PDO, sadece PDO değil, onun çok ötesinde, KKTC’yi red ve inkar eden, yok sayan, Türk üreticisini yasadışı işgalci Rum yönetimine mahkûm eden, üreticimize, gayrı meşru sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımayı ve onun çatısı altına girmeyi dayatan, iki devletli çözüm talebimizin altını boşaltmayı hedefleyen SİYASİ BİR SALDIRIDIR.
KKTC’yi yok etmeye ve bizi sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yamalamaya yeminli olan KKTC düşmanı cephenin, aşağıdaki sevinç çığlıklarını okuyup “Acaba niye bu kadar sevindiler?” diye kendi kendinize sorunuz:
Sevinç çığlıkları
Rum milletvekili Niyazi Kızılyürek dedi ki:
-“ Bugün tarihi bir gündür… Arkasının gelmesini diliyorum. Hellim üreticileri için büyük bir gün. Büyük bir kazanım, çok önemli bir gelişme…”
***
AB Komisyonu Yapısal Reform Destek Birimi Genel Müdürü Mario Nava dedi ki:
– “Hallouomi/ Hellim her iki TOPLUMUN ortak mirasıdır. Bugün atılan bu önemli adım, AB’YE TAM ÜYELİĞİN somut faydalarının, Kıbrıs TÜRK TOPLUMU için mevcut olduğunu göstermekte ve Kıbrıslı Türkleri AB standartlarında uyum sağlama yönünde ilerlemeye teşvik etmektedir. Bu bağlamda Halloumi/Hellim PDO süreci, MİNİ YENİDEN BİRLEŞME laboratuvarıdır. Kıbrıs’taki her iki TOPLUMLA birlikte çalışmaya, aralarındaki güvenin yeniden inşaasına katkıda bulunmaya ve adada kapsamlı bir çözüme giden yolu açmaya kararlıyız”.
***
Rum yönetimi ve basını dedi ki:
– “PDO ile, ihracatın önü açılmış değildir. Türk TOPLUMU üreticileri, AB’ın hayvan ve insan sağlığı kriterlerini de karşılamalıdır. Bu henüz sağlanmamıştır. Türk üreticileri, Yeşil Hat üzerinden (ve Rum limanlarından S. İ) hellim ihracatı yapabilmesi için AB kalite kriterlerinin tümünü karşılamalıdır (Yani Rum Tarım Bakanlığı’nın verdiği sağlık sertifikasını da almak, bunun için Bakanlığın denetimini kabul etmek gerekir, demek istiyor. S. İ )
***
Meclis Başkan Yardımcısı CTP Milletvekili Fazilet Özdenefe dedi ki:
-“… 2008’den (CTP-Mehmetali Talat dönemi) beri yürütülen kararlı uğraşların ilk meyvesini almak, bizleri gururlandırmıştır… Kıbrıs sorununun, eşitliğe dayalı bir FEDERAL ÇATI ALTINDA çözülmesi ve ÜLKEMİZİN BİR BÜTÜN OLARAK, AB’de yerini alması için yürütülen süreçlerde, PDO gibi TOPLUMLARARASI sinerji kazanımları sağlayacak uygulamalar,önemli bir kaldıraç niteliğindedir.”
PDO siyasi saldırıdır
KKTC düşmanı, federasyoncu ve birleşik Kıbrısçı cephenin açıklamalarında ki her kelimeyi dikkatle değerlendiriniz.
Bu açıklamalardan çıkan sonuç, PDO’nun, KKTC’nin egemenliğini yok etme, üreticimize, “Kıbrıs Cumhuriyeti” adlı Rum devletinin egemenliğini tanımayı dayatma ve bizi sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti” çatısı altına sokup birleşik federal Kıbrıs’ı gerçekleştirme yönünde çok önemli bir kaldıraç olarak görüldüğüdür.
Bu, üç-beş Euro kazandırma hayali yaratma yoluyla planlanan, KKTC’ye yönelik silahsız bir saldırıdır.
Nitekim AB yetkilisi Nava, “PDO süreci, MİNİ YENİDEN BİRLEŞME LABORATUVARIDIR” diyerek, Rum milletvekili Niyazi Kızılyürek, “BU TARİHİ BİR GÜNDÜR” diyerek, CTP ise,“ PDO, SORUNUN FEDERAL ÇATI ALTINDA ÇÖZÜLMESİ İÇİN ÖNEMLİ BİR KALDIRAÇTIR” diyerek, bu söylediklerimi teyit etmişlerdir.
Esasen dün de vurguladığım gibi, HELLİMİN “Kıbrıs Cumhuriyeti” adına tescili için AB’a başvuran, AB ile müzakereleri sürdüren, kalite denetimini yapacak olan BV şirketini belirleyen, bu şirketi denetim için Atina’dan “Kuzeye” gönderen ve ihracat için şart olan sağlık sertifikasını vermek için Kuzeyde denetimi yapacak olan “Kıbrıs Cumhuriyeti” adlı Rum yönetimidir.
Aynı şekilde, üreticilerin de “Kıbrıs Cumhuriyeti” vatandaşı olması, HELLİMİN ihracı için YEŞİL HAT TÜZÜĞÜ vasıtasıyla Güneye geçirilmesi, KKTC Devleti yerine Ticaret Odası’nın muhatap alınması, Rum limanlarından, Rum Devleti evrakları ile ihraç edilmesi, bunun için güneyde şirket kurulması ve verginin Rum devletine ödenmesi şartlarını dayatan da, “KIBRIS CUMHURİYETİ” adlı gayrı meşru Rum yönetimidir.
Bütün bunlar, üreticimizin, “Kıbrıs Cumhuriyeti” adlı Rum devletinin egemenliğini tanıması anlamına gelmektedir. AB ve Rum yönetimi, hellim tescili ve PDO ile bunu dayatmıştır.
KKTC Devleti bu sürecin hiçbir yerinde yoktur, yok sayılmıştır, ret ve inkar edilmiştir.
Yani KKTC’nin egemenliği pas pas yapılıp çiğnenmiştir.
İki devletli çözüm mücadelemize büyük darbe vuran bu rezilliğe, popülist nedenlerle DUR denmemesi, geldiğimiz durumun vahametini gösteren kahredici bir durumdur.





Yorumlar kapalı.