Uğraş Beratlı

Söylem hakimiyeti





Dün bıraktığımız yerden devam edelim. İki tarafın seçim stratejilerinden.

CTP kanadı erken başladığı seçim sürecinde hem mali hem de insan kaynaklarını daha erken harcamaya başladı. Tabii ki şu anda taraflar bir bütçe açıklamış değiller ama biz her iki tarafın da hemen hemen eşit bütçeleri olduğunu varsayıyoruz. Bunun içinde bu dengeyi sarsan elbette dün bahsettiğimiz bazı gerçekler var ama şimdilik eşit şartlar olduğunu düşünelim.

Ancak bundan kötüsü de oldu. CTP ve Erhürman retorik malzemesini de erken harcadı. Kısacası, bütün kurşunlarını erken erken attı. Bu aşamada ya söylemini derinleştirmek, entelektüel olarak altını doldurmak ya da materyal olarak artırmak yani genişletme yolunu tutamadı. Çünkü göstergeler bize aslında mali olarak da insan kaynağı yani entelektüel kaynak olarak da bu zenginliğin olmadığını gösteriyor. Göbbels’e atfedilen o tekrarın gücüne sığınarak aynı söylemsel kalıp sadece tekrar edilerek seçime bir ay kalmasına rağmen eskidi. Söylem çeşitlendirilemedi, seçmeni kavrayamadı en önemlisi ise tutum değişikliği oluşturamadı. Bu güçte bir kampanya elbette ki ciddi bir entelektüel derinlik yanında profesyonel yetkinlik ve en önemlisi güçlü bir ülkü, bir hedef ister. Erhürman’ın kampanyası bu checkbox’lardan hiçbirini işaretlendirememekle birlikte erken başlanan süreçle tüm zayıflıklarını rakiplerinin önüne serdi.

Peki bu hata bir “ahmaklık” sonucu muydu yoksa satrançta söylendiği gibi “zorunlu hamle” miydi?

Aslında ne biri ne de diğeriydi.

Esas sorun, yine stratejik planlamanın esaslarından biri olan “rakiplerini tanı” düsturuna uyulmaması ve UBP’nin içindeki bazı anlaşmazlıkların, seçim sürecinde belirleyici olacağına inanmalarıydı. Halbuki bu anlaşmazlıkların UBP’de iş seçime gelince hiç de öyle olmadığını, konsolidasyonun gerçekleşeceğini, bazı kişisel beklentilerin başka bahara bırakılıp, bazı kişisel sorunların rafa kalkacağını öngöremediler.

UBP seçmeni kaybedeni sevmez. Kaybeden her adayı müsteşar yapmak, müdür yapmak, parti içinde terfi ettirmek sol partilerin alışkanlığıdır. UBP’de ise kurt kanunu işler. Siyasi gücü olan yükselir, olmayan siyasi gücü olandan, olur bekler. Bu sebeple de bir süre etrafta dolaşan “Bu seçimi kaybetmemiz lazım, böylece …” diye akıllarınca stratejik planlar yapanlar da kısa sürede bu fikirlerinden vazgeçmek zorunda kaldılar. En azından bunu “bulaştıracak” cesareti kendilerinde bulamadılar zira artık sağ siyasetin en küçük köşesinde bile kendilerine siyasi hak, menfaat, makam, çıkar bekleyemeyecekleri ortaya çıktı.

İşte bu yanlış hesap neticesi başlayan CTP kampanyası şu anda düşüş trendine girdi ve artık konuşmanın oy kazandırmak yerine oy kaybettirdiği o hassas döneme girdiler. Bunun sonucu olarak Erhürman’ın seçim propagandası daha fazla rakibe yüklenen, kendi fikrini anlatamayan, rakibin söylemsel alanına hapsolmuş, mahkûm bir stratejiye dönüştü.

Gelelim Ersin Tatar’ın seçim stratejisine.

Aslında, Tatar’ın kişiliği ve siyasi üslubu kampanyasına yansımaya başladı. Tatar belki de KKTC seçmenini en iyi tanıyan politikacılardan biri. Bunun yanında hem Hasan Taçoy gibi aynı üslupta bir seçim koordinatörü ve hem de Ünal Üstel başkanlığındaki UBP’yi bir araya getirmeyi başarınca, seçim kampanyasının çok farklı boyutları oluşmaya başladı. Kırgın vekillerden, parti içi muhalefete kadar tüm taraflar CTP’de sözünü ettiğimiz “ülkü eksikliği” durumunun aksine “ortak asgari müşterek” olan “İki devletli çözüm ve egemen eşit statü” çevresinde toplanmaya başladı. Buna bir de Türkiye ile ortak bir yol yürümek istemeyen iktidarın ortaya çıkması durumunda ülkede meydana gelebilecek sıkıntılı durumun farkında olan YDP ve DP’nin aktif katılımıyla oluşan “Sağduyu Mutabakatı”nı da düşünecek olursak, bu seçimde alınacak tarafın artık onlar adına bir “milli mesele” haline geldiğini görmek lazım.

Tatar, yıpranan rakibi gördü, evinin içini topladı, sahayı maçtan önce rakibe bırakıp maça hazırlandı. Tek başına haftalardır top oynayan rakip ise kendi taraftarının bağırıp çağırmasından heyecanlanıp, daha düdüğün çalınmadığını dahi duymadan maça başladı.

Ama aslında maç şimdi başlıyor ve bir taraf söylemsel, insan gücü ve mali olarak yıpranmış, diğer taraf ise dinç ve daha sözünü söylemedi. Bu saatten sonra tüm sözleri Tatar tarafı söyleyecek, Erhürman kanadı ise ancak cevap yetiştirmek zorunda kalacak. “Söylem hakimiyeti” olarak kavramlaştırılan bu durum tam anlamıyla artık Tatar’dan yana gelişmekten başka bir seçeneği kalmadı.

Şimdi sorulacak soru “Nasıl ?” sorusu… Seçim, Her iki tarafın da ortaya koyduğu siyaseti nasıl gerçekleştireceği sorusuyla billurlaşıyor, aslında CTP ve Erhürman’a zor anlar yaşatacağı için sürekli kaçınılan bu soruya doğru hızla ilerliyor. O zaman biz de yarın bunu soralım. Adaylar, siyasetlerini nasıl gerçekleştireceklerini iddia ediyorlar?

Söylem hakimiyeti
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.