– Kıbrıs Politikacılarına İthaf –
1974’te kaybettiğimiz ünlü romancımız Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Türk edebiyatının yetiştirdiği en kültürlü üç beş isimden biridir. Tam bir entellektüel-aydın kimliğine sahip bulunan Yakup Kadri, 1914 yılına kadar hümanist ve bireyci edebiyatın savunuculuğunu yapmış, tedavi için İsviçre’de bulunduğu 1914-1918 evresi ise onun hayata bakış tarzını değiştirmiştir.
Bu değişmenin sebebi, Batılıların her türlü “hak, hukuk, adalet, hümanizm nutuklarına ve savunmalarına” karşılık bunu sadece kendileri için düşünüp kendi dışındaki uluslar için evrensel bir değer kabul edememeleridir.
İsviçre’de tedavi gören Yakup Kadri okuduğu Fransa ve İsviçre gazetelerinde Osmanlı Türkiyesi ve Türkler hakkındaki haksız hücumları ve Haçlı zihniyetiyle bakış açısını okudukça sarsılır ve düşüncelerinde büyük değişmeler olmaya başlar. Avrupalı politikacılar ve kamuoyu, ulusların hak ve hukuklarından söz ederken herkes için aynı olması gereken bu değerleri kendilerine göre yorumlayınca Yakup Kadri “meğer hakkın da, hukukun da bir rengi varmış, hakikat, hak tek değilmiş” der.
Hele Batı basınının Türkleri, Anadolu’dan geldikleri Orta Asya’ya geri yollanması gereken zalimler olarak yazıp çizmesi yazarı uyandırır, milliyetin değerini kavramasına yol açar. 1918’den sonra Yakup Kadir Karaosmanoğlu’nun yazdığı öykü ve romanlarda artık Batı, sömürgeci ve hasımdır. İmgebilimin “birebir temas, din ve tarih” faktörü, İsviçre’de işlemiş ve yazarın bakış açısını değiştirmiştir.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun 1964 tarihinde Kıbrıs’taki olaylardan hareket ederek yazdığı, Batı’nın Yunan hayranlığını, Türk –Yunan ilişkilerindeki çifte standardını ve ikiyüzlülüğünü değerlendirip yerdiği önemli bir yazısı vardır: “KIBRIS VE ÖTESİ”. Türkiye’de, Milliyet gazetesinde, 2 Nisan 1964’te çıkan bu yazı hem tesbitleri, hem de bu tesbitlerin günümüz dünyasında ne acı ki geçerliliğini koruması açısından önemlidir. Türk Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul’da kalmayıp Ankara’ya, Mustafa Kemal Paşa’nın yanına geçen Yakup Kadri, onunla ilgili en güzel kitaplardan birini “Atatürk Monoğrafisi”ni de yazmıştır. Halide Edip Adıvar’la birlikte, işgalci Yunan ordusu Mustafa Kemal Paşa’nın önünde kaçarken onların yakıp yıktığı köyleri ve işkenceleri tesbit komisyonunda görevlendirilen Yakup Kadri Karaosmanoğlu, çok acıklı sahnelerle karşılaşmış, yıkılan, insanı ve hayvanlarıyla birlikte yok edilen veya tecavüze uğrayan Türk köylerinin durumunu anlatan raporlar hazırlamıştır. Batı ülkelerinin, Batı Anadolu’daki Yunan tecavüz ve yıkımları konusunda sessiz kalışı ve Yunanistan’a arka çıkışı insan olarak yazarı çok sarsmıştır. İşte Kıbrıs’ta masum Türklere karşı girişilen saldırı ve öldürme olayları üzerine Yakup Kadri, Anadolu’nun işgal yıllarındaki durumunu ve Batı’nın iki yüzlü tavrını tekrar gündeme getirerek, “Kıbrıs ve Ötesi” adlı yazısını yayımlar.
Yakup Kadri’nin “Kıbrıs ve Ötesi” adlı yazısına göre, Batılıların Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs’taki durum hakkında takındığı tavırda şunlar görülür:
Kıbrıs’ta dökülen masum Türk kanları karşısında Avrupalı dediğimiz insanların kalbinde herhangi bir tepki yoktur. Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’yu bir virane haline getiren, köyleri soyan, kadınların ziynetlerini-takılarını çalan ve “ erdemli kızlarımızın ırzına geçip geçemediklerini ateşte kavurduktan sonra” ellerinin kiriyle oturdukları barış görüşmelerinde Yunanlıların Avrupa ülke temsilcilerince arkalanması hala akıllardadır.
Buna rağmen Türkiye Cumhuriyeti kurulur kurulmaz Yunanistan’la barışçı bir siyaset gütmüş, ancak Avrupalı politikacılar ve kamuoyu saldırıya uğrayan yakılıp yıkılan Anadolu değil de, Grek yurduymuş gibi onlara maddi destekte bulunmuşlardır.
Bu durum Kore harbi sırasında da sürmüş, en çok kan ve can fedakarlığında bulunanlar Türkler olduğu halde, Kore Savaşı’na yalnız hizmet taburuyla katılan Yunanistan, Türkiye ile eşit tutulmuş, Batı basınında onları öven yazılar yazılmıştır.
Şu anda (1964) Kıbrıs’taki durum da aynıdır. Kıbrıs’taki Rum çeteleri Yunanistan tarafından silahlandırılıp Türkler üzerine saldırtılmış, fakat Batı politikacılarında ve basın organlarında onlara dil uzatan, tepki gösteren doğru düzgün bir girişim olmamıştır. “Düşünün bir kere, Atina Hükümeti’nin Kıbrıs’taki katliam tertipçisi ve tatbikçisi Makarios’un adıbile hâlâ “monsenyör”süz ağıza alınmamakta ve hatta, evet hatta Avrupa ve Amerika basınında kendisinden erdemli, geniş kültürlü bir insan olarak bahsedilmektedir.”
Bütün bu gerçekler ışığında görürüz ki Nato üyesi olan Türkiye ve Yunanistan’a, Nato devletlerinin bakışı da farklıdır. Onlar bizim kendileriyle üyeliğimizi “mariage de raison” yani “menfaat evliliği” gibi görürken, Yunanistan’ın kendileriyle üyeliğini “mariage d’amour” yani “aşk evliliği” şeklinde algılamaktadırlar.
Yakup Kadri Karaosanoğlu, 1964’te Milliyet gazetesinde çıkan yazısını şöyle bitirir:
“Batılıların kalbine ve kafasına yerleşmiş Yunan hayranlığını, hakikati artık bilelim ve kendi kendimize gelin-güvey girmekten vazgeçelim.”





Yorumlar kapalı.