Kıbrıs Türkü’nün dikkate alınır ekonomiye sahip olmasının geçmişi 1974 sonrasına dayanır. 20 Temmuz 1974’e gelirken ada genelinde hafif sanayiye giren tesis sayımız 10 dolayındaydı.
Rum kuşatması altındaki dar bölgelerde ekonomik değeri olan yatırım yapmak, neredeyse imkansızdı.
Lefkoşa’daki Saray Otel’in dışında Lapta’da Celebrity Hotel’in yapım iznini Aziz Kent ( Con Aziz) gerçek anlamda Makarios’un elini öptükten sonra alabilmişti.
Rumların, o yıllarda Kıbrıslı Türkleri, lokmacı, şamişici olarak gördüğü gerçektir.
KKTC’de Kuzey Kıbrıs’ta, 1974 sonrası ciddi anlamda gelişim olduğunu kimse inkar etmez.
Unutmayalım, hayatın her alanındaki yatırımlarda Kıbrıslı Türklerin oransal payı çok önemlidir.
***
Yatırım yoksa ekmek kapısı da yok. Bu cümle süslü bir ekonomik tez değil, hayatın en yalın gerçeğidir.
Bir ülkede yatırım yoksa üretim olmaz. Üretim yoksa istihdam sınırlıdır. İstihdam sınırlıysa refah sadece belirli kesimlerin tekelinde kalır. O yüzden dünyada hangi ülkeye bakarsanız bakın, hedef üç kelimede özetlenir: Yatırım, üretim, kalkınma.
Ancak bizim gibi küçük toplumlarda bu üçlü hedefin uygulanma biçimi çoğu zaman tartışmalıdır. Çünkü yatırımcı dediğiniz zaman, nedense ilk akla gelen “yabancı yatırımcı” olur. Sanki bu topraklarda yaşayan, risk alan, sermayesini ortaya koyan insan yokmuş gibi…
Kuzey Kıbrıs’ta da durum farklı değil. Halbuki devlet dediğiniz yapı önce kendi insanını görür. Kendi yatırımcısını tanır. Kendi yatırımcısını korur. En önemlisi, kendi yatırımcısını deplasmanda oynayan takım gibi yalnız bırakmaz.
***
Yabancı yatırımcıya karşı olmak gibi bir yaklaşım zaten akıl dışıdır. Dünya ile entegre olmadan büyüme mümkün değildir. Ancak öncelik sıralaması nettir: Önce yerli yatırımcı, sonra yabancı yatırımcı.
Bunu yıllardır açık açık söyledim, söylemeye de devam ederim. Dünya görüşüm gereği, önce emeğe değer verdim. Emeğin olduğu yerde, üretim vardır. Üretimin olduğu yerde, yatırım vardır.
Yatırım söz konusu olduğunda Kıbrıs Türk sermayesini her zaman ayrı bir yere koydum.
Bunu gizlemedim. Gizlemem de.
Ama gelin görün ki bizde ilginç bir alışkanlık var. Kendi yatırımcımızı dövmek en kolay iştir.
Neden? Çünkü, küçük toplumuz. Çünkü, birbirimizi tanıyoruz. Çünkü, birilerinin büyümesini, zenginleşmesini sindirmekte zorlanıyoruz. Eleştiri elbette olacak. Olmalı da. Ama eleştiri ile linç kültürü arasındaki çizgiyi kaybettiğiniz zaman, yatırım ortamını zehirlersiniz.
***
Somut bir örnek üzerinden konuşalım. 2021 yılında İskele Belediyesi, Pera Mackenzie için bir ihale açtı.
Kurallara uygun ihaleyi, bizden bir yatırımcı Koral Bozkurt, kazandı.
Bu satırları yazmadan Koral Bozkurt’la konuştum. Biraz kırgındı. “ Hasan Abi, sustukça sanki de üstümüze üstümüze gelirler” dedikten sonra şunları ekledi. “ Bölgeye ciddi değer katan Grand Sapphire, denize yakın ama plaj oteli değil. Pera Meckenzi ihalesini kazandım. Beş yıldız otele uygun, beş yıldızlık yatırım yaptım. Bunu yaparken belediye ile karşılıklı kazanca özen gösterdim. Üç yılda belediyeye 22 milyon TL’nin üzerinde ödeme yaptım. Benzerleriyle kıyaslandığı zaman bunun ne kadar yüksek olduğu ortada. Şunu da söyleyim bizim çalışma alanımızda, bilgi sahibi olmak isteyenlere kapımız hep açıktır.”
***
Ortaya çıkan tesisin kalitesi ortada. Bu konuda ciddi bir eleştiri duyan var mı? Yok.
Peki rakamlar? Üç yılda belediyeye ödenen toplam tutar: 22 milyon 378 bin 589 TL.
Sadece 2025 yılında ödenen miktar: 10 milyon 700 bin 559 TL.
Ben kıyas yapmayı çok sevmem. Ancak şu soruyu sormak da haksızlık değildir: Benzer koşullarda hangi belediye ya da devlet kurumu bu ölçekte bir gelir elde edebildi?
Cevap çoğu zaman sessizliktir. İşte tam bu noktada benim tarzım devreye girer. Benim tarzım, bağırmak, itham etmek değil, bilgi vermektir.
Her türlü haksız kazanca karşıyım. Bu konuda zerre kadar tavizim yok.
Ama söylemler üzerinden genelleme yapıp, herkesin aynı kefeye konulmasına da karşıyım. Hele hele bu genellemelerin dönüp dolaşıp bizim insanımızı hedef almasına, vicdanım razı değil.
Kıbrıs Türk yatırımcısı hata yapmaz mı? Yapar. Denetlenmeli mi? Elbette denetlenmeli.
Ama, kendi yatırımcımız desteklenmeden, korunmadan, sürekli zan altında bırakılarak bu ülkeye yatırım kültürü kazandırılamaz. Kendi yatırımcısına sahip çıkmayanlara yabancı yatırımcı hiç güvenmez
Unutmayalım.. Yatırımcı korkarsa yatırım durur. Yatırım durursa üretim durur. Üretim durursa ekmek kapıları kapanır. O kapılar kapandığında, kaybeden sadece yatırımcı olmaz… Toplumun tamamı olur.





Yorumlar kapalı.