Bu konuda herkesin bilmesi ve anlaması gereken önemli bir husus kuşkusuz, başta İngiltere ve ABD olmak üzere Batı ittifakı bütünüyle, Türkiye’nin Ada’dan el çekmesini, Kıbrıs Türklerinin de Rumlara boyun eğmesini ısrarla istemekte olduğu gerçeğidir. Kıbrıs meselesinin bir dünya sorunu olmasının yegane sebebi de budur.Bu konuda ne Türkiye’nin ve ne de Kıbrıs Türklerinin, KKTC’nin her hangi bir kusuru ve yanlışı bulunmamaktadır. Federal çözümler peşinde koşanlar, Kıbrıs’ta çözüm ve barışın tesisi için değil, bilerek veya bilmeyerek müstevli güçlerin amaçlarına hizmet etmiş olduklarını anlamaları gerekir.
Kıbrıs’ta yegane çözüm, birbirinden bağımsız, yan yana dostça yaşayabilecek bağımsız iki devlet esasına dayanmaktadır. Bu konuda, İngiltere’nin bir NATO üyesi olarak, daha önce verdiği taahhütlerine atfen henüz olumlu bir yaklaşımda bulunduğuna dair en küçük bir ize rastlanmamıştır.Bu arada bir NATO üyesi olan ve Türkiye ile ayni ittifak içerisinde bulunan Yunanistan’ın ve diğer Avrupa Devletlerinin Kıbrıs konusunda Türkiye’den ve Kıbrıs Türklerinden yana her hangi olumlu ve kabul edilebilir haklı bir yaklaşımda bulunmadıklarına da üzülerek şahit olunmaktadır.BMG Konseyinin de Kıbrıs konusunda Türkiye ve Kıbrıs Türkleri ile ilgili olarak aldığı tüm kararlar ne yazık ki olumsuz olarak karşımızdadır.Bu da gösteriyor ki geçmişte Lozan’da yaşananların bir benzeri,Londra ve Zürih’te de yaşanmış ve o tarihlerde yapılan sinsi ve kurnazca hesaplamalarla bugünlere gelinebilmiştir.
İngiltere’nin üsler konusundaki bir başka başarısı, gerekçe metninde belirtildiği üzere: “Birleşik Krallık askerî uçaklarının Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hava ülkesinde emniyet mülahazalarından başka kayıtlara tabi olmaksızın uçuş serbestisi hakkını haiz olacağını derpiş etmektedir’’şeklindeki kararın alınmasıdır. İş bununla da bitmemiştir; “Egemen üs bölgelerinde bulunacak Commonwealth memleketlerine ait silahlı kuvvetler, Birleşik Krallık Silahlı Kuvvetlerine ve mensuplarına tanınan ayni hak ve vecibeleri haiz olacaklardır “şeklinde de bir karar alınmıştır. Bu ne biçim bir karar; nasıl bir yaklaşımdır? British Commonwealth ülkelerinin Kıbrıs’ta İngiliz üslerini bahane ederek ada’ya her an müdahale hakkı elde etmelerine imkan sağlayan bu kararın alınmasında ısrar eden ve başaran İngiltere’nin samimiyeti mutlaka sorgulanmalıdır. Kıbrıs’a Federal bir çözüm arayışında bulunanların her şeyden önce bu konulara kendilerini teksif edip; gerçeklere vakıf olmaları şarttır. Aksi halde, bu gidişle tıpkı karanlıkta yol bulmaya ve sonuçta ise,kaybolup gitmeye benzeyecektir.
Kıbrıs Antlaşmalarını (F) Ekinin II.bölümü,’’Kıbrıs Cumhuriyeti’nin,münasip şartlar üzerinde anlaşmak suretiyle Birleşik Krallığa,Yunanistan’a ve Türkiye’ye her ne mahiyette olursa olsun yapılan bütün antlaşmalarla ilgili olarak,en ziyade müsaadeye mazhar millet muamelesi uygulanacağını,bununla beraber,Birleşik Krallığın Teessüs Antlaşması tahtındaki haklarının (Egemen üs bölgelerinin ve Birleşik Krallığa tanınan askerî,iktisadî ve diğer kolaylıkların) bunun dışında olduğunu tasrih etmektedir.’’Tüm bu antlaşmalara rağmen,Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs’taki haklarından tümden soyutlanmak istenmesi ve adeta Kıbrıs’la bir ilgileri dahi olmadıkları şeklinde acayip muamelelere tabi tutulmaları şaşılacak ve yadırganacak bir keyfiyet değil midir ? Türkiye’ye ve Kıbrıs Türklerine bunları yakıştırmaya çalışanlar ne yazık ki ayni ittifaklarda bulunanlar ve daha da önemlisi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması için garantör devlet olarak imza atanlardır. Acı olan da budur !
Kıbrıs antlaşmalarında İngiltere, her ne kadar da garantör bir devlet statüsünde ise de, aslında diğer iki garantör ülkeden de ileri seviyede Kıbrıs üzerinde zımnen yetkileri olduğunu söylersek abartmış olmayız. Garanti Antlaşmasına göre Kıbrıs Cumhuriyetinin yüklendiği taahhütlerin başında: Cumhuriyetin bağımsızlığını,toprak bütünlüğünü, Anayasaya riayet;her hangi bir devletle hiçbir siyasî veya iktisadî birliğe kısmen veya tamamen katılmamak; başka bir devletle birleşmeyi veya Ada’nın taksimini doğrudan doğruya veya bilvasıta sağlamaya matuf olabilecek her türlü faaliyeti yasak ilan etmek gibi hususlara riayet etme yükümlülüğü, garantörlük vasfını haiz olan Türkiye’nin,Yunanistan’ın ve İngiltere’nin sorumluluğundadır.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi,1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın hükümleriyle tamamen ters olan uygulamalarıyla, Kıbrıs Cumhuriyetinin meşruiyetini sorgular hale getirmiştir. İngiltere, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Kıbrıs Cumhuriyetini işgalinde bulundurduğunu; Avrupa Birliğine üye olmakla, Anayasayı doğrudan ihlal ettiğini bildiği ve gördüğü halde ses çıkarmadığına şahit olunmaktadır. Türkiye, ahde vefa prensiplerine riayetle Kıbrıs’ta garantörlük haklarını kullanmakta olduğunu görebilmekteyiz. Türkiye bugünkü koşullarda, Kıbrıs’ta işgalci bir devlet değil, tam tersine garantör bir devlet olarak aslî görevini ifa etmektedir.
İngiltere, Güney Kıbrıs’ın takip ettiği siyasete karşı çıkmadığı sürece, Ağrotur ve Dikelya üslerinin de meşruiyetinin sorgulanması gerekeceği ayan beyan ortadadır. İngiltere, Rumların ve Avrupa Birliğinin Kıbrıs üzerinde oynadıkları oyunlarını bir an önce durdurmaları gerekmektedir. Kıbrıs Cumhuriyeti bu hali ile, Anayasası hükümsüz olan bir Cumhuriyet haline getirilmiştir. Bu durumda Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin işgalinde bulundurduğu Devlet, meşruiyetini yitirmiş; sahipsiz durumda ismi var cismi yok kabilinden hukukî temelden yoksun durumdadır.
Mustafa Haşim Altan yazdı… İngiltere, ABD ve AB, Kıbrıs Türklerin Rumlara boyun eğmesini istemektedir





Yorumlar kapalı.