Dr.Ziya Öztürkler

​​​​​​​Kimse sınanmadığı bir günahın masumu saymamalı kendini…





   Başkasının evini taşlamadan önce, kendi evimizdeki çatlakları sıvamayı unutmuşuz; bir söz vardır, “kimse sınanmadığı bir günahın masumu saymamalı kendini…”
   Yaşanabilir bir toplum için insani değerlere ihtiyaç vardır; insanlık insani değerlerle yücelir.
   İnsanı insan olduğu için sevmek gerekir; maalesef ötekileşiyoruz.
   Ötekileştikçe insani değerlerimizi kaybediyoruz; insani değerlerimizden taviz verdikçe suç işliyoruz.
   Sonra nerden nereye geldik, diye hayıflanıyoruz; ayağı kayan insanlara gülüyor, onlarla alay ediyoruz.
   Açığını yakaladım ben de hesabını sorayım diyoruz; kişisel çıkarların ön planda olduğu sadece “Ben” kavramının hüküm sürdüğü bir toplum yarattık.
   Bana kimse tersini anlatmasın; başkalarının başarısızlığından beslenen ama üretmeyen bir toplum haline geldik…
   Öğrenilmiş çaresizliği kabul edenler, bu ülkeden hiçbir şey olmaz deyip bu ülkenin menfaatlerinden en fazla yararlananlar, bırakın birkaç kişiyi suçlu ilan etmeyi…
   “Siz de suçlusunuz
   Biz de suçluyuz,
   Aslında hepimiz suçluyuz.”
  

Söz ile davranış arasında yaşanan tezatlık…
 

   Bazen için içini yer ama yutkunursun, susarsın bir şeyler söyleyemezsin. Bu ruh hali çok da iyi değildir. Tam da o haldeyim. Siyaset değişik bir kulvar, bu kulvarda yer almak çok da kolay değildir. Bazen kişiliğinden bazen de fikirlerinden taviz verirsin. Aslında insan insanlıktan çıkar ya! Öyle gibi bir şey gözlemlediğim kadarıyla. Siyasetin ülkemizdeki en büyük destekçisi halktır. Siyasetçilerimizi yönlendiren de bizleriz. Bizler isteriz onlar yapar. Yapmazsa küser yapanı buluruz.
   Felsefe, icraat ve farkındalık söylemimizde vardır. Kendi istek ve arzularımız varsa bu beklentiler geçerli değildir. Söz ile davranış arasında yaşanan tezatlık, KKTC gerçeğinin kurgusunda ve yönetiminde vardır.
   Kime ne anlatayım? Hırslarımızı, çıkarlarımızı, beklentilerimizi, yanılgılarımızı, kırgınlıklarımızı, yapamadıklarımızı, birbirimizi çekemememizi, kraldan kral olanları, acemileri, itaatkârları…
   Kime kimi anlatayım? Ya da kim bana ne anlatsın?
   Ülkemizde gerçekten sorun çözme, üretme, proje ortaya koyma ve en önemlisi hayata geçirme hususlarında ciddi sıkıntılarımızın olduğu gerçektir. Ülkemize var olan inanç eksikliğinin temelinde de üretme hususundaki yetersizliğimizin başrol oynadığı inancındayım.
   Toplum olarak sorgulayıcı ve zorlayıcı bir görevimizin olduğu benimsenmeli, bu görev anlayışı temelinde çalışma yapılmalıdır.
   Yalnız üretkenlik anlayışımızdaki eksiklerimizi sadece siyasetçiyle bağdaştırmak doğru bir yaklaşım değildir.
   Evde, dairede, okulda, iş yerinde, trafikte sürekli yaşanan yaklaşımlar…
   Evde aile, okulda öğretmen, sınıfta öğrenci, hastanede doktor, dairede memur, sokakta vatandaş insani değer, kalite ve üretkenlik anlayışına haiz olmalı; bir bütünün parçalarının düzgün ve sistematik bir uyum, eş güdüm içinde çalışmasıyla başarıya ulaşabileceğimizi aklımızdan çıkarmamalıyız.
   Sadece eleştiren ama kendi sorumluluklarını yerine getirmeyen bir toplum anlayışıyla var olmanın mümkün olmadığının bilincinde hareket edip bu yönde çalışmalar gerçekleştirmeliyiz.

 

Düşüp kalkmak, kalkıp düşmek misali…
 

   Umudumuzu kaybetmemek lazım, yaşamak ve üretmek için. Ama bize öğrenilmiş çaresizlik, çözümsüzlük, ilkesizlik ve üretimsizlik öğretildi bugüne kadar. Bu kalıpları yıkmak hayat mücadelesinde çok da kolay olmuyor.
   Düşüp kalkmak, kalkıp düşmek misali. Bu anlattıklarım merdivenin basamaklarından bir bir yukarı çıkmaya benzemiyor veya bebeğin yürümeyi öğrenmesine. Farklı gelişim süreçlerinin farklı yansımaları bunlar. İnsan olmanın ilkeli olmanın ne istediğini bilmenin ölçütleri yoktur.
   Bunlar nesnel ölçütleri olan değil; değerlerle var olan niteliklerdir. Zannederim en fazla ihtiyacımız olan popülizmle değil ilkelerle hareket etmektir. Bilimsellikte ve popülerlikte bayağı yol aldık, kısa zamanda zengin olmayı da çok iyi biliyoruz basından okuduklarımıza göre. Başa dönsek iyi olacak, ilkelerin prensiplerin yolcusu olmak kolay değil.
   Hayatta kazandıkların değerlerin olmalı, ilkelerin çıkarlarının üzerinde olmalı. Karmaşanın son bulduğu, üreten ve ürettiğine sahip çıkan nitelikli inşalarla yol almak umuduyla…

 

​​​​​​​Kimse sınanmadığı bir günahın masumu saymamalı kendini…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.