Covid-19 nedeniyle dünyanın hemen her yerinde sağlıkla ilgili ortaya çıkan sorunlarla birlikte salgının derinleştirdiği ekonomik çöküntü ve işsizlik vergileri yeniden hatırlattı.
Salgının yol açtığı sorunları aşma adına dünyanın birçok ülkesinde; üst gelir yükümlülerinin gelir vergisi oranları ile kurumlar vergisi oranlarını yükseltmek ya da servet vergisi (wealth tax) almak gibi vergisel önlemler tartışılmaya başlandı.
Arjantin örneği
Arjantin’de bir defaya mahsus olmak üzere 3,3 milyar dolarlık gelir sağlamasını hedefleyen servet vergisi yasası yürürlüğe konuldu.
Buna göre; 2,5 milyon dolardan fazla serveti olan 12 bin Arjantin yurttaşı; yurt içindeki servetlerinden yüzde 3,5 yurt dışındaki servetlerinden ise yüzde 5,25 oranında ek vergi ödeyecekler.
Bu kapsamda toplanacak verginin; yüzde 20’si salgınla ilgili sağlık gereçleri alımında, yüzde 20’si küçük ve orta büyüklükteki işletmelere destek, yüzde 20’si öğrenim bursu, yüzde 15’i sosyal projelere ve yüzde 25’i de doğal gaz girişimini desteklemekte kullanılacak.
Bu proje ile ek vergi salınırken Arjantinli yükümlüler toplanacak gelirin nereye harcanacağını daha başından bilmiş olmaktadırlar.
Ders çıkarmak
Anımsayacak olursak geçmiş yıllarda kamu görevlileri ile devletten emekli maaşı çekenler ile sosyal sigortadan maaş alanların maaşlarından kesintiye gidilmişti.
Yönetsel erk bu girişimi ben yaparım olur mantığı ile gerçekleşmiş ancak hazine bu kesintileri yargı yolu ile hak sahiplerine geri ödemek zorunda kalmıştı.
Bu bir proje olabilirdi
Kesintinin hangi sürede yapılacağı, ne oranda yapılacağı, kesilen miktarların nereye harcanacağı ve bunun sonucunda neyin sağlanacağı ya da düzeltileceği bir proje olarak açıklanmış olsaydı sonuç belki de daha farklı olabilecekti.
Yaradılışı bakımından sosyal bir varlık olan insan, bu özelliğinden ötürü toplumsal yaşama uyarlı olmakta, birbiriyle yardımlaşmaya gereksinim duymaktadır.
Bu durum insanlar arasında işbölümünü, iletişimi ve bir arada yaşamayı zorunlu kılmaktadır.
Toplumsal düzen gereksinimi de bu noktada ortaya çıkmaktadır.
KKTC’de durum
Tahsil edilen vergilerin yetersiz kalması yıllardan beridir iki yakasını bir araya getiremeyen ve sürekli olarak Türkiye’nin parasal desteğini isteyen ülkemizde, parasal destek içeren paketlerin açıklanması bir çıkış yolu olarak servet vergisini gündeme getirdi.
Kamuoyunda servet vergisini destekleyen düşünce; her yıl Resmi Gazete’de yayımlanan gelir ve kurumlar vergisi yükümlüsü gerçek ve tüzel kişilerin beyan ettiği matraha isabet eden vergi miktarlarının pek çoğunun neredeyse en alt kademedeki bir kamu görevlisinin ödediği vergiye eşit ya da yakın bir miktar olmasından kaynaklanmaktadır.
Beyan edilmemiş gelirin servete dönüşmesi
Ödedikleri vergiler ile kişilerin yaşam kalitesi yıllardan beridir göze çarpan ve haklı eleştiriye neden olan bir konudur.
Bu da beyan edilmemiş gelirin servete dönüşmesi durumunun açık bir göstergesidir.
Bir öneri
Burada bir parantez açarak her yükümlüyü aynı kefeye koymanın haksızlık olacağını da belirtmek gerekir.
Yatırım yapıp yatırım indiriminde yararlanan yükümlüleri ilgili yıl itibarıyla bundan ayırmak gerekmektedir.
Bunu sağlamanın yolu da her yıl yayımlanan listeler açıklanırken yatırım indiriminden yararlanan yükümlülerin yararlandığı yatırım indirimi miktarının belirtilmesidir.
Bu hem vergi yönetimi hem de ilgili yükümlü adına şeffaflık gereği olarak görülmelidir.
Salgın vergilemeyi ön plana çıkardı
Covid-19 sonrasında, yalnızca sağlık hizmetine olan gereksinim artışını karşılamak için değil, derinleşen işsizliği azaltabilmek ve giderek kötüleşen gelir ve servet dağılımını da iyileştirebilmek adına köklü ve yeniden bölüşümcü politikalara gereksinim vardır.
Bir yandan işsizliği azaltmak adına; kamu ve özel sektörde yeni çalışma alanları yaratmak ve kamuya ait olanları finanse edebilecek kamu geliri politikalarını gündeme getirmek diğer yandan da halka dönük kamusal hizmetleri ve sosyal transfer harcamalarını niteliksel ve niceliksel olarak artırmak gerekmektedir.
Çözüm için de vergide devrim koşuldur.
Vergide devrim
Vergide devrim her şeyden önce dizge sorunudur. Bu da kolay bir durum değildir.
KKTC parlamentosu bu yapısı itibarıyla toplanmakta bile yeter sayı sorunu yaşarken, köklü değişiklikler yapmasını beklemek pek olası değildir.
Her şeye karşın uygulanmakta olan vergi dizgesinde devrime gereksinim vardır.
KKTC vergi dizgesi kaynak kuramına dayanmaktadır. Kaynak kuramından, net artış kuramına geçilmedikçe yapılanacak bütün değişiklikler anlık önlemler olmaya devam edecek, eşitsizliği ve vergi adaletsizliğini düzeltmek olanaklı olmayacaktır.
Vergi dizgesinde mal değil para izlenmelidir.
Vergi tahsilatını artırmak için halen uygulanmakta olan adaletsiz dolaylı tüketim vergisine karşın; gelir ve kurumlar vergisi gibi dolaysız vergilere ağırlık verilmelidir.
Bunu belirtirken bazı sektörlere sağlanan vergi kolaylıklarının hala daha devam ettirilmesinin anlamsızlığını da vurgulamak gerekir.
Tutumluluk bağlamında devletin hemen yapması gereken işlerin başında bunların bazılarının kaldırılması gerekmektedir.
Ülkede 20 civarında üniversite bulunurken ya da turizm sektöründe ulaşılan yatak kapasitesi bundan böyle özendirme gerektirmezken hala daha özendirmede bulunarak; vergi, KDV ve fon gibi çeşitli vergi bağışıklığını devam ettirmek doğru değildir.
Keza; Türkiye Cumhuriyeti finansmanı ile yapılan altyapı yaptırımlarına sağlanan akaryakıtta KDV bağışıklığı amacının dışına işlem görmektedir.
Bu ihalelere Türkiye de çıkıldığı için Anavatan yetkilileri ile görüşüp buna bir çözüm getirmek gerekmektedir. Uygulama kayıt dışılığa yol açmaktadır.
Özetle vergi gelirlerini artırmanın bir yolu da özendiriciliği kalmamış gereksiz bağışıklıkların uygulamadan kaldırmasıdır.
Vergilendirilebilir gelir kavramı
Vergilendirilebilir gelir, vergi dizgesinin özünü oluşturmaktadır.
Vergilendirmede etkinliği sağlayabilmek açısından vergilendirilebilir gelirin kapsamının belirlenmesi, üzerinde durulması gereken önemli konulardan biridir.
Uygulamaya bakıldığında vergilendirilebilir gelirin belirlenmesinde ülkelerin farklı kuramları temel aldıkları görülmektedir.
Sınıflandırılma
– Gelir vergisi;
– Sedüler,
– Üniter ve
– Bileşik gelir vergisi
şeklinde sınıflandırılmaktadır.
Gelir vergisinde verginin konusu olan gelirin belirlenmesinde ise
– Kaynak kuramı ve
– Net artış kuramı
olmak üzere iki kuram bulunmaktadır.
Bu kuramlar temel alınarak gelirin tanımı yapılmakta, vergilendirilebilir gelirin kapsamı ve sınırları belirlenmektedir.
1) Kaynak kuramı (resource theory)
Dar anlamda gelir olarak da tanımlanan bu kurama göre gelir; belli bir üretim sürecine katılma sonucunda elde edilen ekonomik değerlerdir.
Başka bir deyişle, emek, anamal, doğal kaynak ve girişimde oluşan üretim ögelerinin üretim sürecine katılmaları sonucunda öge sahiplerinin elde ettikleri ücret, faiz, getirim ve kar gibi değerler gelir olarak kabul edilmektedir.
Bu kuramda gelirin iki temel özelliği vardır.
– Elde edilen gelirin devamlı olması
– Gelirin üretim ögelerinden birinin ya da birden fazlasının üretim sürecine sokulması sonucunda
elde edilmesi zorunluluğudur.
Bu nedenle;
– Üretim ögelerinin kendi değerlerindeki artışlar ve
– Üretim ögelerine bağlı olmaksızın elde edilen; miras, bağış, şans oyunları vb. değerler ve varlıklar gelir sayılmamaktadır.
Bu kurama göre gelir parasal olabileceği gibi eşya da olabilmektedir.
2) Net artış kuramı (net increase theory)
Geniş anlamda gelir olarak da tanımlanan bu kurama göre gelir; belli bir dönemde servette meydana gelen net artış şeklinde tanımlanmaktadır.
Servette net artış meydana getiren her türlü kazanç ve irat gelir kapsamına girmektedir. Buna göre gelir;
– Kişinin belirli bir dönemde servetinde meydana gelen net artış ile
– İlgili dönemde tüketime ayırdığı harcamalarından oluşmaktadır.
Dolayısıyla;
– Süreklilik gösteren kaynaklardan elde edilen değerler yanında,
– Sürekli ve belli olmayan zamanlarda geçici şekilde elde edilen değerler ve
– Herhangi bir üretim ögesine bağlı olmaksızın elde edilen değerler
geliri oluşturmaktadır.
Kaynak kuramına karşın; miras, bağış ve şans oyunları gibi gelirler net artış kuramında gelire katılmaktadır.
Kaynak kuramında olduğu gibi bu kuramda da öztüketim gelir sayılmaktadır.
Net artış kuramı, kaynak kuramına karşın geliri daha geniş bir şekilde kavramakta olup vergi tabanının genişlemesine olanak tanımaktadır.
Bunun yanında vergi adaleti bakımından daha uygundur.
Gelir vergisi türleri
1) Üniter gelir vergisi (unitary income tax)
Öznel karakterli bir vergidir. Elde edilen gelirlerin tümü toplanır ve bu toplamdan;
– En az geçim indirimi,
– Özel indirim,
– Bağış ve yardımlar ve
– Yapılan giderler
düşülür.
Bulunan toplam tutara artan oranlı vergi çizelgesi uygulanır.
Üniter vergilendirmede, yükümlülerin ödeme gücüne göre vergilendirme ve vergi adaletinin gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır.
KKTC’de üniter gelir vergisi uygulanmaktadır.
2) Sedüler gelir vergisi (sedular income tax)
Gelirler çeşitli sınıflara ayrılmış olup her sınıf ayrı ayrı vergilendirilir. Bu tür vergilerde düz oranlı çizelge uygulanır.
3) Bileşik gelir vergisi (compound income tax )
Çeşitli kaynaklardan elde edilen gelirlere sabit oranlı çizelge uygulanır ve daha sonra yeniden artan oranlı çizelgeye bağlı tutularak vergilendirilir.
Özetle her gelir vergisi dizgesi ülkelerin;
– Parasal gereksinimlerini en iyi, nasıl ve ne şekilde karşılanacağını,
– Vergilendirilecek konuları ve birimleri, belirlemek ve çözmek zorundadır.
Son söz: İstenciyle kendini vergilendiren halk, ulustur.





Yorumlar kapalı.