Konuk Yazar

Sel suları patlayan bombalar: Peki ya idarenin sorumluluğu?





Yrd. Doç. Dr. Can AZER

 

Ülkemizde son günlerde maalesef çok elim olaylar peş peşe yaşandı. Yağmur sularında sele kapılan 4 gencimizin yaşamını yitirmesi ve kamuya açık alanda bombanın patlaması neticesinde hayata gözlerini yuman küçük çocuğumuzda olduğu gibi. Bu olayların yaşanması elbette hiç kuşkusuz tüm toplumu derinden yaralamıştır. Bu üzüntü her ne kadar bu acıyı yaşayan ailelerin acısıyla kıyaslanamayacak olsa dahi, hükümet edenlerden sıradan yurttaşa kadar, herkes bu acıyı olabildiğince yaşamaya ve paylaşmaya çalıştı. Ancak, sıradan bir vatandaşın üzüntüsünü dile getirmesiyle idarenin ve idare adına görev ifa edenlerin üzüntülerini dile getirmesi arasında çok ciddi bir fark vardır ve olmalıdır. Aradaki fark da idarenin bu tip olaylardan ekstra bir davranış içerisine girmesini gerektiren bir farktır. Başka bir ifadeyle, idarenin üzerine düşen husus sadece üzüntülerini bildirmekten ibaret değildir. O da idarenin bu ve benzeri olaylarda sorumluluk bilincine sahip olup yaşananların sorumluluğunu üstlenmesidir. Bu yazıda, yazının boyutları elverdiği oranda bu gibi olaylarda idarenin mali sorumluluğuna değinmeye çalışılacaktır.
   Pek tabi son yaşanan olaylarda gerek idarenin içerisinde görev alanlarda gerekse de diğer kesimlerde yaşanan olayların doğa olayı olduğunu ya da hayatını kaybeden insanların dikkatsizliğinden kaynaklandığını, dolaysıyla da idareye burada atfedilebilecek bir kusur ya da sorumluluk olmadığını düşünenler vardır. Ancak, demokratik hukuk devletlerinde bu ve benzeri olaylarda idarenin sorumluluğu ya da sorumsuzluğu bu kadar basit açıklanabilecek bir konudan ibaret değildir ve zaten de olmamalıdır.  Geriye doğru gidildiğinde hafızalar tazelenmeye çalışılırsa hatırlanacaktır ki, son yaşanan olayların benzeri onlarca olay maalesef ülkemizde yaşanmıştır. Benzeri olaylarda da idare adeta bir refleks haline gelmiş şekilde sorumluluğu hep başka yerlerde aramaktadır. Hemen hemen her gün karayollarındaki mühendislik hatalarından, yetersizliklerden ve eksiliklerden insanlarımızın zarar görmesi ya da daha bundan 5-6 ay öncesine kadar Hamitköy bölgesinde yol inşaatında çalışan işçilerin bir bomba yüzünden çok ciddi yaralanmalara maruz kalması daha önce yaşanmış olaylara örnek gösterilebilir. Ya da 1-2 yıl önce yine yağmur sularının çok ciddi zararlara sebebiyet verdiği hafızalarda tazeliğini korumaktadır.
   İdare üstlenmiş olduğu hizmetleri yerine getirmekle görevlidir ve bunun içinde çok ciddi kamu gücü ile donatılmıştır. İşte, eğer idarenin yürüttüğü faaliyetler ve/veya bunların neticesinde ortaya çıkan durum bireylerin zarar görmesine şu veya bu nedenle sebebiyet vermişse, burada hukuk devleti gereği idare bu sorumluluğu mali anlamda üstlenmelidir. Burada bahsedilen sorumluluk türünün mali sorumluluk olduğunu belirtmek önemlidir. Çünkü idare dediğimiz örgüt bir tüzel kişilik olduğu için cezai sorumluluğundan bahsetmek mümkün değildir. Bunun, idare adına görev ifa edenlerin ceza hukuku anlamında suç işlemeleri durumunda cezai olarak sorumlu tutulamayacakları anlamı taşımadığını da ayrıca belirtmek önem taşımaktadır.
   Son yaşanan talihsiz olayların özelinde bu konu irdelenecek olursa akıllara belli başlı savunma argümanları gelebilir: Örneğin: “Yağmur bir doğa olayıdır hem de çok ciddi miktarda yağmur yağdı, dolayısıyla burada idareye atfedilebilecek bir sorumluluk bulunmamaktadır.”“İdarenin uyarmasına rağmen yağmurda sel sularının çok ciddi tehlike arz etmekte olduğu alana girilmiş ve zarar doğmuştur dolayısıyla idare burada üstüne düşeni yapmıştır”. “Bölgenin atış bölgesi olduğu o bölgede yaşayanlara defalarca duyurulmuştur.” gibi. Yukarıda yer verilen argümanları hatta daha fazlasını gerek idareden gerekse de başka kesimlerden medya yoluyla veya başka suretlerle işitmişiz ya da okumuşuzdur. Hukuk devleti idaresinin bu şekilde argümanlara “sığınma” ya da bunları ileri sürme lüksü yoktur. Konuya kısaca hukuki açıdan bakılacak olursa; idarenin mali sorumluluğundan bahsedebilmek için belli başlı şartların bir arada bulunması gerekmektedir. Bunlar; idari bir davranışın varlığı, zarar (maddi ve/veya manevi) ve zarar ile davranış arasında nedensellik ilişkisinin bulunmasıdır. Sel sularına kapılan 4 gencimizin olayında bu şartların olup olmadığına bakılacak olursa; burada bir idari davranıştan bahsetmek mümkündür. Şöyle ki; yol çalışmaları idare tarafında yapılmış ve sel suları da yoldan akarak talihsiz olayın yaşanmasına neden olmuştur. Burada akıllara yağmurun yağmış olmasında idarenin bir kusuru olmadığı düşünülebilecek olsa dahi, yol yapımında dere yatağının kapatılıp kapatılmadığı ya da dere yatağı için yeteri kadar yer bırakılıp bırakılmadığı da bu savunmayı geçersiz kılabilecek unsurlardır. Ayrıca, günlerce yine idare tarafından yağış uyarısı verilmesine rağmen risk taşıyan bölgelerde yine idare tarafından gerekli önlemlerin zamanında alınmamasını da idari davranış olarak değerlendirmek pek tabi mümkündür. Atış alanında meydana gelen vahim olayda ise, idarenin duyuru yapmış olması idarenin sorumluluğunu kesinlikle ortadan kaldırmamaktadır. Söz konusu bölgede atış talimi yapılmış ve patlayıcı maddeler şu veya bu sebeple bırakılmış veya unutulmuştur ve işte bu da idari davranışı meydana getirmektedir. Yine ortaya çıkan zarar ve nedensellik bağı da apaçık ortadadır. Kişilere duyuru yapılmış olması, idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. İdare bu gibi faaliyetlerin yürütüldüğü alanlarda duyurunun yanı sıra alınabilecek diğer tüm önlemleri alması gerekmektedir ki tüm önlemler alınmış olsa ve ona rağmen yine de zarar ortaya çıksabu kez de idarenin tehlikeli araç gereç kullanmadan kaynaklı sorumluluğu devam etmektedir. Bunun en temel nedeni de bu tür maddeleri kullanma yetkisi sadece idarede olmasından kaynaklanmaktadır. Elbette idarinin mali sorumluluğu sadece can kayıplarının yaşandığı durumlarda söz konusu olmamaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz üç şartın gerçekleştiği her durumda yine idarenin sorumluluğundan bahsetmek mümkündür.
   Esasında hiçbir sorumluluk türü ve hiçbir tazminat miktarı, acılı ailelerin ve yakınların acısını dindirmeye yetmez ve bu acıların dengelenmesini sağlayacak bir ölçüt söz konusu dahi olamaz. Ancak, idarenin davranışlarından kaynaklı ortaya çıkan zararların da artık idare tarafından üstlenilmesinin zamanı gelmiş ve hata geçmektedir. Sorumluluk bilincinin bu hükümette yer alanların da katkılarıyla yerleşmesi ümidiyle…

 

Sel suları patlayan bombalar: Peki ya idarenin sorumluluğu?
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.