Hasan Hastürer

“İhtiyaç duyduğumuz, kapsamlı bir varoluş mücadelesidir”





   Siyaset, kolay yapıldığı sanılan ama zor taşınan bir uğraştır. Mikrofona çıkıp konuşmakla siyaset yapılmış olmaz. Parti rozeti takmak da insanı siyasetçi yapmaz. Gerçek siyaset, toplumun yükünü omuzlayabilme işidir.

Hele bizim gibi küçük toplumlarda, çok daha zor bir iştir. Çünkü küçük toplumlarda herkes birbirini tanır. Yanlışınız da doğrunuz da saklı kalmaz.

   Demokrasi kültürü gelişmiş toplumlarda siyaset kurumu daha nitelikli insanları içinde tutabilir.

   Farklı düşünceler tehdit değil, zenginlik olarak görülür.

   Muhalif olmak düşman olmak anlamına gelmez. Ne yazık ki Kıbrıs Türk toplumunda bu kültür henüz arzulanan olgunluğa ulaşmadı.

   Okuryazarlık oranımız yüksektir. Ancak demokrasi kültürü sadece okuma yazma bilmekle gelişmez. Demokrasi aynı zamanda tahammül kültürüdür. Dinleme kültürüdür. Karşı görüşe yaşam hakkı tanıma becerisidir.

Bunun aksini söylemek gerçeklerden kaçmak olur.

Rum toplumuyla kıyaslandığında Kıbrıs Türk toplumunda demokratik kurumsallaşmanın, çok daha geç geliştiği inkâr edilemez.

Belki otuz yıl… Belki kırk yıl… Hatta elli yıl yola çıkma geriliğimiz var.

Bir bakıma prematüre doğmuş bir demokrasiyle yol almaya çalışıyoruz.

   Üstelik Kıbrıs sorunu gibi bitmeyen bir tarihsel mücadele yükümüz, ya da sorumluluğumuz var…

   Varoluş mücadelesi yaşayan toplumlarda güvenlik kaygısı çoğu zaman özgürlüklerin önüne geçer.

   Pek çok etken, eleştirel düşüncenin önünü kapatır.

   Siyasi sadakat, liyakatin önüne geçebilir.

   Bu nedenle siyasi partilerimizin tamamı insan kaynağını zenginleştirme konusunda yeterli başarıyı gösteremedi. Oysa nitelikli siyasetçi bir toplumun sigortasıdır.

   Düşüncesi solda olabilir, sağda olabilir, merkezde olabilir… Önemli olan toplumsal kaliteye yaptığı katkıdır.

İşte bu noktada Cumhuriyetçi Türk Partisi Gazimağusa Milletvekili Asım Akansoy dikkatle değerlendirilmesi gereken isimlerden biridir. Her şeyden önce kendini yetiştirmiş bir siyasetçidir. Sadece slogan siyaseti yapmaz. Okuyan, araştıran, konuşmadan önce düşünen siyasetçi profilindedir.

Siyasette yalpalamadan yürüyebilmek önemlidir. Hele bizim gibi küçük toplumlarda çok daha önemlidir. Çünkü günlük çıkar hesapları siyaseti kolayca savurabilir.

   Asım Akansoy, zaman zaman kırılmıştır. Haksızlığa uğradığını düşündüğü dönemler de olmuştur.

   Ancak kişisel kırgınlıklarını partiye ve topluma fatura etmeme olgunluğunu gösterebilmiştir.

   Bu çok rastlanan bir özellik değildir.

Bugün görüşlerine katılan da vardır, sert şekilde eleştiren de… Ancak geniş bir kesimin ortaklaştığı nokta şudur: Asım Akansoy’a saygı duyulur.

Çünkü toplumlar sadece büyük projelerle değil, nitelikli insan birikimiyle de ayakta kalır.

***

Asım Akansoy’la çok verimli bir sohbet yaptık. İşte sorularım ve Akansoy’dan aldığım yanıtlar:

 

HASTÜRER: Asım Akansoy için siyaset nedir?

AKANSOY: Siyaset, toplumdaki güç ilişkilerini, üretim düzenini ve toplumsal adalet arayışını şekillendiren temel mücadele alanıdır. Benim açımdan siyaset; seçimden seçime yapılan bir faaliyet değil, süreklilik taşıyan bir sorumluluk ve mücadele hattıdır. Bunun merkezinde ise insan sevgisi, yurduna bağlılık, topluma karşı sorumluluk duygusu ve taraf olma cesareti vardır.

Tarafsız bir siyaset mümkün değildir. Tarafsız olmak veya görünmek, verili durumdan yana olmak demektir. Siyaset, hangi değerlerden ve kimlerden yana olduğunuzu açık biçimde ortaya koyma işidir. Bu nedenle siyaseti yalnızca parlamentoya, hükümete ya da seçim süreçlerine sıkıştırmak doğru değildir. Asıl mesele; toplumsal dönüşümü sağlamak, daha adil bir düzen kurmak ve toplumun geleceğini yeniden inşa etmektir.

HASTÜRER: Aktif siyasete ne zaman ve neden karar verdiniz?

AKANSOY: Üniversite yıllarım ve İstanbul dönemi, siyasi kimliğimin şekillendiği en önemli dönem oldu. İstanbul’da çok güçlü bir mücadele kültürü vardır. Orada siyaset, yalnızca konuşmak değil; tavır almak, cesaret göstermek ve toplumsal hayatın içinde olmaktır.

Bu kültür bana şunu öğretti: Eğer değişim istiyorsanız, risk almaktan kaçamazsınız. İnsanlarla temas kurmadan, sokağın nabzını tutmadan, toplumun gerçek sorunlarını hissederek mücadele etmeden siyaset yapılamaz.

Kıbrıs’a bu anlayışla döndüm. Gerektiğinde itiraz eden, gerektiğinde “hayır” diyebilen bir siyaset anlayışını benimsedim. Çünkü topluma karşı sorumluluk taşıyan siyasetçinin önceliği makamını korumak değil, doğru bildiğini savunmaktır. Diyalog ve saygı önemlidir; ancak duruş sahibi olmak da bir o kadar önemlidir.

 

HASTÜRER: Kıbrıs’ta siyaset yapmanın en büyük zorlukları nelerdir?

AKANSOY: Kıbrıslı Türk toplumu bugün çok yönlü bir sıkışmışlık içerisindedir. Bir tarafta Türkiye’nin artan siyasi ve kültürel etkisi, diğer tarafta ise Kıbrıs Rum siyasetinin dışlayıcı ve statükocu yaklaşımı vardır. Bu tablo toplumda ciddi bir aidiyet ve gelecek sorunu yaratmaktadır.

Ben bu durumu yalnızca ekonomik meselelerle açıklamayı doğru bulmuyorum. Çünkü mesele aynı zamanda kimlik, demokrasi, kültür, irade ve toplumsal varoluş meselesidir.

Bu nedenle ihtiyaç duyduğumuz şey, kapsamlı bir varoluş mücadelesidir. Ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanları birlikte ele alan güçlü bir dönüşüm iradesine ihtiyaç vardır. Eğer siz kendi toplumsal kapasitenizi güçlendirmezseniz, kendi kararlarınızı üretme gücünü de kaybedersiniz.

Kıbrıs sorununun çözümü elbette gereklidir ve en kısa zamanda gerçekleşmelidir. Ancak çözüm için çalışırken, toplumun erimesine seyirci kalınamaz. Çözümsüzlük koşullarında da çözüm koşullarında da kendi ayakları üzerinde duran bir toplumsal yapı inşa etmek zorundayız.

HASTÜRER: Hiç “benden bu kadar” dediğiniz oldu mu?

AKANSOY: Hayır. Mücadele ettiğiniz değerler gerçekten sizin kimliğinizin parçasıysa, “buraya kadar” diye bir eşik olmaz. Elbette kırıldığınız, yalnız kaldığınız, yorulduğunuz zamanlar olur. Ancak siyaset, özellikle de sol siyaset, direnç gerektirir.

Ben siyaseti yalnızca bir makam alanı olarak görmedim. Bu nedenle zor dönemlerde geri çekilmeyi değil, mücadeleyi sürdürmeyi tercih ettim. İnsan bazen yöntem değiştirir, yeni yollar arar; ama değerlerinden ve duruşundan vazgeçmez.

 

HASTÜRER: Kendinizi siyasi düşünce olarak nerede tanımlıyorsunuz?

AKANSOY: Ben sosyalistim. Ezilenden, emekten, adaletten ve eşitlikten yana bir siyasal anlayışa sahibim. Sol değerlerin temelinde insan onuru vardır. Benim için sol olmak; yurduna sahip çıkmak, toplumsal adalet için mücadele etmek ve dünyadaki demokratik mücadelelerle dayanışma içerisinde olmaktır.

HASTÜRER: Siyasi duruşta esneme payı olur mu?

AKANSOY: Siyaset elbette dinamiktir. Dünyadaki tüm siyasal deneyimler bunu gösteriyor. Ancak esnemek ile savrulmak arasında ciddi bir fark vardır.

Ne istediğini bilen, hangi hedef için mücadele ettiğini unutmayan siyasetçi gerektiğinde yöntem değiştirir, yeni araçlar geliştirir. Ama ilkesizleşmez. Benim itirazım, son dönemde çok yaygınlaşan ilkesiz savrulma hallerinedir.

 

HASTÜRER: İnsanlar neden CTP’ye oy vermeli?

AKANSOY: Çünkü CTP, bu toplumun demokratik dönüşüm iradesini temsil eden en güçlü siyasi yapılardan biridir. Yurtsever, demokrat ve toplumcu bir çizgiye sahiptir.

Biz yalnızca eleştiren değil; çözüm üreten, program geliştiren ve ülkenin geleceğine dair somut bir perspektif ortaya koyan bir anlayışa sahibiz. Toplumun değişim talebini ciddiyetle ele alıyoruz.

Ben insanların bize yalnızca oy vermesini değil, aynı zamanda sorgulamasını, denetlemesini ve katkı koymasını da isterim. Güçlü demokrasi ancak toplumsal katılımla mümkündür.

 

HASTÜRER: Kıbrıs sorununu nasıl tanımlıyorsunuz?

AKANSOY: Kıbrıs sorunu artık sadece siyasi bir sorun değil; çözümsüzlük derinleştikçe tüm adayı tüketen yapısal bir kriz alanına dönüşmüştür.

Kıbrıslı Türklerin de Kıbrıslı Rumların da güvenli, özgür ve istikrarlı bir geleceğe ulaşabilmesi için bu sorunun çözülmesi gerekiyor. Ancak çözüm iradesi gerçekçilik, cesaret ve karşılıklı siyasi olgunluk gerektirir.

HASTÜRER: Rum tarafının çözüm süreçlerinde geri adım atmasının temel nedeni nedir?

AKANSOY: 1974 sonrası oluşan travmalar Kıbrıs Rum toplumunda halen ciddi biçimde etkisini sürdürüyor. Türkiye’ye yönelik korku ve güvensizlik duygusu hem siyaseti doğrudan etkiliyor hem de statükoyu yeniden üretiyor.

Bunun yanında bu statükodan beslenen siyasi anlayışlar da çözüm iradesini zayıflatıyor. Elbette çözümü savunan, gerçekleri gören önemli kesimler vardır. Ancak bu kesimlerin daha güçlü ve daha örgütlü bir siyasi etki yaratması gerekiyor.

Bugün hala dini kurumların siyaset üzerindeki etkisinin bu kadar güçlü olması da Kıbrıs Rum siyasetindeki yapısal sorunlardan biridir.

 

HASTÜRER: Türkiye ile ilişkiler nasıl olmalı?

AKANSOY: Türkiye ile ilişkiler karşılıklı saygıya, diyaloga ve kurumsal zemine dayanmalıdır. Sağlıklı ilişkiler, taraflardan birinin diğerini yönettiği değil; karşılıklı iradeye saygı duyduğu zeminde kurulur.

Türkiye ile kendi irademiz üzerinden bir ilişki modelini savunuyorum. Açık, dürüst ve karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler her iki taraf için de daha sağlıklıdır.

 

 

HASTÜRER: Nasıl bir eş ve babasınız?

AKANSOY: Bunu en doğru şekilde ailem anlatır. Ancak şunu söyleyebilirim: Hayatta en büyük sorumluluk insanın ailesine karşı taşıdığı sorumluluktur. Siyaset yoğun bir mücadele alanı olsa da insanı ayakta tutan şey ailesi, sevgisi ve hayatla kurduğu gerçek bağdır.

“İhtiyaç duyduğumuz, kapsamlı bir varoluş mücadelesidir”
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.