Mustafa Haşim Altan

ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği, Kıbrıs sorununu tırmandıran baş aktörlerdir





(Devam yazısı)

Kıbrıs sorununda taraf olmaması gereken Yunanistan, ABD ve Avrupa Birliği gibi devletler ne yazık ki, bu meselenin tam merkezinde karıştırıcı ve dağıtıcı rollerini oynamakta; Kıbrıslı Rumların ve Yunanlıların tahriklerine destek vermekte ve böylece Kıbrıs sorunun daha da tırmanmasına hizmet etmektedirler. Kıbrıs’ta yaşayan Türk Halkını Girit misali, soy kırıma uğratmak ve Ada’yı topluca Rumların ve Yunanlıların eline teslim etmek ve en sonunda  da, bunların sırtından, Ada’nın Doğu Akdeniz’deki konumundan ve stratejik avantajlarından yararlanmayı amaç edinen bu Devletler, özellikle son zamanlarda İsrail gibi, Akdeniz’in güneyinde yer alan devletlerde olduğu gibi, Kıta Sahanlığı, Münhasır Ekonomik Bölge, Petrol-Doğal Gaz Arama Faaliyetleri gibi konular üzerinden bu meseleye müdahil olmaktadırlar.
Tamamen çıkar hesapları üzerinden Kıbrıs’la yakından ilgilenen söz konusu devletler, Türkiye’yi ve KKTC’yi, aşılması güç engel olarak görmekte olduklarından; Orta Doğu’da, Doğu Akdeniz’de; uluslararası platformlarda Türkiye ve KKTC aleyhine olabilecek her türlü karalama ve iftira kampanyaları ile, siyasî krizlere sebep olup; devamında, Kıbrıs Sorununun çözümünde kendilerini yetkili konumuna sokmaya çalışmaktadırlar. Halbuki Kıbrıs Meselesinin çözümü, ancak Türkiye’nin ve KKTC’nin Ada’dan kaynaklanan haklarının tanınması ile mümkün olabilecektir. Onlar, hâlâ Kıbrıs Adası’nın, Anadolu’nun bir parçası olduğu gerçeğini bir türlü kabul etmemekte; Türkiye’nin ve KKTC’nin tarihten kaynaklanan haklarını göz ardı etmekte; dolayısıyla de bu sorunun sürüp gitmesine, ne yazık ki, bizatihi kendileri imkan vermektedirler.

Bölgesel sorunlar, dünya sorununa dönüştürülmeden çözüme kavuşturulmalıdır

Stratejilerin, ekonomistlerin ve İstihbarat çevrelerinin, Kıbrıs’ın önemine ilişkin geniş açıklamaları ve değerlendirmeleri bulunmaktadır. Bunların tümü bir bakıma doğru yaklaşımlardır. Kıbrıs’ın, geçmişte olduğu gibi, gelişen bugünkü koşullar karşısında, öneminin daha da artmış olduğunu görmekteyiz. Bu koşullar altında Kıbrıs, Anadolu Türkiye’si ile birleştirilmediği sürece; ayrıca, Güney Kıbrıs’ta mevcut Ağrotur ve Dikelya İngiliz üslerine ilaveten, Fransızlara ve ABD’ye, askerî üs kurma imkânları sağlandığı; Güney Kıbrıs Rum Yönetimine, malî ve askerî açıdan desteklendiği sürece, Türkiye ve KKTC, geçmişte olduğu gibi, bugün de bekası için; Ada için, daha fazla bedel ödemek durumunda bırakılacaktır. Hal böyle olursa, Kıbrıs sorunu, Akdeniz’de barışı mutlak surette tehdit edecek; bölge ülkelerinin tedirgin olmasına yol açacak; dünyayı etkilemiş olacaktır.
Kıbrıs sorunun bir dünya sorunu olmasını isteyenler; Akdeniz Doğal Gaz Hidrokarbon ve diğer enerji kaynaklarından; Orta Doğu Petrollerinden hukuken zerre kadar hakları olmadığı halde, buralarda, kendilerine zorla çıkar sağlama peşinde olan Emperyal Güçlerdir. ABD’nin Suriye’de oluşturduğu PKK, PYD, YPG ve DEAŞ örgütleri ile sürdürdüğü politikalar, petrol ve enerji kaynakları odağında yoğunlaşırken; Birleşik Krallığın, I. Cihan Savaşı sonrasında, bugünlere kadar devam ettirmekte olduğu; Orta Doğu’da, Arap ülkeleri, BAE, Bahreyin, Irak ve diğer komşu devletlerle oluşturduğu petrol enerji kumpanyaları ve gerçekleştirdiği işbirliği antlaşmaları ile geliştirdiği Ekonomik avantajlarını devam ettirebilmek için (kendi açılarından)buralarda siyasî krizlerin; çatışmaların ve toplumsal sorunların tırmanması; etnik ve mezhepsel ihtilaflardan kaynaklanan kaotik durumların devam etmesi veya ettirilmesi gerekmektedir. Söz konusu emperyal devletler, mevcut durumları lehlerine çevirebilmede parçala ve yönet siyasetini mutlak surette uygulamaktadırlar. Bu açıdan, bölgesel sorunların, zamanla bir dünya sorunu olması,onlar için pek de önem arz etmemektedir.
Akdeniz havzası ve orta doğu ülkeleri enerji kaynakları ile önemsenmektedir

Sık sık belirtildiği üzere, Kıbrıs’ın önemi Doğu Akdeniz’e ve Doğu Akdeniz’den geçen ticaret Yollarına hakim olması sebebiyle jeo-stratejik ve coğrafî konumundan kaynaklanmaktadır. Akdeniz havzası ve Orta doğu ülkeleri, enerji kaynakları odağında önemsenmektedir. Sıcak iklimin ve çöllerin hakim olduğu Orta Doğu için katlanılan fedakarlıkların temelinde Petrol yatmaktadır. Akdeniz havzası da enerji kaynaklarının yoğun olduğu bir bölgedir ve buralara rağbet her geçen gün artmaktadır. Kıbrıs bu havzanın en nazik noktasında ve ilgi odağındadır. Ada’nın, konumu itibariyle önemi dikkat çekicidir.
“Kıbrıs adasının stratejik bir hedef olmasının, orta doğu petrolünün ulaşım yollarına büyük ölçüde egemen olması; Orta Doğu’dan Afrika’ya uzanan ekseni kontrol etmesi, Anadolu-Orta Doğu-Suveyş kanalı hattına hakim olması; Suveyş kanalından Hint ve Pasifik Okyanusuna  uzanan deniz yolunun kontrol noktalarından biri olması; Orta Doğu’da Petrol merkezli muhtemel bir savaşta depo görevini üstlenebilecek olması, Ada’ya hakim olan otoritenin, Orta Doğu devletleri üzerinde de prestij sahibi olabileceği gibi sebeplerle açıklanabilir.” (Özarslan; Çevikel) Sahip olduğu Tüm bu stratejik özellikleri ile Ada, aslında, Anadolu’nun bir uzantısı olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin otoritesinde veya tasarrufunda olmasını zorunlu kılmaktadır. İngiltere, Ağrotur ve Dikelya topraklarında kurduğu askerî üsleriyle Ada’nın bu avantajlarından bire bir yararlanmaktadır.
(Devam edecek)

ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği, Kıbrıs sorununu tırmandıran baş aktörlerdir
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.