GÜNDEMİN SARSICI OLAYI: Toplumca odaklandığımız Roma’daki o yargı duruşması yarın… KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkan Yardımcısı Fazilet Özdenefe’nin avukat eşi Akan Kürşat’ın İtalya’da tutuklanması, tetiklediği çeşitli yorumla gündemdeki yerini korurken, herkes yarın İtalyan yargısının vereceği kararı bekliyor… Tutuklamanın gerekçelerine dair Güney Kıbrıs Rum yetkilileri ve medyası dahil yığınla yorum yapılıyor… Tüm yorumlar, tabii ki Kıbrıs sorununun kök meselesi olan mülk olayıyla bir şekilde ilişkilendiriliyor…
Tutuklamanın bir Rum yönetimi girişimiyle gerçekleştiği, Rum yönetimi yetkililerinin açıklamalarından anlaşılıyor… Rum Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos, amaçlarının Kuzey’deki Rum mülkü konusunda endişe yaratmak olduğunu açıklamaktan hiç çekinmedi… Açıkça KKTC’ye diyor ki; “Artık sıcak nefesimiz ensenizde olacak!..” İtalyan yargısından, Akan Kürşat’ın kendilerine iadesini de istiyor Rum Yönetimi…
Peki de, Rum Yönetimi Güney’de özgürce dolaşan, kimi adaya giriş çıkışlarını Güney Kıbrıs limanlarından yapan bir şahsı kendisi niye tutuklamaz da meseleyi İtalyan hükümetine havale eder?.. İtalyan makamları da tutuklanma nedenini net olarak ve ayrıntılarıyla açıklamış değil henüz, durum yarın Roma’da mahkemedeki ithamlarda belli olacak…
***
İÇİNE SOKULDUĞUMUZ KARANLIK TÜNEL: Esas konu yarınki yargıda belli olacaksa da, bu tutuklama gerçekten bir Rum siyasal projesinin sonucuysa, yeni bir Bizans komplosuyla karşı karşıya bırakıldığımız kesindir… Rum makamları ellerinde olanak varken, tutuklamayı kendi sorumluluk alanında yapmıyor… Ne yapıyor?.. AB üyeliğinden kaynaklanan ayrıcalıklarından yararlanarak bunu bir AB ülkesine yaptırıyor… Rum yetkililer, bir yandan da, benzeri tutuklamaları gerçekleştirebilmek adına ellerindeki yüklü bir itham listesini de uluslararası alana yayacakları tehdidinde bulunuyorlar…
Amaç uluslararası alanda yankı yaratarak bir yandan Türk tarafını “işgalcilik”, “gaspçılık” ve “hukuksuzluk” la suçlamak, öte yandan da KKTC bağlamında korku ve kaygı yaratmak… Bu korku ve kaygıdan kendi çıkar, beklenti ve siyasetlerine uygun sonuçlar üretmek… Daha net vurgulamak gerekirse KKTC yatırımlarına, ekonomisine ve iş yaşamına dağıtıcı bir darbe indirmek…
Rum’un bunu ilk hamlede başarabildiğini de, oluşturulan olumsuz iklime bakıp net biçimde görebilmekteyiz. Bu iklim istikrarsızlık üretmeye başladı bile… KKTC ekonomisinin önde gelen lokomotifi inşaat ve emlak sektörü, ışığı arayan son derece sancılı bir tünele sokuldu!..
***
GÜNEY’DEKİ TÜRK MÜLKÜ: Kıbrıs sorunundaki Rum mülkü konusunda paparalar kopartılırken, Güney Kıbrıs’ta bırakılan ve Rum’un çeşitli şekilde talanına uğrayan, değersizleştirilen, Rumlar arasında davalara bile konu olacak şekilde istismara uğrayan, kamulaştırılan Türk taşınmazları için hiçbir düşüncenin ve tasanın olmaması ise neden bir kez daha gözden kaçırılıyor?.. Tanıklığını ettiğim ailemle ilgili iki gerçek: Büyükannemin Baf Kasabası Mutallo’daki evinde, evi tanınmaz duruma getiren değişiklikler yapıldı… Dayımın daha yukarıdaki evinin yerinde ise yeller esmekte… Eşimin ailesinin Tahtakala’daki evinin içinden ise yol geçirildi… Rum’un mülkü mülk de, Türk’ün mülkü mülk değil mi?.. Kıbrıs sorununa ilişkin bir çifte standart da mülk meselesinde çirkince sırıtıyor..
***
MAL SATIŞLARINDAKİ KAYIT DIŞILIK: KKTC’de taşınmazlar büyük çapta ve astronomik rakamlarla el değiştirirken devletin Tapu Dairesi’nin teğet geçilmekte olması, bu son gelişmelerin dikkate değer konuma getirdiği olaydır… Avukat yazıhanelerinde, hukuk bürolarında, şirket merkezlerinde karşılıklı sözleşmelerle el değiştiren taşınmaz mallar artık herkesin bildiği bir sırdır… Taşınmaz mal alışverişlerinde ve takaslarında hiç kimse, hiçbir tüzel kişi kendini Tapu Dairesi’nin yerine koyamaz… Hukuk da buna alet edilemez… Koçan yerine geçemeyecek o mal satış sözleşmeleri kayıt dışılığın, vergi kaçakçılığının ve kara para aklama hareketlerinin gizli belgeleridir… Bu çerçevede devlet hazinesinin uğratıldığı astronomik zararlar, ekonomik yaşamın utancı olarak gittikçe büyümektedir… O piyasayı inceleyip tanıyanların iddiasına göre Tapu Dairesi’ni dışlayan özel sözleşmeli mal devirlerinden dolayı, devletin iki milyar sterline yakın kaybı var….
Bu utancın üzerine yürümek, bunu silmek ve rayından çıkarılan hukuk düzenini tekrar yoluna koymak devletin acil görevine dönüşmüştür… İstismara fırsat tanıyan yasal boşluklar varsa, ki var olduğu anlaşılmaktadır, bunlar derhal doldurulmalıdır…
Mal satış ve takas belgelerinin yeri gizli özel kasalar değil, Tapu Dairesi’nin resmi arşividir… Bu gerçekle uyumlu davranılmaması, ciddi asayiş olaylarını da tetikleyebilecek bir potansiyel taşımaktadır… Şimdiden çeşitli kriminal suçun nedeni ve kaynağı çok rahat biçimde bu alanda aranmalıdır…
Ahmet Tolgay
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.