemeleri yasal engellemeler olarak görüp, çoğunluğun istencine karşı koruduğu için destekleyenler olabildiği gibi karşı çıkanlar da vardır.

   Anayasanın değiştirilme yetkisine getirilen bu tür sınırlamalar bir bakıma yurttaşların o alandaki düzenlemeler için egemenliğinden vazgeçmiş sayılacağı olarak düşünülür.

   Bu bağlamda anayasa değişikliği için yasal yolların tıkamanın ayaklanma girişimlerine de yol açabileceğini gözden uzak tutmamak gerekir.

   Bütün bu tartışmalara karşın, çeşitli anayasalarda yine de bazı maddelerin değiştirilmesinin yasaklandığını görmekteyiz.

Tarihsel süreçte anayasalar ve anayasa değişikliği halk oylamaları

   Türkiye’nin 20 Temmuz 1974’te gerçekleştirmiş olduğu Kıbrıs Barış Harekâtı ile barış ve özgürlüğe kavuşan Kıbrıs Türk halkı; bu tarihten sonra yapılan 2’si anayasa ve 2’si de anayasa değişikliği olmak üzere 4 kez sandık başına gitmiştir. Buna göre;

1) 1 Ekim 1974 tarihinde kurulan Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi Meclisi 13 Şubat 1975 tarihinde Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin oy birliği ile kurulduğunu ilan etti. İlk halk oylaması, 8 Haziran 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasası için yapıldı.

   Sandıktan yüzde 99,4 evet, yüzde 00,6 oranında hayır oyu çıktı. Bu sonuca göre KTFD Anayasası ezici bir çoğunlukla kabul edilerek yürürlüğe girdi.

2) 15 Kasım 1983’te ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk anayasası ise 5 Mayıs 1985’te halkın oylamasına sunuldu.

   Kayıtlı seçmen sayısının 91 bin 810 olduğu halk oylamasında 71 bin 933 seçmen oy kullandı. Bunlardan 70 bin 459’u geçerli sayıldı. Seçime katılım oranı yüzde 78,35 oldu.

   KKTC Anayasası’na seçmenlerin yüzde 70,18’i yani 49 bin 477’si evet, yüzde 29,82’si yani 21 bin 12’si hayır oyu kullandı. Halen yürürlükte olan KKTC Anayasası böylece kabul edildi.

3) KKTC’de ilk anayasa değişikliği yasası halk oylaması 29 Haziran 2014’te, yerel seçimlerle birlikte yapıldı.

   KKTC meclisinden oy birliğiyle geçen ve anayasanın 21 maddesinde değişiklik öngören anayasa değişikliğine ilişkin yasa için yapılan halkoylamasından hayır kararı çıktı.

   Kayıtlı 175 bin 258 seçmenden; 122 bin 642’sinin oy kullandığı halkoylamasında, 112 bin 240 oy geçerli sayıldı. Seçime katılma oranı yüzde 69,98 oldu.

   Sandığa giden ve geçerli oy kullananların 42 bin 288’i yani yüzde 37,68’i evet, 69 bin 952’si yani yüzde 62,32’si ise hayır oyu kullanarak anayasa değişikliğine onay vermedi.

4) Yargıdaki yoğunluğu gidermek amacıyla hazırlanan ve Cumhuriyet Meclis’inde 6 Temmuz’da oy çokluğuyla onaylanan anayasa değişikliğine ilişkin yasa; 1 başkan ve 7 yargıçtan oluşan Yüksek Mahkeme’nin, 1 başkan ve en az 7, en çok 16 yargıçtan oluşmasını öngörüyordu. Değişiklik 11 Ekim 2020 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile halk oylamasına sunuldu.

   Seçmenin yüzde 49,87’sinin evet, yüzde 50,16’sının da hayır oyu kullandığı halk oylamasında anayasa değişikliğine ilişkin yasa 283 fark hayır oyu ile kabul edilmedi.

Annan Planı halk oylaması

   Bu bağlamda 2004 yılında yapılan bir başka halk oylamasından da bahsetmek yerinde olacaktır. Söz konusu halk oylaması ile birlikte Kıbrıs Türk halkı bugüne değin 5 kez sandığa gitmiş olmaktadır.

   Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla yapılan görüşmeler sonucu hazırlanan ve dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın adını taşıyan plan için, Kıbrıslı Rumlarla eş zamanlı olarak sandığa gidildi.

   Planın uygulamaya girebilmesi için her iki halkın da evet demesi koşulu vardı.

   Annan Planı halk oylamasında; Kıbrıslı Türklerin yüzde 65’i evet oyu kullanırken, Kıbrıslı Rumların yüzde 76’sı hayır dediği için plan hayata geçirilemedi.

Anayasa değişikliklerinin kabul edilmeme nedenleri

1. Siyaset kurumları ve siyasetçilerin; söylem ve eylemlerinin birbiri ile örtüşmemesi,

2. Siyaset kurumları ve siyasetçilerin; tabiri caizse cami önüne bırakılmış çocuk gibi kendi eseri olan anayasa değişiklik yasalarına propaganda döneminde sahip çıkmamaları,

3. Seçmenin bir kesiminin seçimlerle birlikte yapılmasın dediği her iki halk oylamasının seçmenin inadına (referandumun) seçimlerle birlikte yapılması,

4. Siyaset kurumları ve siyasetçilerin; seçmenin aynı zamanda bir vergi yükümlüsü olduğunu göz ardı edilerek, cumhurbaşkanlığı seçimi ile halk oylamasının birlikte yapılmasında işin kolayına kaçıp ayrı ayrı tarihlerdeki oylamayı kaynak (parasal) sorununa bağlanması,

5. Siyaset kurumları ve siyasetçilerin seçim gailesine düşüp; aynı gün yapılacak anayasa değişikliklerini seçmene anlatmaması,

6. 11 Ekim 2020 tarihli halk oylamasına gelinen süreçte ilk öneride yer alan 65 yaş sınırının 70’e çıkarılmak istenmesinin arkasındaki kişisel nedenin halkın belleğinden silinmemiş olması.

Sonuç ve değerlendirme

   Anayasalar, yasaların anası ve devleti kuran toplum sözleşmesi olarak nitelendirildiğine göre değiştirilmeleri de diğer yasalardan farklı ve zor olmaktadır.

   Katılık ölçütleri anayasada değişiklik yapılmasını zorlaştırmaktadır. Ancak;

Hiçbir toplum olduğu gibi kalmaz ve her bir toplum sürekli gelişir. Gelişmekte olan bir toplumun dayandığı sosyal değerler de zamanla değişir. Hukuk kuralları bile değişir.

Bir toplumun dayandığı sosyal kuralların ya da hukuk kurallarının değişmeyeceğini, değişmesinin olanaklı olmayacağını düşünmek, eşyanın tabiatına aykırı bir durumdur.

Bir hukuk kuralı ya da sosyal değer değiştirilecek olursa, değiştirilmek istenirse; buna karşı çıkılamaz.

Buna karşı çıkmaya çalışmak, toplumu olduğu yerde bırakmak düşüncesi ile eş anlama gelir.

KKTC’deki eksiklik siyaset kurumları ve siyasetçinin sözlerine sahip çıkmamaları ve seçmenin istemlerine kulak tıkamalarından kaynaklanmaktadır.

Son söz: Değişime en direndiğiniz şeyler, değiştirmeye en çok gereksinim duyduğumuz şeylerdir.

Anayasa değişikliği sorunu
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.