Geçen haftaki ekonomi ekinde değindiğim gibi; 12. Kuzey Kıbrıs Rekabet Edebilirlik Raporu’nu hazırlayan LAÜ’den Yrd. Doç. Dr. Fehiman Eminer ve DAÜ’den Dr. Yenal Süreç’in seçilen temaya ilişkin saptamaları hiç de şaşırtıcı bulunmamıştır. Herkesin bildiği gerçek bilimsel olarak ortaya konmuştur. Sonuçta iki akademisyenin analizini bir cümle ile özetleyecek olursak KKTC’de yıllardır uygulanan sözde teşvik ve destek sistemi saçma sapan olarak nitelendirilebilir. Raporda ortaya konan değerlendirmelerden bahsetmeden önce teşvik kavramı üzerinde durmak yararlı olacaktır.
Teşvik kavramı, amacı ve önemi
Çağımızın en önemli gerçeği haline gelen küreselleşme bugün vahim bir şekilde idrak ettiğimiz pandemi olgusu ile kendisini daha da hissettirmektedir. Önemli boyutlarından biri olarak da küreselleşme uluslararası rekabeti daha da yoğun hale getirmiştir. Şöyle ki, maliyet, kalite fiyat ekseninde daha etkin ve verimli üretim yapabilen ülkeler rekabet üstünlüğüne sahip olmaktadırlar. Bu çerçevede, ülkeler yabancı sermayeyi çekmek ve ülkelerinin rekabet edebilirliğini artırmak için teşvik programları uygulamaktadırlar. Küreselleşen dünyada bu teşvik rekabeti de giderek artmaktadır.
“Teşvik” kavramı, belirli ekonomik faaliyetlerin diğerlerine oranla daha fazla ve hızlı gelişmesini sağlamak amacıyla, devlet tarafından çeşitli yöntemlerle verilen maddi ve maddi olmayan destek, yardım ve özendirmelerdir. Bu kavramın tanımına bakıldığında teşvik, bir ekonomide ulaşılması hedeflenen ekonomik ve sosyal amaçlar doğrultusunda gelişmesi istenen ekonomik faaliyetlere devlet eliyle sağlanan maddi, hukuki destekler ve kolaylıklar şeklinde ifade edilmektedir (Topaloğlu ve Ercan, 2012: 49) (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/275002). Teşvikler ya da devlet yardımları, vergi muafiyet ve istisnaları, düşük faizli kredi ya da hibe yardımları şeklinde olabilecekleri gibi enerji indirimleri, arsa tahsisi ve finansman kolaylıkları sağlayan bazı yöntemlerden de oluşabilmektedir. Uygulamada genellikle yukarıda sayılan teşvik araçlarından biri ya da birkaçı bir arada kullanılmaktadır. (http://iibf.erciyes.edu.tr/dergi/sayi39/ERUJFEAS_Jan2012_119to146.pdf).
Devletler teşvik ve destek sistemini temel amaç olarak ülkelerin kalkınması ve sürdürülebilir yapıya kavuşması için uygularlar. Daha verimli ve etkin üretim yaparak ülkenin rekabet gücünü artırmak, ülkeyi büyütmek, ülkeye yeni teknolojiler (know-how) getirmek, ölçek dolayısıyla başlangıçta rekabet edemeyecek işletmeleri belirli süre korumak ve desteklemek, katma değeri yüksek alanlara yatırımı çekmek, yabancı yatırımcıya ülkeyi cazip kılmak, özellikle KKTC gibi tanınmamışlığın yarattığı dezavantajları gidermek, bölgeler arası gelir eşitsizliğini azaltmak, ticaret açığını giderici ihracatı teşvik etmek teşvik ve destek politikalarının temel amaçlarıdır. Ancak, bu teşviklerin amaçlarına ulaşması için devamlı olarak etki analizi yapmak ve işe yaramayıp transfer ödeneği haline gelen teşvik ve destekleri kaldırmak konusunda kararlılık ortaya konmalıdır. Aksi takdirde, teşvik ve destekler KKTC’de olduğu gibi sosyal yardım aracına dönüşür ve başlangıçtaki amacın tersine ülkenin rekabet edebilirliği ve kalkınması önünde bariyer teşkil eder.
YUKARIDA DA VURGULADIĞIMIZ GİBİ; TEŞVİK UYGULAMALARINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN BAŞLICA KONU, TEŞVİKLER İLE ULAŞILMAK İSTENEN HEDEFLERİN NELER OLDUĞU, HEDEFLERE ULAŞMAK İÇİN NE GİBİ DESTEK VE ÖDÜNLERİN VERİLECEĞİ VE TÜM BUNLARIN SAĞLIKLI BİÇİMDE DENETİMİDİR (Gülmez, Yalman, 2010: 237).
(http://iibf.erciyes.edu.tr/dergi/sayi39/ERUJFEAS_Jan2012_119to146.pdf)
Rapora göre Teşvik Yasası ile ilgili önemli sorunlar var
Teşvik Yasası’na ilişkin raporda ortaya konan sorunlar aşağıdaki gibi sıralanmaktadır:
. Öncelikli alanların belirlenme kriteri ve yetkisi belirsizdir.
. Teşviklendirilecek projeleri belirleme yetkisi tek kişidedir.
. Teşvik alan projelerin vergi muafiyetleri için süre sınırı yoktur.
. Yatırım indirim oranları çok yüksektir.
. Teşvik kapsamında verilen ithal muafiyeti kapsamındaki ithal mallar etkin şekilde kontrol edilemiyor. Maliye’nin tahminen yıllık 120-150 milyon TL arası bir vergi gelir kaybı oluştuğu öngörülmektedir.
Narenciye destekleri ile ilgili sorun ve tespitler ise aşağıdaki gibidir:
. Narenciye ekim alanları yıllar içerisinde tuzlanma ve kentleşmeye bağlı olarak azalmaktadır.
. Yaklaşık 130.000 dönümden günümüzde 30-35bin dönüme kadar inmiş durumdadır.
. Ekim alanlarının azalması yanında dönüm başına verim ve ürün kalitesi de gerilemektedir.
. Ağırlıklı olarak Valensiya tipi portakal ekili bahçelerde gençleştirme veya ürün değişikliğine yönelik yenileme çalışmaları yetersizdir.
. Dış pazarlarda en yüksek fiyatı greyfurt ve mandarin ürünleri alırken, özellikle greyfurt ekim alanı çok azalmış olduğundan rekoltesi düşmüş durumdadır.
Öneriler raporun saçma sapanlığına işaret ediyor
KKTC teşvik ve destek sistemine ilişkin Yrd. Doç. Dr. Fehiman Eminer ve Dr. Yenal Süreç’in önerileri bu sistemin ne kadar saçma sapan olduğunu ve ilgili teşvik ve desteklerin belirli bir zümreye siyaseten gelir transferine dönüştüğünü açık ve net olarak ortaya koymaktadır. İki değerli akademisyenin önerileri aşağıdaki gibidir:
– Teşviklerin amacına ulaşıp ulaşmadığı ölçülmeli
– Her teşvik politikasının ölçülebilir bir hedefi olmalı
– Teşviklerin ekonomik getirisi > teşvik maliyeti olmalı (ancak böyle bir çalışma yok)
– Teşvik veya destek ülkede veya dünyada değişen koşullara cevap verebilecek şekilde güncellenebilmeli
– Tüm teşvik uygulamalarının merkezi olarak tek bir kurum tarafından uygulanması ve denetlenmesi
– Teşvik kapsamındaki muafiyetlere azami bir süre veya ölçülü bir yatırım indirim oranı tanınmalı
– Gelişmekte olan ülkelerin dış yatırım çekmesinde yatırım iklimi teşviklerden daha etkili olduğu idrak edilmeli
– Teşvik sistemi basit, şeffaf ve kolay uygulanabilir olmalı
– Teşvik sağlayan kurumların çoğunun sosyal medyayı aktif olarak kullanmadıkları, dijital bir çağa girilirken bu mecralar daha yoğun kullanılmalı
– Müşteri danışma hattı şeklinde anında sorulara cevap verebilen bir danışma hattı oluşturulmalı
– Birçok kurumun internet sayfalarının güncel, bilgilendirici ve kullanıcı dostu bir yapıda olmadığı görülmüştür. Bu durum giderilerek standart bir yapı ve kullanıcı dostu sayfalar oluşturulmalı
– Destek politikalarının çoğu sayısal nitelikli üretim artışını özendirdiğinden, sürekli artan üretim bütçe üzerinde sürekli artan bir yük oluşturmaktadır. Destekler seçici olmalı ve piyasadaki aksaklıkların yarattığı dışsallıkları giderme yönünde tasarlanmalı
– İstihdam, eğitim-beceri, çevre dostu, teknolojik yenilik gibi pozitif dışsallıklar yaratan uygulamaların teşvik kapsamında olmasına önem verilmeli
– Tasarlanacak teşvik ve destek politikalarının Kuzey Kıbrıs’ın rekabet edebilirlik kapasitesini geliştirecek şekilde ve orta ve uzun vadeli hedeflere hizmet eder yapıda olmasına ihtiyaç bulunmaktadır
Sonuç
Özetle iki değerli akademisyen KKTC teşvik ve destek sitemi ile ilgili bilinen gerçekleri bilimsel olarak bir kez daha vurgulamışlardır. Şöyle ki, toplum olarak ödemek zorunda olduğumuz teşvik ve desteklerin yarattığı ekonomik ve sosyal faydanın ne olduğu ve ne olması gerektiği sorularına yanıt aranmamaktadır. Etki analizinin yapılmadığı bir teşvik ve destek programının faydası konusunda net bir kanıya varılamaz. Yetkililerin sadece verdiği teşvikleri sıralayarak performans ortaya koymaları kabul edilemez. Özellikle, gelmiş geçmiş DPÖ müsteşarları yıllarca verdikleri teşvikleri sıralamakla övünüp durdular. Hâlbuki verilen teşvikli krediler, destekler ve diğer teşviklerin sonucunda ülkede yaratılan katma değer, istihdam ve diğer katkıların hesabını hiç vermediler. Yani etki analizi yapmadılar. Zira raporu hazırlayan akademisyenlerin de ifade ettiği gibi teşvik politikasının ölçülebilir bir hedefi olmadığından teşviklerin amacına ulaşıp ulaşmadığı da ölçülmemektedir. Teşvikler, tek bir merkezden koordine edilmediği için ilgili kurumlar güç savaşına girmekte ve teşviklerin etkisinden ziyade teşvik kullandırmak amaç haline gelmektedir.
Ülkede yatırım ikliminin teşvikten daha önemli olduğunu devlet yönetimi idrak edememiş ve dolayısıyla Rekabet Edebilirlik Raporlarının ortaya koyduğu iş yapabilirlik önündeki başta bürokratik olmak üzere engellerin giderilmesi için uğraş vermemiştir. Teşvik alan zümreler ise bunu artık hak görmeye başlayıp patronaj sisteminin parçası haline getirmek için siyasilere baskı yapmaya başlamış, siyasiler de teşvik politikalarının olması gereken amacına değil bizatihi teşviklere odaklanmışlardır.
KKTC teşvik sistemi maalesef çağdaş dünyanın çevre odaklı yenidünya düzeninden de bihaber davranmaktadır. Başta Avrupa Birliği olmak üzere çağdaş ülkeler motorlu araçlar vergisi ve araç alımı gibi hususları çevre duyarlılığı kapsamında düzenlemektedirler. KKTC ise kırk yıllık alışkanlığı devam ettirmektedir. Örneğin, KDV indirimi tüm araç alımları yerine sadece çevre dostu ve elektrikli araçlara uygulanabilirdi. Bu çerçevede, ithal edilecek elektrikli araçlar seyrüsefer vergisinden muaf tutulabilirdi.
KKTC teşvik ve destek sisteminin diğer defolarından bahsetmeye sanırım gerek kalmamıştır. KKTC teşvik ve destek sistemi bana Maraş’taki bekçi hikâyesini anımsattı. Seçim yatırımı olarak istihdam edilen bekçiler neyi beklediğini bilmediği gibi, beklediği depo taşınmasına rağmen aynı yerde beklemeye devam eden bekçilerin amaç ve faydası ile KKTC teşvik ve destek sisteminin pek farkı gözükmemektedir.





Yorumlar kapalı.