Mustafa Haşim Altan

Türk Milleti Devletiyle Kıbrıs Ekseninde Dünya Barışı Adına Büyük Bedeller Ödemiş Tutarlı Diplomasileriyle Günümüzde Örnek Hale Gelmiştir -3





 Yeraltı zenginlikler keşfedilmeden önce mukaddes kitaplarda bunlara işaret edilmişti
 

    Avrupalıların, ABD’nin ve Rusya’nın Ortadoğu bölgelerinde ve Akdeniz Havzasında Petrol ve benzeri Enerji Kaynaklarına ve bunlara dayalı zenginlikleri henüz fark edemediği, ya da keşfedemediği; ayni şekilde sömürgeciliğin şimdiki gibi öne çıkmayıp, başkaları üzerinde baskı veya çıkar unsuru olarak kullanılmadığı; uzun yıllar öncesinde Mukaddes (Kutsal) Kitaplarda, özellikle Kur’an’da yer alan ilahî bilgiler aracılığı ile Denizlerde ve özellikle Ortadoğu Topraklarındaki yeraltı Enerji cevherlerinin ve toplu kaynaklarının varlığına ima edilerekten (dolaylı veya direkt olarak) işaret edilmişti. Bu konu ile ilgili olarak Maide Süresi 21.nci ayetinde: “Ey Kavmim! Allah’ın size vatan olarak yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz”; Al-i İmran 96. ayette ise: “Şu bir gerçektir ki, âlemlere bir bereket kaynağı ve yol gösterici halinde insanlar için kurulan ilk ev Mekke’dir” Buyrulur.
   Osmanlı Devleti Hadimu’l-Harameyndir (mekke ve medine’nin) hamisi ve hizmetkârı olmuştur. petrol ve enerji kaynaklarının da en büyük mirasçısıdır.
   Kâbe-i Muazzama veya harem-i şerif olarak isimlendirilen ve halen Müslümanların kıblesi olan bu kutsal Mabet, Hz. İbrahim’in ilk imar ve inşa ettiği binadır. Çevresinde mekke şehri kurulmuştur. En zengin ve bol Yeraltı Petrol yataklarına sahip Hicaz Yarımadasında, Suud-İ Arabistan’ın en eski ikamet yeridir. Bu topraklar, yıllarca Osmanlı Devleti’nin himayesinde mamur edilmiş, hayat bulmuştur. Bu bölgeleri ziyaret edenler, inşa edilen binaların kapılarında, Osmanlı Padişahlarının Tuğralarıyla karşılaşmış olacaklardır. Kâbe-i Muazzama’nın kapılarının Aziziye, Hamidiye ve Mecidiye olarak anılması, üç değerli Padişahımız olan Sultan Abdülaziz, Sultan Abdülhamit ve Sultan Abdülmecid’i çağrıştırdığı unutulmamalıdır. İlk Mescid olan Mescid-i Cumaa’nın giriş kapısında Sultan II. nci Mahmut’un Tuğrasını görenler, Türk Devleti’nin büyüklüğünü ve bu bölgelerdeki ihtişamını kolayca anlayacakları muhakkaktır.

 

Suudi Arabistan kralından Kıbrıslı Türkler için bedava petrol talebinde bulunmuştum

   Kıbrıs’tan, Hala Sultan ve Lala Mustafa Paşa Vakıf Paralarının bir kısmının yıllarca Mekke ve Medine Fakirlerine gönderilmiş olduğunu unutmamak gerekir. Mevcut vakfiyeler bu görevin ifasını emretmekte, Vakıflar İdaresini asli görevini ifa etmeye davet etmektedir.1980’li yıllarda Suudi Arabistan’a yaptığım müteaddit ziyaretlerimde, görüşme fırsatı bulduğum ve elini sıktığım Merhum Suudi Kralı Fahd Bin Abdulaziz’den, buralara gönderilen Vakıf paralara karşılık Kıbrıslı Türklere bedava Petrol verilmesi için şahsen talepte bulunmuş idim. Bana, Medeni Kanunlardan ve Atatürk ilkelerinden vazgeçmemiz halinde bu talebimin yerine getirilebileceği imasında bulunmuştu. Arabistan Kralının bu görüşünü ve ima ettiği hususları Ada’ya avdetimde ayrıca Merhum Cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş Bey’e de bizatihi duyurmuş idim. Denktaş Bey, Kralın bu görüşüne tepki göstermiş, kabul edilemeyeceğini söylemişti. Suudi Arabistan ziyaretimi, Türkiye Cumhuriyeti Vakıflar Genel Müdürü Merhum Hüseyin Leblebicioğlu Bey’le beraberinde Prof. Dr. Salih Tuğ Bey’le, üstelik vizesi almadan Arabistan’a giriş gerçekleştirmiş; vizeyi Cidde’de almış idik. Bu konuda, o tarihlerde Lefkoşa Büyük Elçiliği Müsteşarı olan Sayın Akın Emregül’ün de yakinen teşvikleri ve maddi katkıları olmuştu.
  

Ortadoğu çöllerinin gizlediği petrol;  Akdeniz enerji kaynakları ve Osmanlı devletinin bölge emniyeti için sarf ettiği emekler
 

   “Ortadoğu” terimi aslında, Suudi Arabistan dâhil, Bahreyn, Katar, Arap Emirlikleri(BAE),Umman, Yemen, Kuveyt, Suriye ile Irak ve İran gibi Güneybatı Asya gibi ülkeleri kapsamına alan bölgeleri ifade etmektedir. Osmanlı Devleti’nin söz konusu bölgeleri korumada; halklarının uygarca yaşamasında gösterdiği fedakârlıklar; bölgenin imar ve iskânında sarf ettiği emekler Arap Dünyasının kalkınmasında ve bu günlere gelmesinde çok önemli rol oynamıştır. Mukaddes emanetlerin Batılıların eline geçmesini önlemek süretiyle zapt-u-rapt almayı başaran Osmanlı Devleti’nin Araplar için, Mukaddesat uğruna gerçekleştirdiği müstesna denecek takdire şayan faaliyetleri tarih önünde dostluk adına yâd etmek bir erdemdir.
  

Bir zamanlar Mekke şehri yok edilmek ve kutsal mabet Kâbe yıkılmak istenmişti 

   Petrol ve Enerji Kaynaklarını araştıran teknik uzmanlara göre Ortadoğu’da şu an için tespit edilen Doğalgaz rezervi, dünya ölçeklerine göre  %41;Petrol ise %40 oranındadır. Söz konusu tespitler mevcut imkânlarla yapılabilmiş olan tespitleridir. Ortadoğu’da niçin bu kadar petrol ve Gaz rezervleri bulunuyor? Sorusunu pozitif ilimlerle izaha kalkışanlar, kesin sonuçlar elde edememişlerdir. Mukaddes Kitapların bölge ile ilgili açıklamaları, Jeolojik ve Proterozoyik olarak tarihçesine ışık tutmakla beraber “hikmetinin” anlaşılması pek de kolay değildir.
   Arabistan çölleri, gizli bir hazine olan zengin petrol yataklarını saklayan ve km karelerce alanları kaplayan geniş hacimli çöllerdir. “Bekke-İ Mübareke” olarak telaffüz edilen mıntaka tam anlamıyla bir petrol mıntakasıdır. Ortadoğu, kadim medeniyetlerin beşiği, kenz-i mahfi’lerin (gizli hazine) de kaynağıdır. İslam tarihinde hakkında çok söz edilen Mekke Şehri ve Kutsal Mabet Kâbe, geçmişte Müşrikler (Allah’a şirk koşanlar) tarafından saldırılara uğramış, işgal edilmeğe çalışılmıştır. Bunlardan en önemlisi 570’li yıllarda Ebrehe’nin komutasında Fil Ordusu ile Kâbe’yi yıkmak üzere gerçekleştirdiği saldırılardır. Sonuç itibariyle Eblehe ve ordusu mağlup olmuş, amacına ulaşamamıştır. Bizanslılar da ayni şekilde Kâbe’yi yıkmak için teşebbüs etmişler ancak başarılı olamamışlardır.

 

Arap toprakları ve kutsal emanetler için dökülen kanlar ve fırsatçı devletler tarafından sömürülen petrol

    Üç tarafı denizlerle ve körfezlerle(İran, Umman, Aden) çevrili olan, Hicaz Yarımadasında Suudi Arabistan’ın yüzölçümü 2.140.690 Km kare yaklaşık 830.000 mil karedir. Ortadoğu’da on ülkenin yüzölçümü ise dünyanın sadece %4,3’üne karşılıktır. Petrol, Ortadoğu’nun bir mucizesidir. İslam kaynakları, Hicaz’ın İslamın Nuru ile temizlenmiş olduğundan, şehirlerinin İslamiyetli beraber bir gelişme ve değişme dönemine girdiğinden bahsetmektedirler. Kutsal topraklar olarak ilan edilmesinden sonra Hicaz topraklarında bulunan gayr-i Müslimler, Halife Hz. Ömer zamanında birer birer bölgeden tahliye edilmişlerdir.
 

Türkler her zaman için hadimü’l-harameyn (Ortadoğu’nun) mukaddes toprakların ve kutsal emanetlerin koruyucusu olmuşlardır

   Hicaz yarımadasının; Arap topraklarının ve buralarda yer alan Kutsal mabetlerin Gayr-i Müslimlerin tecavüzünden korunması adına Osmanlılar çok büyük fedakârlıklarda bulunmuşlardır. Tarihte Hadimü’i-Harameyn-İ Muhteremeyn (Mekke ve Medine)İN; ayni zamanda, Arap Yarımadası çevresinde, Filistin Topraklarında Kudüs’te Mescid-İ Aksa; Suriye’de Emeviler tarafından inşa edilmiş olan camiler; Kerbela’da Hasan ve Hüseyin’in şahadetleri sonrasında inşa edilmiş olan kutsal binaların yıllarca, tamirini, bakımını sağlamış; korunmalarını üslenerek bu günlere ulaşmasını; bölge halklarının yönetiminde ve barış içerisinde yaşamalarına, askerî, İdarî ve ekonomik katkılarda bulunmuş; bekaları ve gelecekleri uğruna çok büyük fedakârlıklar yapmış; sorumluluk üstlenmiş bulunan Osmanlı Devleti; tarihte Hadimu’l-Harameyn Muhteremeyn (Mekke ve Medine) ile (Hicaz’ın ve Çevresinin koruyucusu) olarak kayda geçmiştir.   

Ortadoğu petrollerini gasp eden hukuk dışı ittifaklar ve fırsatçılığı huy edinenler
 

   Başta İngilizler olmak üzere, Batılı Emperyal Devletler ve bunlara katılarak ayakta tutunmaya çalışanlar çıkarları için başka ülkeler üzerinde ve özellikle Ortadoğu’da hâkimiyet oluşturan Osmanlı Devleti’nin sahip olduğu her türlü hakları gasp etmek için aralarında ittifaklar oluşturup, sinsi emel ve acımasız hamlelerle müdahalelerde bulunmuşlar, bölgesel kargaşa ve karışıklıklara yol açmışlardır. Söz konusu Devletler, acımasızca ve Hunharca, Ortadoğu havzasında petrol ve gaz yataklarını gasp etmek için, bölgenin tarihsel kutsallığını ve yerleşim alanlarını paravan olarak kullanarak din istismarcılığı altında enerji kaynaklarına sahip olmak için çok büyük çabalar harcadıkları ayan beyan ortadadır. Osmanlı Devleti, tarih boyunca, İslam uğruna; Adalet ve Demokrasi adına, saldırgan ve Çıkarcı Devletlerle mücadelesini sürdürmüş; bölgede barış ve istikrarın oluşması için büyük fedakârlıklar göstermiştir. Osmanlı Devleti özellikle, XVIII. inci Yüzyıldan itibaren XX. nci Yüzyılın ortalarına kadar, Müstevli(Emperyal) Devletlerin ağır ve acımasız diplomasilerine, ekonomik, stratejik baskılarına göğüs germiş; büyük bedeller ödemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti geçmişten gelen  haksızlıkları göğüslemeyi sürdürmekte; dünya barışı için uluslararası hukuka riayet etmektedir
 

   1923 Lozan Antlaşmasından sonra da Türkiye Cumhuriyeti, geçmişten kaynaklanan bu mirası o tarihlerden başlayarak, içinde bulunduğumuz Yüzyıla intikal etmiş ve halen batı ittifakının, ABD’nin ve maşa devletlerin devam ettirdiği baskıları karşısında beka mücadelesini sürdürmektedir. Doğu Akdeniz enerji kaynakları üzerinden Türkiye’nin ve KKTC’nin mavi vatan haklarına yapılmak istenen saldırı ve gasp girişimleri; Suriye topraklarında terör devleti oluşturma çabaları; Türkiye’yi çepe çevre kuşatma ve dünya devleti olmasını önleme girişimleri, geçmişten kaynaklanıp, ardı kesilmeden, Emperyal Devletlerce devam ettirilen politikalarından ve eylemlerinden kaynaklanmaktadır. Türkiye, her şeye rağmen, haklarını yitirmeme ve koruma konusunda azimlidir. Türkiye, KKTC ile bütünleşen tarihsel hukukuna da ayni şekilde gerektiği gibi, Kıbrıs Türk Toplumu ve KKTC Devleti ile işbirliği ve dayanışma içerisinde sahip çıkmakta; Rum-Yunan ittifakının gaspçı ve hukuk dışı politikalarına ve eylemlerine karşı da gerektiği gibi mücadelesini sürdürmekte; Uluslararası hukuk çerçevesinde hareket etmeye özen göstermektedir. Emperyal Güçlerin Hukuk dışı eylem ve diplomasileri karşısında Türkiye ve KKTC soğukkanlılığını muhafaza etmekte; sabırla mücadelesini sürmektedir.

Türk Milleti Devletiyle Kıbrıs Ekseninde Dünya Barışı Adına Büyük Bedeller Ödemiş Tutarlı Diplomasileriyle Günümüzde Örnek Hale Gelmiştir -3
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.