Ödül Muhtaroğlu

Dar gelirliler bunalımda ama kimin umurunda?





Ülkemizde dar gelirlilerin hali perişandır. Bir yandan pahalılık ve fakirleşme artarken, ülkede  açlık sorunu yaşayan insanlar varken, virüs vakalarının da artması moralleri bozmaktadır.

Döviz artışı ile birlikte, yüksek enflasyon, genel işsizlik ve genç nüfusta işsizlik oranının yüksekliği, tahsili gecikmiş alacaklardaki artış, tüketici kredileri ve kredi kartı borçlarındaki yükselişler, çek yasaklarındaki artış, icra ve mazbatalar ve iflaslar, bize ekonomide işlerin iyi gitmediğini net olarak göstermektedir.

Peşi sıra gelen zamlarla birlikte, ülkede pahalılık çok artmış,  evlere ateş düşmüştür. Özellikle, asgari ücretliler ve dar gelirliler bundan çok olumsuz etkilenmiştir. Elde nakit kalmayınca, herkes kredi kartlarına yüklenmiştir. Bu tablo, bir yılda, yüzde 35 artan kredi kartları borçlarına da yansımış durumdadır.

Akaryakıta yüzde 20 civarında zam yapılması, tüp gaza bir defada 17 TL artış gelmesi, ekmeğe, süt ürünlerine, ete, tavuğa kısaca birçok mal ve hizmete zam gelmesi, özellikle temel gıda maddelerini oldukça pahalılaştırmış, dar gelirlilerin, elde ettikleri gelirlerle hayatlarını sürdürmelerini imkansız hale getirmiştir.

Öte yandan, ekonomi, tarihimizin en yüksek düzeyi olan yüzde -16,2 oranı ile daralmış, yani küçülmüştür. Kişi başına düşen milli gelir de, bir sene önceki 12.6 bin dolar düzeyinden, 10 bin dolar düzeylerine gerilemiş durumdadır. En son 2005 yılında bu gelir düzeyindeydik. Geçen yıla göre de, kişi başına milli gelir de, dolar bazında yaklaşık yüzde 20 fakirleşmiş durumdayız.

Öte yandan, okullar gelecek hafta açılıyor. Bir öğrenci için, her kırtasiye ürününden birer tane alınması koşuluyla ve üniforma masrafları için, ihtiyaç duyulacak meblağ yaklaşık 1500-2000 TL civarındadır. Asgari ücretlilerin, eğer 2 çocuğu varsa sadece bu masraflar için bir maaşa ihtiyacı bulunmaktadır. Gerçekten tam bir perişanlık durumu.

Yürürlükteki asgari ücret, bu yılın şubat ayı başında, net olarak da 3 bin 828 TL olarak belirlenmişti. Geçen 7 aylık sürede, yaşanan zamlardan dolayı asgari ücretlilerin satın alma gücü yerlerde sürünmektedir.

Bütün ağustos ayı boyunca, yapılan asgari ücret görüşmelerinde, ilk kez işçi ve işveren kesimleri uzlaşı göstererek yüzde 12 artışta mutabık kalmış, ancak, Hükümet yüzde 11 düzeyinde bir artış önermişti. Hem bundan, hem de sosyal sigorta prim desteği konusunda yaşanan belirsizlikten dolayı da asgari ücret belirlenmemişti.

Gelinen konakta, yılın ilk 8 ayında, toplam hayat pahalılığı yüzde 14.09, 8 aylık sadece gıda ve alkolsüz içecekler grubu enflasyonu da, yüzde 19.14 oranına yükselmiştir. Aylık açlık sınırı da, geçen aya göre 345 TL artmış durumdadır.

Ülkemizde, 4 kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık sadece gıda harcaması tutarı (diğer sabit giderler hariç), yani açlık sınırı ise, geçen ay 4,121 TL iken bu ay 4,466 TL’ye yükselmiştir. Bu bağlamda, şu anki aylık net asgari ücret, aylık açlık sınırının altında kalmaktadır. Bu çerçevede, belirlenecek yeni net asgari ücretin, açlık sınırının üstünde ve temel ihtiyaçları karşılayacak bir düzeye yükseltilmesi şarttır.

Sendikalar da, açlık sınırının ve yüzde 14 hayat pahalılığının altında bir asgari ücreti kabul etmeyeceklerini açıkladılar. Hükümet, asgari ücreti zamanında belirlememekle, hem emekçileri hem de işverenleri zor duruma düşürmüştür.

Hükümetin uyguladığı ekonomik tedbir ve politikalar, maalesef ekonomideki daralmayı (küçülmeyi) azaltmaya, piyasayı canlandırmaya, küçük esnaf ve işletmeleri rahatlatmaya, dar gelirlilerin satın alma gücünü artırmaya yeterli değildir.

Ülke yangın yeri iken, sağlıkta ve ekonomide yaşanan sıkıntılardan dolayı halk perişanken, hükümet yetkilileri, halkın umurunda olmayan, kurultay hesapları v.b gündemlerle ve devamlı değişen, hatalı, tutarsız kararlarla halkın moralini bozmakta ve ülkenin esas gündemleri dışında yapay gündemlerle zamanlarını geçirmektedirler.
 

Dar gelirliler bunalımda ama kimin umurunda?
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.