Güven artırıcı önlemler… Yıllardır konuşulur… Bazı adımlar da bu isim altında atılır… Aslında Güven Artırıcı Önlemlerin daha doğru adı, KORKU AZALTICI ÖNLEMLER olabilir.
Doğruya doğru 1974’e kadar korku nöbeti Kıbrıslı Türklerdeydi. Korkulan taraf ise Yunanistan değil, Kıbrıs Rum tarafıydı.
20 Temmuz 1974 sonrası süreçte Kıbrıslı Türklerin korku nöbeti bitti. Nöbet sırası Rum tarafına geçti. Korkunun kaynağı hiç bir zaman Kıbrıslı Türkler olmadı. Türkiye’den korktular. Yunanistan korkunun giderilmesine yetmediği için Rum liderliği hep arayış içinde oldu.
***
Kıbrıs’ta güvenlik meselesi hiçbir zaman sadece güvenlikle ilgili olmadı. Güvenlik denilen kavram çoğu zaman korkunun diplomatik ambalajıdır. Özellikle Kıbrıs Rum toplumunda bu durum yıllardır değişmeyen bir refleks haline geldi.
Kaygı var mı? Var. Ama kaygının ötesinde, adı konulmamış bir korku da var.
Bu korkunun kökleri derin. Tarihle, travmayla, yanlış okumalarla ve biraz da hatalı siyasetlerden beslenmiş bir korku Rumların korkusu..
Rum yönetiminin güvenlik politikalarına baktığınızda rasyonel hesaplara dayalı politikalardan çok çok psikolojik refleksler görürüz.. Garantörlüğe karşı çıkışın da temelinde bu var. Çünkü mesele sadece “dışarıdan gelebilecek bir tehdit” değil, aynı zamanda “saldırgan olmama konusunda özgüvensizlik” meselesidir.
Başlarına ne geldiyse, mevcut durumu özümsememe ve ENOSİS yönünde hamle yaparken geldi.
***
20 Temmuz 1974 sonrasında oluşan iki bölgeli, iki toplumlu yapı bugün hâlâ Kıbrıs adasının en somut gerçeğidir. Aradan yarım asırdan fazla zaman geçti. Bu kadar uzun bir sürede oluşmuş bir dengeyi bir gecede değiştirmeyi düşünmek, siyasetten çok hayal kurmaktır. Gerçekçi siyaset, mevcut zemini kabul ederek çözüm üretmektir.
Bugün gelinen noktada çözüm açısından en önemli başlıklardan biri toprak yüzdeliğinden çok mülkiyettir. Kuzeyde taşınmaz mal bırakan Rumların tazmini, çözümün anahtarlarından biridir. Çünkü bu konu, hem hukuki, hem insani, hem de ekonomik boyutlarıyla doğrudan hayatın içindedir. Sloganla değil, somut mekanizmalarla çözülebilecek bir alandır.
***
Öte yandan 52 yıldır dikkat çekici bir gerçek var: Türkiye’nin güneye yönelik saldırgan bir tutumu olmamıştır. Bu sadece bizim söylediğimiz bir şey değil. Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Batılı aktörlerin de bildiği, analizlerinde yer verdiği bir gerçektir. Bu gerçek ortadayken, Rum tarafının yoğun silahlanma ve askeri iş birlikleriyle güvenlik arayışına girmesi, güvenliği artırmak yerine güvensizliği büyütür.
***
Son dönemde Avrupa üzerinden güvenlik arayışı dikkat çekiyor. Avrupa Birliği üyeliğini bir güvenlik şemsiyesi olarak görmek anlaşılabilir. Ancak burada da ciddi bir gerçeklik sorunu var. Avrupa Birliği hâlâ dış politika ve savunma alanında ortak, hızlı ve etkili bir mekanizma kurabilmiş değil.
Bu durumda soralım… AB gerçekten bir güvenlik garantörü olabilir mi? Yoksa bu beklenti, psikolojik bir rahatlama ihtiyacının ürünü mü?
***
Kıbrıs’ta kalıcı bir barış isteniyorsa, bu barış korkular üzerine inşa edilemez. Korkuyla yapılan her yatırım, ister silah, ister ittifak olsun, uzun vadede ters teper. Çünkü korku, aklı gölgeler.
Gerçekçi bir çözüm için önce gerçeklerle yüzleşmek gerekir.
İki toplumlu, iki bölgeli yapı bir gerçektir.
Karşılıklı güven eksikliği bir gerçektir.
Mülkiyet sorunu bir gerçektir.
Rum toplumu bu gerçekleri kabul etmeden, sadece askeri yatırımlarla güvenlik ararsa, aslında güvenliği değil, kendi korkularını büyütür.
Korkuyla yaşayanlar da barışı kuramaz.





Yorumlar kapalı.