Dünya ölçeklerine göre kıyaslandığı zaman, birçok yönden oldukça küçük ölçekte bir ülkeyiz.
Coğrafi küçüklüğümüzün yanında, nüfusumuza da bakıldığında bunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz.
Bir ülkenin, sadece küçük ölçekli olması, ya da dar bir nüfusa sahip olması, o ülke ile ilgili yorum ve değerlendirme yapabilmek için, tek başına, bir değer ifade etmiyor.
Dünyadaki ülkelerin, yaklaşık dörtte biri ada ülkesi.
Her biri dünyanın farklı bölgelerinde. Kıbrıs bütün olarak düşünüldüğünde, ada ülkeleri arasında, gerek kilometrekareye düşen nüfus yoğunluğu, gerekse toplam alan olarak orta sıralarda yer alıyor.
Bir ülkenin, toprak parçası olarak, değerli olup olmadığı ile ilgili yorumda bulunmak için, coğrafik konumundan, doğal kaynaklarına, ikliminden, jeopolitik pozisyonunu, insan kaynağı dışındaki ana faktörler arasında sayabiliriz.
Ülkenin bütünlüklü değerini ise, üstünde yaşayan toplumu belirler.
Bir ülkede eğitim, sağlık ve güvenlikle birlikte, refah düzeyi ne kadar yüksek ise, o ülke o kadar kıymetlidir.
***
Ekonomik olarak, zor bir dönemden geçiyoruz.
Zor olduğu kadar kritik bir dönemden de geçiyoruz.
Zor dönemler, birçok mal ve ürünün değeri altında satılmasına sebebiyet verebilmekte.
Bitmiş son ürün halindeki ticari ürünlerin fiyatlandırmasını, arz ve talep dengesi belirler.
Ama özellikle bu dönemde, konut ve emlak sektörü için ayrı bir parantez açmak gereklidir.
Satılan sıradan bir ürün değildir.
“Yaşadığınız ülkedir”
Kimin aldığı da önemlidir, kimin kazandığı da.
Bizim için emlakta ilk patlama dönemi 2004 “Annan Planı” dönemidir.
Neredeyse, bir anda dağın Girne tarafının yüzde ellisi emlakçı oldu. Geri kalanı da müteahhit.
Her türlü çarpıklık yaşandı.
Hedef kitle, vatandaş olmayan yabancılardı.
Özellikle İngilizler.
İngiltere’deki ev fiyatları ile Kuzey Kıbrıs’ta deniz ve dağ manzaralı ev fiyatları arasında uçurum vardı.
Kimsenin umuru bile olmadı.
Fiyat doğru mu, yanlış mı?
“Türk koçanlı” mı, “Eşdeğer” mi, ya da “Tahsis” mi.
Yıllık ortalama üç bin olan emlak satışı bir anda on binin üzerine çıkmıştı.
Satalım gitsin zihniyeti hakimdi ve sonu hüsranla bitti.
Hala daha Girne ve çevresinde o dönemden kalma sorunlu yarım inşaatlara rastlamak mümkün.
***
Son yıllarda yine emlak satışı revaçta.
Kime?
Bu kez adı değişti. “Yabancı Yatırımcı” oldu.
“Yabancı Yatırımcı” emlak için bir yere girmişse, parasını kazanıp götürmek için girer.
Toprağın neyini götürecek diye düşünen ancak kendini avutur.
Bugün bu ülkede emlak fiyatlarını belirleyen, bizim insanımızın alım gücü olması gerekirken, bizde belirleyici yabancı yatırımcı.
Benzer sorun yakın zamanda İspanya’da yaşandı. Yabancı yatırımcı geldi, ucuza aldı, fiyatları yükseltti, sonrasında ise emlak almak için borç altında ezilen İspanyol vatandaşlar oldu.
***
Biz, Larnaka’da, Limasol’da ya da Baf’ta emlağın fiyatı nedir diye bakmıyoruz.
Örnek ararsanız internette beş dakika yeterlidir.
Limasol’da özel konumu olan 114 metrekare bir evin değerinin iki milyon Euro’nun üzerine çıktığı da bir gerçek.
Bizde henüz oraları görmese de, olası bir çözümde, potansiyel kıymetinin ne olabileceği ile ilgili fikir veriyor.
Güney ve Kuzey arasındaki maaşların farklılığı, sosyal devlet imkanları, güvenlik özetle oturmuş düzen emlak fiyatların denkleşmemesindeki temel etken oldu.
Bizde ise yukarıda saydıklarımızın hepsi noksan.
***
Kendi insanımızın geliri bile umurumuzda değil. Para gelsin de kimden gelirse gelsin.
Ama devamlılığı olacak mı? Değeri düşük mü? İleride başıma bela olur mu? Bunlar önemli değil.
Kendi insanımız ne olacak? diye soran da yok.
Gelinen noktada, Kuzey Kıbrıslı, maaşlı bir genç için emlak sahibi olmak, neredeyse imkansız hale geliyor.
Eğer durum bu noktaya gelmişse, ortada hatalar zinciri olduğu gün gibi ortadadır.
Bu zihniyet ve bu düzenle, bugün “ucuza” sattıklarımızı, yarın kazancımız almaya yetmeyecek.
***
Her ülkede öncelik, o ülkenin vatandaşınındır.
Eğer vatandaş, bu ülkenin gençleri kendi ülkesinde toprak, konut alamaz hale gelmişse, bu devletin ayıbıdır.
Ne emlak, ne de konut sektörü, bir ülke ekonomisinde lokomotif sektör olarak görülemez.
Hiçbir ekonomi kitabında böyle bir tanımlama veya açılım göremezsiniz.
İşin özü; “Üç kuruşa” satılan aslında emlak değil , toplumun geleceğidir.
Umurunuzda değilse, satalım memleketi gitsin.
Bu yazı, konunun sorgulanması için dürtü yazısıdır.





Yorumlar kapalı.