Ahmet Tolgay

Açalım önümüze şu AKEL dosyasını (1)





1 Mayıs İşçi Bayramı’nda Lefkoşa ara bölgede Rumlarla buluşanlarımız içinde düş kırıklığını belirtenler oldu… Nasıl belirtmesinler ki? Bizim taraftan sendikal kökenli 7 örgüt o etkinliğe coşkuyla katılırken karşı taraftan, sadece AKEL’in sendikası olarak bilinen PEO’dan bir kısım üye katıldı…
Ara bölgedeki bu buluşmayı “federalist bir kucaklaşma” olarak algılamak büyük yanlış olur… Rum solcu parti AKEL ve AKEL’e bağlı, önemli taban oluşturan örgütler eğer gerçekten federasyon yanlısı olsalardı, o siyasal çözüm referandumunda hem Rum tarafından Annan Planı’na onay çıkardı ve hem de Güney’deki siyasal iklim çok farklı olurdu… AKEL, Annan çözüm planına “hayır” demesi konusunda hiç nedamet belirtmeyen bir siyasal oluşumdur…
Güney Kıbrıs’ta bu ayın 24’üncü günü milletvekillerinin belirleneceği genel seçimler var… Bu seçimle ilgili yapılan son ankette Rum halkında federasyon yanlılarının oranı yüzde 39 olarak belirlendi…
Bunların nasıl bir federasyon istedikleri de hiçbirimizin meçhulü değildir tabii ki… “Türk halkını, Rum çoğunluğa yama yapacak, 1960 ortaklık anlaşmalarının çok gerisinde, üstelik Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden dışlanmış bir federasyon…”
1950’lerde ENOSİS plebisitini Rum Ortodoks Kilisesi ile birlikte yapan, kurultaylarında ENOSİS kararları bulunan, Rum Temsilciler Meclisi’nin 1967 ENOSİS kararının altına attığı imzayı hiçbir zaman kaldırtmamış ve çekmemiş olan AKEL’in ve AKEL’e bağlı örgütlerin bu çerçeve dışındaki bir federasyonu öngördüğünü duyan var?
KKTC’deki bir kısım örgütle sahte bir flört içindedir bu AKEL… 24 Mayıs Güney seçimlerinden, kendisini izleyen faşist ve ırkçı, üçüncü büyük parti ELAM’dan az oy farkıyla ikinci parti olarak çıkması beklenen bu AKEL’le ilgili dosyayı, daha da ayrıntılı bir kez daha açmakta yarar görüyorum…
*
Kıbrıs Türk yazınının efsane isimlerinden Hikmet Afif Mapolar, yazımını 1987’de tamamladığı ve baskısı 2016’nın başlarında Necati Özkan Vakfı tarafından yapılan “Aslar – Bir Devre Adını Yazdıranlar” adlı 487 sayfalık, dönem belgeseli olarak başyapıt sayılabilecek bir kitabı vardır… Henüz Türk sendikalarının kurulmadığı günlerde Türk işçisinin ve çalışma hayatının hallerini ayrıntılı şekilde ve roman formatında anlatır.  O dönemlerde Türk kesimlerinde bunalım derecesine varan ve toplumun yapısında sarsıntılar yaratan bir işsizliğin olduğunu belirten Mapolar, tam anlamıyla sömürülen örgütsüz Türk işçisinin günde 6 ile 12 kuruş arasında değişen ücretlerle çalıştırıldığını yazıyor. “Bir işçi hakkını aramaya kalkışsa ‘Komünist’ diye damgayı yerdi” diyen Mapolar, Rumların ise hem sağcı ve hem de solcu sendikalara sahip olduklarını kaydederek şunları naklediyor:
“İşleyen Halkın Örgütü olarak kurulan AKEL, Komünist bir partiydi. PEO İşçi Sendikası AKEL’in çizgisinde ve direktifindeydi… PEO’nun ileri gelenleri bizim bölgelerimizde kol geziyor ve sözde işçi topluyorlardı. Türk işçilerinin PEO’ya üye oluşları böyle başlamıştı. ‘İşçiler hangi milletten olurlarsa olsunlar kardeştirler. İşçiler arasında Türklük ve Rumluk diye bir kavram yoktur. Türk ve Rum işçiler tek bir şey için, aileleriyle aç kalmamak için savaşım vermektedirler’ propagandası yapılıyordu.”
Bu propagandayla birkaç yüz Türk işçiyi PEO’ya üye yazmayı başaran solcu Rum sendikacılar, Mustafa Bitirim adlı bir Türk gencini de PEO’ya sekreter olarak alırlar… PEO’ya katılanlar arasında aydın, zeki ve bilinçli Türk gençleri de vardı. Telekomünikasyon Dairesi çalışanlarından  Hasan Ali Şaşmaz bunlardan biriydi… Gerek ilkeli duruşu, gerek cesareti, gerekse hitabet gücüyle kısa sürede Türk işçilerin lideri konumuna gelir…
Lefke’deki Amerikan Maden Şirketi CMC’de 1947 yılının sonunda başlatılan ve 5 ay süren ortak maden grevinin Türk lideri Hasan Ali Şaşmaz’dı… Ama Kıbrıs çalışma hayatı tarihine Türk – Rum ortak grevi olarak geçen o işçi direnişinden önce çok şeyler olmuştu. Türk işçiler Şaşmaz’ın liderliğinde AKEL’e de, PEO’ya da rest çekerek kendi bölgelerinde milli örgütlerini kurmaya başlamışlardı.
İşçi dayanışmasında etnik ayrım yapılmayacağı propagandasına karşın Türkler hem daha ağır koşullarda çalıştırılmakta, hem de bir Rum işçi günde 5 şilin yevmiye alırken, Türk işçiye günde 3 şilin yevmiye ödenmektedir…
*
Mapolar kitabında bu haksızlıkların giderilmesi ve Türk işçinin Rum işçiyle eşit tutulması adına Hasan Ali Şaşmaz’ın yaptığı ısrarlı girişimlerin dikkate alınmadığını, bu yetmezmiş gibi Türk işçilerin sinsice siyasi bir oyuna getirilmek istendiğini de anlatıyor. Bu oyunun adı Enosis’tir… Adanın Yunanistan’a ilhakı halinde işçilerin daha müreffeh yaşayacağına, çünkü Yunanistan’ın emeğe ve işçiye sömürgeci İngiltere’den daha saygılı olduğuna dair propaganda başlatılmıştır… Tartışmalarda Türkler “neden bu ilhak adanın eski sahibi Türkiye’ye değil de, Yunanistan’a olacak ki?” sorusunu sorduklarında, onlara “Türkiye’nin işçi haklarına karşıtlığı İngilizlerden beterdir” yanıtı verilmektedir… PEO’nun düzenlediği etkinliklerde sol anlayışın tam tersi milliyetçi ve Enosis’çi uygulamalar görülmektedir.
Türk işçilere “Enosis’e destek” bildirilerinin imzalatılmak istenmesi dananın kuyruğunu kopartan olaydır… Hikmet Afif Mapolar kitabında olayı şöyle yazmaktadır:
“…Enosis dilekçeleri Rumca yazıldığı için Türk işçisi bunları okuyamıyor, okusa da anlayamıyordu… O dilekçeler sekreter Mustafa Bitirim’in eline gelince, bunları çekmecesinde birkaç gün bekletti. Bitirim merak içindeydi. Neden bu kâğıtlara yalnızca Rumca yazılmıştı? Ve muhtevası (içeriği) ne olabilirdi? Önemsiz bir konu olsaydı bunu Türkçe olarak kendisine de hazırlatabilirlerdi. Şimdiye kadar hep böyle olmuştu. Bitirim, Türk işçi liderlerinin PEO’ya yapacakları ziyareti sabırsızlıkla bekliyordu. İlk karşılaştığı lider Hasan Ali Şaşmaz olmuştu. Durumu ona anlattı ve birlikte göz attılar o Rumca teksir edilmiş (çoğaltılmış) kâğıtlara… Çözemediler. ‘Esasını PEO Genel Sekreteri Andreas Zartitis’ten öğrenelim’ dediler.”
Zartitis, kendisiyle konuyu görüşmeye giden Şaşmaz’a yalan konuşur. İşçi gündeliklerinin artırılması için Sendikalar Mukayyitliği’ne başvurulacağını, o nedenle işçilerden imza toplandığını ileri sürer. Öyle olsa bile dilekçeler yazılmadan önce başvuru için Türk işçilerin görüşünün alınması gerektiğini seslendiren Şaşmaz, kâğıtlardan birkaçını cebine koyarak Türk bölgesine döner ve iyi Rumca bilen dostlarını bulur. Dilekçenin onlara okutulmasından sonra Türk işçisinin bir Enosis oyununa getirilmek istendiği anlaşılır. Hasan Ali Şaşmaz, PEO’ya üye olan Türk işçilerini toplar ve bir sandalye üzerine çıkarak onlara şu konuşmayı yapar:
“Arkadaşlar, kardeşler, dostlar; çok dikkatli ve uyanık olalım. AKEL ve PEO’nun siyasi bir oyunuyla karşı karşıyayız. Senaryo güzel hazırlanmış, oyuncular iyi seçilmiştir. Bu bir ‘Enosis dramı’dır ve bu dramın başrolü de bize oynatılmak istenmektedir.”

*

Tüm bu olaylar yaşanırken, 1944 yılının Ağustos ayı içinde PEO’nun bağlı olduğu AKEL, İngiliz Sömürgeler Bakanı Sir Cosmos Parkinson’a gizlice bir Enosis telgrafı çeker. Telgrafın arşivlenecek kopyası bir süre önce Londra’da vefat eden, Muazzez Dinçer adlı Türk kadın memurun eline, ondan da aynı kurumda çalışmakta olan Hasan Ali Şaşmaz’a geçer… Böylece “Komünist” görünümlü AKEL ile uydusu PEO’nun, Enosis’çi aşırı milliyetçiliğine dair bir belge daha Hasan Ali Şaşmaz’ın eline verilmiş olur. Onun etkin ve belgeli uyarılarına kulak veren Türk işçiler, Türk sekreter Mustafa Bitirim dahil, PEO’dan ayrılmaya başlarlar. Çeşitli iş kollarını örgütlemeye koyulan “Türk İşçi Birlikleri Teşkilatı”, daha sonraları Hikmet Afif Mapolar’ın Kitap Sarayı”na dönüşecek olan Mecidiye Sokak 11 – 12’de, “Dobran’ın Kahvesi”, ya da “Lefkoşa’nın Büyük Kahvesi” diye bilinen, dönemin Türk liderlerinden ve “İstiklal” gazetesinin sahibi Necati Özkan’a ait mekânda kurulur…
Türk emekçilerinin AKEL’e bağlı PEO’dan ayrılma ve kendi toplumsal örgütlerini kurma kararlarının ne denli haklı olduğu Rumların 1950’deki Enosis plebisitinde de anlaşıldı… Bu plebisitin gerçekleşmesinde ateist olması gereken AKEL Rum Ortodoks Kilisesiyle tam bir işbirliği yaptı…

(Yarın sürecek)

Açalım önümüze şu AKEL dosyasını (1)
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.