Gündemin yoğun olduğu, cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve stratejilerinin yoğunlaştığı günlerden geçiyoruz. Tansiyon gün geçtikçe artıyor. Bu konuda en büyük temennim halkı birbirine düşürecek açıklama ve yaklaşımlardan uzak durmaktır.
Siyasette, eğitimde, iş dünyasında her noktada kaos ortamından beslenen ve kendi çıkarı noktasında hareket eden kişiler, işbirlikçiler vardır.
Alıştık veya alıştırıldık fırsatçılığa…
Pek de umudumuz kalmadı sadece ben diyen satıcılara…
Ben merkezinde şekillenen eğitilen ve yetiştirilen bir toplum…
Devamında çok farklısını düşünmek veya hayal etmeye bile gerek yok…
Gördük, yaşadık, alıştırıldık ve maalesef kanıksadık…
Kolayca var olanı kabullenmek…
Etik denilince, yükümlülük, sorumluluk, erdem gibi kavramlar akla gelir. İnsanların kurduğu bireysel ve toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, doğru-yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlâkî açıdan araştıran bir felsefe disiplini olarak da “etik” kavramını tartışabiliriz.
“Neden bugün böyle bir konuya değinme gereği duydun?” sorunuzu duyar gibiyim.
Bilmem…
Anlayanlar anlasın ya da hala anlayamayanlara da anlayanlar anlatsınlar, diye herhalde…
İçinden geçtiğimiz bugünlerde sıkıntılarla boğuşurken, kolaylıkla geleceğe yönelik umutlarımızı yitirdiğimiz, sorunları çözme kapasitemizin elimizden alındığı ve etkisiz bireyler haline getirildiğimiz, her şeyin boş ve ne yaparsak yapalım düzelmeyeceği duygu durumuna sürüklenmekteyiz…
Bizim için en büyük tehlike de bu olsa gerek; toplumdan ayrışarak ayrı bir varlık edinen devasa devlet aygıtları ve bürokratik mekanizma; bizim irademiz dışında, hiçbir biçimde hükmedemeyeceğimizi ve değiştiremeyeceğimiz ayrı bir güç imgesi içinde varlığını sürdürüyor, kendisini daim kılıyor…
Modern çağın bireyleri, bizler, bu küçük ülkede, az nüfuslu cumhuriyetimizle, çoğu zaman aynı fikirde olsak dahi birbirimizle temas halinde olmayan kitleler halinde siyasal hayata katılıyoruz. Buna “katılma” denebilirse eğer! Bir nevi Korona katılması…
İç motivasyon başarıyı getirir…
Yaşama sarılmak, yapılan işi layığıyla yerine getirebilmek için canla başla çalışmak, uğraşılan, zaman ayrılan işi belki bir oyun haline getirebilip eğlence unsuruna dönüştürmek, kişinin tamamen “istek” duymasıyla doğru orantılı…
Buna kısaca motivasyon da diyebiliriz…
Peki, sizi motive eden güçler neler? Para, kariyer, güç, hepsi ya da aklımıza gelmeyen başka bir şey…
Genel görüş, en güçlü motivasyon aracının para olduğunu ifade ediyor…
Ancak araştırmaların sonuçları, bunun tam tersi yönünde kanılar olduğunu ortaya koyuyor…
Başarılı olma ihtiyacı bireyi güdümleyen en önemli araçlardan bir tanesi…
Her şeyden önce birey bunu, sosyal saygınlık ve özgüvenini sağlamlaştırmak adına yapmak istiyor…
Bu da iç motivasyonun oluşması için önemli bir adım ki dış motivasyondan daha zor oluşabilecek bir dinamik…
Kişinin iç dinamiğinde sağlam ve başarılı olma konusunda kararlı bir alt yapı oluştuğu takdirde, dış etkenler onu kolay kolay olumsuz etkilemeyecektir…
Dış etkenlerin de yolunda gitmesi kişiyi artık en üst noktaya taşıyacaktır…
İç motivasyonun öncelik taşıması, bireyin “önce başarı” demesi, dış motivasyonun yani parasal ödüllerin gereksiz olduğu anlamına gelmez elbette…
İyi bir kurum, çalışanının ihtiyaçlarını aksatmamalıdır mutlaka…
Fakat bunlar alışılageldik unsurlar haline dönüştüğünde yine bireyin motivasyonunu ayakta tutacak olan iç dinamikleridir…
Kendinizi işinize yetecek güçte olduğunuza ikna etmelisiniz…
İşinize hâkim olduğunuz sürece yaratıcı ve problem çözebilen yönünüz ortaya çıkacaktır… Bu yeterli olma hissinin desteğiyle elde edilen başarılar sonucu, iç motivasyon artacaktır…
İç motivasyon da beraberinde başarıyı, başarı da hep başarılı olma hissini getirecektir…
Yaşamın her anının yaptığımız ufacık seçimlerden oluştuğunu, en büyük seçimimizin de umutlu olabilmek, birilerine umut olabilmek olduğunu hiç unutmamak lazım…





Yorumlar kapalı.