Bugünkü yazımda, Anadolu’da çok meşhur olan bir hikayeden bahsetmek istiyorum. Bu hikayeyi Anadolu insanının yaşadıklarını, çilelerini, zorluklarını romanlarında en ince ayrıntılarına kadar anlatan, usta yazar Yaşar Kemal çeşitli vesilelerle yazmış ve anlatmıştı.
Hikaye, içerisinde çok anlamlı mesajlar ve kıssadan hisseler barındırıyor. Sizler de hikayeyi okuyunca, kendinize göre mesajlar bulacaksınız diye düşünüyorum. Hikayeyi aşağıda aktarıyorum.
Anadolu’da kurtlar bir beladır.
Bir kurt, bir koyun veya keçi sürüsüne dalar, kurt sadece bir tanesini alır götürür ancak bütün sürüyü parçalar.
Kurt dalmış sürüden artık hayır yoktur…
Koyundan, keçiden başka geçimi olmayan Anadolu köylüsü, eğer sürüsüne böylesine kurt girmişse çöker, biter, açlıkla karşı karşıya kalır.
Bu nedenle kurt gittikten sonra, sabah olduğunda sürü sahipleri gördükleri manzara karşısında donar kalır ve içleri kurda karşı kinle, öfkeyle dolar…
Bu durumda köylü, kurttan öcünü almak ister. Atlarına binerler, köpeklerini, iplerini alırlar, kurt avına çıkarlar. Kurtları intikam için diri yakalamaktır en büyük amaçları.
Usulünü de bilirler ve sonuçta kurtları diri diri yakalarlar.
Kin bağladıkları, öç almak istedikleri kurda bir fiske bile vurmazlar.
Kurdu hiç incitmezler.
Yalnız sağlam bir telle ya da kirişle kurdun boğazına bir çıngırak takarlar ve kurdu okşayarak, sırtını sıvazlayarak ve sevecenlikle öperek salıverirler.
Boğazı çıngıraklı kurt sevinerek, koşarak ayrılır köylülerden.
Ancak, çıngıraklı kurt, hiçbir canlıya yaklaşamaz çünkü çıngırak sesini duyan her hayvan önceden kaçar, kurt ise boğazında çıngırak, bozkırlar boyunca, dağlar boyunca boşu boşuna koşar durur.
Sonunda, kurt dağlarda açlıktan önce yavaş yavaş zayıflar, sonra zayıflıktan güçsüz düşer ve sonunda bağıra, bağıra, ölür.
Bu, insan aklına gelen işkencelerin, zulümlerin en korkunçlarından birisidir.
Kurt, ancak aç kalınca anlar, boynuna çıngırak geçirilirken, kendisini okşayanların, sırtını sıvazlayanların ve kendisini sevecenlikle öpenlerin niyetini. Ancak, iş işten çoktan geçmiştir.
Hikayeyi sizlere aktardım. Hayatımız boyunca karşımıza farklı farklı insanlar çıkmaktadır. Okulda, işyerinde, yakın çevremizde, arkadaşlar arasında samimi olan da, samimi görünüp, farklı ajandaları olan insanlarla da temasta oluyoruz.
Burada önemli olan niyettir. Gerçek niyetini gizleyip, bizlere çıkar, menfaat elde etmek için yaklaşıp, sözde samimi davranan birçok insanla karşılaşabiliyoruz. İstediklerini aldıktan sonra, eski samimiyetlerinden eser kalmayıp, uzaklaşıp, ne arayıp, ne de soruyorlar.
Hele hele de bir makam ve mevkiye sahipseniz, bundan yararlanmak, işlerini yaptırmak için, sizlere çok yakın davranacak, yüzünüze gülecek, sevgi, saygı gösterisinde bulunacak, övgüler sunacak birçok kişi ile diyaloğa girebilirsiniz.
O makam ve pozisyonlardan ayrıldıktan sonra, sizi arayıp, hatırınızı soran, aynı ilgi, alakayı, sevgi ve saygıyı gösteren kişi sayısının azaldığını görüp, ister istemez üzülüyor olabilirsiniz.
Bu yüzden, çevrenizdeki insanlarla iletişim içindeyken, bu tür mutsuzlukları yaşamamak için, bize yapılan iltifat, güzel söz, güler yüz ve yakınlıklara her zaman temkinli yaklaşıp, ona göre davranmalıyız. Belki de bize zarar vermek için, samimi görünmekte, yanımıza yaklaşmakta ve esas yüzünü gizlemektedir.
Her insan, aynı değildir. Herkes, iyi niyetli olmayabiliyor. Hayal kırıklıkları yaşamamak, üzülmemek için, özellikle yukardaki kurt hikayesini hiç unutmamalıyız. Bu hikaye, hem insanlar, hem de tüm kurum ve kuruluşlar için de geçerlidir. Zira, kurum ve kuruluşlara da farklı niyetlerle yaklaşıp, onlara zarar vermek isteyenler de çıkabilir.





Yorumlar kapalı.