AV.Hasan Sözmener

Yargıyı etkileme çabaları





O gün vücudumda sızlamayan bir tek nokta yoktu. Grip başlangıcı dedim. Akşamı zar zor ettim ve eve gelip yattım. Yatış o yatış. Bu ne biçim bir hastalıktı? Anlamadım anlamadım. Öldüm öldüm ve yine dirildim. Doktora gitmedim. Çünkü 3 yıl kadar önce grip olmuştum ve doktora gitmiştim. Antibiyotik yazmıştı. Başladım antibiyotikleri içmeye, günden güne daha kötüye gittim. Bir antibiyotik kâfi gelmedi diye, ayni anda içmem üzere ikincisini yazdı. İkinciyi de içmeye başlayınca, daha da kötü olmuştum. Tam teşekküllü bir hastaneye nasıl götürüldüğümü hatırlamam. Meğer, antibiyotiklerin ne kadar yan etkisi varsa bende görülmüş ve crp denilen şey ne ise, yüzü aşmış. Antibiyotikler derhal kesilince ben gün ve gün iyileşmiştim. Korkumdan bu defa doktora gitmedim. Peki; geçirebildim mi? Sızılarımda büyük bir azalma oldu ancak öksürük devam ediyor.

Evde yatırken birkaç kitap okuyayım dedim. Boğaziçi Üniversitesi’nin bir internet sitesi var. Orada binlerce seslendirilmiş kitap var. En çok görüntülenler diye bir linke tıkladım. Birinci sırada bir kitap, “Haliçte Yaşayan Simonlar” yazarı Hanefi Avcı. Yazar üst düzey bir emniyet görevlisi. Kitabı okuyanı da öyle bir seçmişler ki, adam otoriter ve tok bir polis aksanı ile okuyor.

Kitabın başında, kokuşmuş düzeni eleştiriyor. Polis eğitimindeki eksikliklerden bahsediyor. Kendisinin ne kadar mükemmel bir polis olduğunu, insanları kırmamak için yüksek sesle bile konuşmadığını, polis soruşturmalarına, yargıya siyasilerin karışmakta olduğunu, anlatıyor. Gayet akıcı bir lisanla yazılmış bir kitap. Derken başından geçen iki olayı anlatınca, ben kitabı okumaktan vazgeçtim. Birinci olay şu idi: Görev yaptığı ilçedeki fuhuş yapılmakta olan yerleri bir şekilde kapattırmış ve bundan olumsuz etkilenen nufuzlu kişiler kendisini, CHP’lileri karakola çağırıp, sırf CHP’lidir diye dövmekte olduğuna ilişkin şikayet etmişler. Şikayeti soruşturmak için ilçeye bizzat vali gelmiş ve Hanefi Avcı’nın dövmüş olduğu birkaç kişiye, “CHP’li oldukları için mi dövüldüklerine dair sorular sorulmuş ve dövülenler, CHP’li oldukları için dövülmediklerini söylemişler. Hanefi Avcı, kitabında, bu adamları dövdüğünü kabul ediyor ancak, bu adamların, kaçırdıkları kızın yerini söylemedikleri için dövdüğünü iddia ediyor. Halbuki iddiası ne idi, insanlar kırılmasınlar diye, onlara seslerini bile yükseltmiyormuş.

İkinci olay ise şu idi: Hanefi Avcı’nın tanıdığı bir astsubayla ilgili olarak, yargıç tutukluluk kararı vermiş. Hanefi Avcı, bu tutukluluk kararının, astsubay için çok kötü sonuçlar doğuracağını düşünmüş ve kararı veren yargıca gitmiş ve ondan, tutukluluk kararını kaldırmasını rica etmiş. Yargıç, bu ricayı kabul etmemiş. Kara kara düşünürken, birileri, yargıca etki edebilecek bir otel işletmecisi olduğunu, bu adamın, yargıcı ve çevresini yedirip içermekte olduğunu kendisine söylemiş. Hanefi Avcı da, otel işletmecisini çağırmış ve astsubay hakkındaki tutukluluk kararını kaldırması için yargıca etki yapmasını istemiş. Otel işletmecisi, astsubay hakkındaki tutukluluk kararının kaldırılmasını temin etmiş. Kokuşmuş düzenden şikayetçi olan Hanefi Avcı, yargıcı bu şekilde etkilemiş. Bu iki olaydan sonra, kitabı daha fazla dinleme gereği kalmadı.

Daha önceleri de böylemizdi hatırlamıyorum. Ancak son zamanlarda bizdeki bazı basın organlarının, polisleri ve yargıyı, etkilemekle ilgili olarak büyük bir çaba içerisinde olduklarını müşahade ediyorum.

Gazetenin bir tanesi, polisin yapmakta olduğu bir soruşturmadaki performansını beğenmemiş ve polis örgütüne nasihatlar veriyor. Kimin soruşturma memuru olması gerektiğini dahi söylüyor.

Bir televizyon kanalı, bir ceza davasındaki bir delili ele geçirmiş ve davanın dinlenmesine başlanılmasından hemen önce, bunu yayınlamış. Delil ne? Darp olayı ile ilgili kamera kayıtları. Kamera kayıtları, yorumsuz da yayınlanmıyor. Hatırladığım kadarı ile bu darp olayı ile bazı basın organları gereğinden fazla ilgilenmiş ve soruşturma aşaması ile ilgili bazı uygulamaları da eleştirmişlerdi. Bu olayla ilgili ortada 3 zanlı vardı ve ceza davası dosyalandığına göre, bu üç zanlı, sanık durumuna geldiler.

Basının, demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Ancak basının, kendisini yargının yerine koyması ve kişileri henüz soruşturma veya yargılamanın devam etmekte olduğu bir aşamada suçlu olarak ilan etmesi, demokrasi ve hukukun üstünlüğü açısından vahim bir durumdur.

Çağdaş hukuk düzenlerinde, bir kişi, işlediği iddia edilmekte olan suçları işlediğini itiraf dahi etse, yetkili bir mahkeme tarafından suçlu bulunup mahkûm edilinceye kadar masumdur. Suç delilleri, hukuka uygun olarak elde edilmelidir. Hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin, yargılama sırasında kullanılamaması gerekmektedir. Bir kişi, yetkili bir mahkeme tarafından suçlu bulunup mahkûm edilinceye kadar, sağlığı ile ilgili olarak dilediği doktoru ve tedavi merkezini seçebilmelidir. Mümkün ise, suçlanmakta olan tüm kişiler, serbest bir şekilde yargılanmalıdır.

Demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından birisi olan basından benim beklediğim, çağdaş hukuk düzenlerinin kabul etmekte olduğu bu ilkelerin, bizim ülkemizde de yerleşmesine, yardımcı olmalarıdır. Suçların soruşturulması ve yargılanması aşamalarında, bizim ülkemizde çağdaşlıkla bağdaşmıyacak uygulamalar vardır. Basının çağdaşlıkla bağdaşmıyan bu uygulamaları, örnek göstererek, çağdaş uygulamaları, adaletsizlik olarak takdim etmesi, benim kanaatime göre, kişisine göre, tavır takınmaktır. Çağdaş ilkelerin yerleşmesi açısından, kişisine göre, tavır değiştirmenin, basına yakışmadığı görüşündeyim. Bu konuda söyleyeceklerimi tamamlayamadım. İnşallah gelen hafta devam ederim.

 

Yargıyı etkileme çabaları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.