Kıbrıs Türk halkı, Abdullah GÜL’Ü, milli Kıbrıs davasında 3 konuda yaptığı büyük yanlışlar ve verdiği büyük zararlar ile anımsamaktadır:
Emperyalizmin çıkarlarını ileri götürmek, KKTC’yi yok etmek, Kıbrıs’ı Türkiye’den koparmak ve adanın tapusunu Rum-Yunan-AB üçlüsüne devretmek için dayatılan Annan Planı’na EVET oyu çıkarmak amacıyla yaptığı baskılar ve verdiği sahte vaatler… Liderimiz, Denktaş’a karşı, federasyoncu CTP/Mehmet Ali Talat’a verdiği destek.. (O dönem Dışişleri Bakanıydı.)
Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmesinden sonra, verdiği sözleri tutmayıp, KKTC’nin TANINMASI için yola çıkmak yerine, teslimiyetçi, federasyoncu Mehmet Ali Talat ile işbirliği halinde “Rumların HAYIR’INI EVET’E ÇEVİRMEK İÇİN”, federasyon görüşmelerini sürdürmesi. Böylece bize 19 yıl daha kaybettirmesi
Denktaş’ın savunduğu, “MÜLKİYET SORUNUNUN İKİ DEVLET ARASINDA GLOBAL TAKAS VE TAZMİNAT İLKESİ İLE SIFIRLANMASI İLKESİNDEN VAZGEÇMEK”, Loizidu davasında, Türkiye’nin uygulamadığı AİHM kararını uygulayarak Rumlara yüz milyarlarca dolar tazminat ödenmesinin yolunu açmak.. Mağlup, suçlu, haksız taraf bizmişiz gibive sanki Türkiye “işgalciymiş” gibi, Kıbrıs sorunu çözülmeden, Rumlara mülk iadesi yapmak, manevi ve maddi tazminat ödemek, 1974 sonrası kullanım kayıplarını karşılamak için, AİHM Taşeronu olan Taşınmaz Mal Komisyonu’nu kurdurtmak. Savaşın haklı ve galip devleti Türkiye’yi, suçlu, mağlup ve haksız tarafmış gibi, Rumlara, milyarlarca dolar tazminat ödemeye ve mülk iadesi yapmayamecbur bırakmak. (O dönem Cumhurbaşkanı idi…)
Hiç şüphesiz, Abdullah Gül, tarihe bu yanlışları ile geçecektir.
Yeni yanlışlar
Ne yazık ki, Abdullah Gül, bu yanlışlardan ve eleştirilerden ders alıp köşesine çekileceğine, emeklilik döneminde deyaptığı açıklamalarla yeni yanlışlarave milli Kıbrıs davasına zarar vermeye devam etmektedir..
Nitekim önceki gün Yunanistan’da yayınlanan Kathimerini gazetesinde çıkan demecinde, milli politikamız olarak belirlenen İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM talebimize aykırı iki hususu vurgulayarak şöyle demiştir:
“Annan planı kaçırılmış bir fırsattır.”
“Çözüme (federasyona) son bir şans vermek için görüşmeler başlamalıdır.”
Emperyalizmin dayattığı ve KKTC’yi yok etmeyi amaçlayan Annan Planı’nın nasıl bir felaket Planı olduğunu anımsatayım ki kaçırılmış bir fırsat olup olmadığı daha kolay anlaşılsın:
Annan Planı’nın içeriği
Plan uygulansaydı, KKTC, bağımsız-egemen bir devlet olmaktan çıkacak ve Rum ağırlıklı federal birleşik Kıbrıs’ın KUZEY EYALETİ olacaktı.
Ara bölge, Maraş, Erenköy, Düzce, Taşköy, Madenliköy, Bademeliköy, Ömerli, Gaziköy, Kırklar, Maraş, Çayönü, Güvercinlik, İncirli, Akdoğan, Türkmenköy, Gayretköy, Kurutepe, Süleymaniye, Günebakan ve Yeşilırmak, Haspolat, Alayköy, Bostancı, Güzelyurt, Korkuteli, Dörtyol, Pirhan, Vadili, Paşaköy, Türkeli, Yılmazköy, Şirinevler, Akçiçek, Kozan, Kılıçarslan, Gürpınar, Özhan, Karpaşa, Çamlıbel, Mevlevi, Sehatköy, Zümrütköy, Çamlıköy, Kalkanlı, Akçay, Koruçam, Gemikonağı, Yedidalgaköy/kentleri, 104 günden başlayarak, 42 aya kadar sürecek bir zaman diliminde aşama aşama Rumlara verilecekti..
120 bin Rum, Rum Devleti yönetiminde bu köylere geri döneceklerdi. Bu köylerden göç edecek Türk sayısı 47 bin idi. BM’lere göre bunların 23 bini geçmişte zaten kendi mallarının tasarrufunu kaybetmiş kişilerdi! Yani 3. kez göçmen olacaklardı.
TC kökenli KKTC yurttaşlarına da, aile başına 10 bin Euro verilip TC’ye geri gönderileceklerdi. Bunların da sayısı 60 bin civarıydı.
Mayıs 2004’te, İngiliz üsleri arazisinin yarısı Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ne verilecekti. Bu arazinin yüzde 90’ından fazlası Kıbrıs Rum eyaletinde idi…
29 Ocak 2005’e kadar 6 bin Türk askeri Kıbrıs’tan çekilecek ve Türk Kuvvetleri silah sistemlerini yüzde 20 oranında azaltacaktı.
29 Nisan 2005’e kadar, KKTC’de çalışan 100 bin civarında TC Vatandaşı Kıbrıs’ı terk edecekti.
29 Eylül 2005’e kadar, 7 bin 500 Türk askeri daha Kıbrıs’tan çekilecekti. Türk Kuvvetleri silah sistemlerini yüzde 25 daha azaltacaktı.
29 Ocak 2006’ya kadar, 7 bin 500 Türk askeri daha Kıbrıs’tan çekilecekti. Türk Kuvvetleri silah sistemlerini yüzde 25 oranında daha azaltılacaktı.
25 Eylül 2006’ya kadar, Türk ordusunun sayısı, Kıbrıs Türk EYALETİNDE 6 binle sınırlanacaktı. Aynı sayıda Yunan askeri Kıbrıs Rum eyaletinde konuşlanacaktı. Askeri kontenjanlar, kısıtlı hafif silah gücüyle önceden uzlaşılmış 6 kışlada bulunacaktı. Türk askerleri ancaksınırlısayıda hafif araç,hafif silah ve az askerle kışlasından çıkabilecek.
İlerleyen zamanda Türk askeri sayısı 650 kişilik bir alaya düşürülecek ve 18 yılın dolmasıyla garanti anlaşmasının iptali ve kalan 650 askerin çekilmesi de görüşülecekti.
İadeler yapıldıktan sonra, ikamet amacıyla kullanılmayacak olan Kıbrıs Türk eyaletinde kalacak mülklerin üçte biri daha Rumlara verilecekti.
29 Nisan 2009’dan itibaren, Rumlar, Kıbrıs Türk eyaletinde; her kentin ve köyün nüfusunun yüzde 6’sı oranında daimi yerleşme hakkı kazanacaktı.
Kıbrıslı Rumlar üçte bir oranı kriterine uygun olarak mallarını geri alacak, Kıbrıslı Türkler ise başka konutlara taşınacaktı.
Böylece yüzde 8 toprak iadesi yapıldıktan sonra, Türklere kalacak toprağın üçte biri de Rumlara iade edilecek ve Türk toprağı yüzde 21’e düşecekti….
Karpaz’daki 4 Rum kentine, özel statü ile 10 bin Rum dönecekti…
Kıbrıs’ın bütünü, Türkiye’nin tam üye olmadığı, ancak Yunanistan’ın tam üye olduğu AB’ye tam üye olacaktı. Yunan veAB vatandaşları sınırsız 4 özgürlüğe sahip olurken TC vatandaşları SCHENGEN VİZESİ ile adaya, gelebilecekti. Bu dolaylı ENOSİS demekti.
Böylece, Lozan’da tesis edilen ve1960 Anlaşmaları ile Kıbrıs’a da teşmil edilen Türk – Yunan dengesi, Yunanistan lehine bozulacaktı.
Türkiye, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarını kaybedecek, Mavi Vatan Rum-Yunan-AB üçlüsünün hakimiyetine girecek, Türkiye, Güneyinden de kuşatılmış olacaktı.
Cumhurbaşkanı hep Rum olacaktı. Meclis ve hükümette Rumlar çoğunlukta olacaktı…
YOK OLACAKTIK.
İşte Abdullah Gül’ün tam destek verdiği ve, “EVET DEYİN, ANAVATANA VEFA BORCUNUZU ÖDEYİN, AB KAPILARINI AÇIN, RUMLAR HAYIR DERSE KKTC’NİN TANINMASI İÇİN YOLLARA DÜŞECEĞİM” diyerek sahte vaatlerle halkımızdan EVET oyu çıkardığı Annan Planı buydu..
Ve şimdi bunun için ve tutmadığı sözler nedeniyle özür dileyeceğine, “ANNAN PLANI KAYBEDİLMİŞ FIRSATTIR, ÇÖZÜME BİR ŞANS DAHA VERİLSİN, GÖRÜŞMELER BAŞLASIN” diyerek yeni ihanetlere kapı açmaya çalışmaktadır.
Yarınki yazımda da “çözüme bir şans daha verilsin” talebine yanıt vereceğim.





Yorumlar kapalı.