Ege’de keyfi hareketler ve gelişigüzel ada, adacık ve kayalık işgalleri
Bilimsel tespitlerle saptandığı üzere, yasal olmayan yollarla, keyfi bir şekilde Yunanistan’ın işgal ve kullanımına geçen 150 Ada, Adacık ve Kayalığın doğal karasularının gözetilerek, Hukukî bir değerlendirmede bulunulması halinde, buralarda, Türkiye aleyhine gelişen hak ihlallerinin olduğu görülecektir. Yunanistan, eski alışkanlığını devam ettirerek, sinsice bu ihlalleri zaman içinde lehine döndürmeğe çalıştığına şahit olmaktayız. Değerli Uzmanlarımızın bu konudaki görüş ve tespitlerine önem vermemiz gerekmektedir.
“Bu 152 ada, adacık ve kayalığın Ege’de sahip olduğu karasuyu alanı, Ege’nin yaklaşık yüzde altısıdır. Yani bugün Yunanistan’ın Türkiye’ye mubah gördüğü yüzde yedilik karasuları alanına sadece egemenliği devredilmemiş bu ada, adacık ve kayalıkların karasuları alanı hemen hemen eşit bir alana sahiptir. Bunları da üç gruba ayırmak mümkündür. Egemenlik ihtilafının resmiyet kazandığı Kardak krizi öncesinde bu adalardan bir grubu meskûndu, yani Yunan idari tasarrufu altındaydı. Bir grubu meskûn olmamakla birlikte üzerinde fener, tesis, inşa faaliyetleri vardı. Bir grubu ise, Kardak kayalıkları gibi gayrı meskûndu. Ancak 1996’dan sonra Yunanistan özellikle gayri meskûn olan ve Türkiye sahillerine yakın bulunan ada ve adacıklar üzerinde bir fiili durum üstünlüğü oluşturmaya yönelik çok ciddi bir yapılanmaya gitmiştir. Asker çıkarmıştır, bayrak dikmiştir, helikopter pisti inşa etmiştir ve ağır silah, telsiz cihazları yerleştirmiştir. Bu faaliyetler herhalde, biz tabii bunları takip edemiyoruz, ama Yunan medyasından izleyebildiğimiz kadarıyla bugün de devam etmektedir.”
Kardak kayalıkları krizi bir uyarıydı ve dönüm noktasıydı
31 Ocak 1996’da zuhur eden Kardak krizi esasen,152 Ada, Adacık ve Kayalıkların hukukî statüsünü gündeme getirmiş; Türkiye’nin, bunlar üzerinde mutlak manada hakları olduğunu yeniden hatırlanmasına imkân vermiştir. Bu kriz, ayni zamanda Yunanistan’ın eski alışkanlığı olan yayılmacı ve fırsatçı, sinsi politikalarını hâlâ sürdürmekte olduğunun da bir göstergesi idi. Yarından tezi yok, Türkiye Cumhuriyeti, aktif siyaseti veya askerî gücü ile masada veya sahada, elde edeceği başarılarla bu Adaların, Adacıkların ve Kayalıkların, Yunanistan tarafından sahiplenmesinin veya zamanla gasp etmesinin önüne geçecek; yapılmakta olan haksız ihlalleri bütünüyle sonlandıracak; İlişkilerin Hukukî zeminde seyretmesinin de önünü açacaktır.
Lozan Antlaşmasındaki belirsizlikler Türk-Yunan ilişkilerinin ayni zamanda olumsuz yükselişine ivme kazandırmıştır
Türk-Yunan ilişkilerinde uyuşmazlığa neden olan Karasuları, Kıta Sahanlıkları ve Deniz Mili uzaklıkları Lozan Antlaşmasında, iki Devletin de kabul edebileceği bir takım kararlarla az çok, uzlaşı noktasına getirilmişti. Başlangıçta iki Devletin Karasuları genişliği 3 Mil idi. Yunanistan, Yayılmacı zihniyeti ile bu kurallara uymayarak Ege’de tam anlamıyla hükümran olma sevdasına kapılmış; Adaların, Adacıkların ve Kayalıkların Kara suları mesafesini artırmaya, Kıta sahanlığı ve Münhasır ekonomik alanlarını kendi başına büyültmeye; dolayısıyla, Denizaltı enerji zenginliklerine(Petrol-Gaz gibi) ve deniz üstü seyr-ü sefer imkânlarından yararlanmaya tevessül etmiştir.
Yunanistan, ayni zamanda, bildiğimiz devletlerin de desteğini alarak, karasularını 12 Mile çıkartmak süretiyle Türkiye’yi dar alanlara hapsetmek ve soyutlamak; zaman içerisinde zayıflatarak topraklarını bütünüyle işgal edip, uzun vadede Avrasya’yı (Anadolu’yu) Yunanistan’a bağlamak ve Venizelos’un geçmişte hayal ettiği ancak bir türlü muvaffak olamadığı büyük Yunanistan’ı yaratmak için çaba gösterdiğine tanık olunmaktadır. Yunanistan’ın bu tavrı ve çabası, Türkiye için bir savaş sebebi olduğu için 8.6.1995’te TBMM’nde alınan bir kararla Hükümet yetkilendirildi ve: Ben karasularımı 12 mile çıkaracağım “inadı ve ısrarı” ile hukuksuzluğa devam eden Yunan Hükümeti’ni dizginlemek ve engellemek için askerî çalışmalar başlatmıştır.
Uyuşmazlığa dönüşen Türk-Yunan İlişkilerinin temelindeki Ege sorunlarının özü, karasularla ilgili olduğu muhakkaktır. Yunanistan tarafından yaratılan ve kronik hale getirilen; çözümlenmesi ise giderek zorlaşan bu gibi sorunların üzerinden siyasî rant sağlayan aktör, küçük Yunanistan aslında, Megali İdea Emellerinin gölgesinde, hayal ettiği Büyük Yunanista’ı oluşturma gayreti içinde olduğu ayan beyan ortadadır. Türk Milletinin ve Güçlü Türk Devleti’nin, Yunanistan’a böyle bir fırsatı yakalamasına müsaade etmeyeceği muhakkaktır.
İki Ülke arasında Ege Denizi’nin bir Barış Denizi olması en büyük temennimizdir. Yunanistan, yayılmacı politikalarından bir an önce vazgeçmeli ve Ege’de Hukukî sınırlarına geri çekilmelidir. Doğu Akdeniz’de de durum aynidir. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi, bir an önce Türkiye’nin ve KKTC’nin Akdeniz’deki haklarına saygı göstermelidir. Aksi davranışların mutlak(değişmeyen)getirisi, elbette ki Hüsrandır ve ebedi hezimettir.





Yorumlar kapalı.