Ahmet Tolgay

Zeytinin destanı





Her yılın Ekiminde ovalarımızda, dağlarımızda bir zeytin şölenidir başlar… Ve şimdi Ekim ve şimdi zeytinin zamanı… Nostaljinin ve otantik kültürümüzün usta seslendiricisi Arif Feridun; “Zeytinden bahis açan çok. Ama gerçek zeytinle bütünleşen bir anlatım şöyle dursun, çok da fazla derinlere inmeden zeytini tanıtayım derken, karşımda saçma sapan ve zeytin ile ilgili kıyasıya söz eden bilmezler buluyorum” diye sitem eder… Zeytin ve harnıbın toplumsal ekonomimizdeki geleneksel önemini vurgulamak için de; “Bizim rahmetlilerin hazır parası yoktu… Ama zeytini, harnıbı vardı. Bizi onlarla büyüttüler” der…
Poli’deki evlerinde salıncaklarının bile zeytinin dalında olduğunu belirten değerli yazarımız “Taş değirmenlerin önünde urup ekmeğin dumanına karışan zeytin yağının kokusunu tatmayan, oturmuş bana zeytinin budanmasından, yok içinden güvercinin dallara değmeden uçuşundan kıyasıya söz ediyor. Ben de inandım. Budattığım üç beş fidan ağaç üç yıl sonra zar zor kendine gelebildi. Berbat ettiler” diye yakınır…
***
Arif Feridun ile, zeytin yağı ile zeytini yoğurup hamura katarak zeytinli bitta yapan, onu da zeytin yağına bandırarak yine zeytin’le birlikte yiyen  ve yediği zeytinlerin çekirdeği ile adını masaya yazmadan kalkmayan, zeytin yetiştirmeye meraklı, bin yıllık zeytin ağaçları ile övünen insanların yaşadığı bir adayı, kendi adamızı konuştuk…Ona göre “zeytin” deyip de geçilemez…Bir nesiliz ki, çoğumuzun beşiğine, salıncağına  zeytin ağaçları gölge yaptı.. Anacıklarımıza bizi emzirirken serin gölgesini verdi zeytinler… Rivayet edilir ki, zeytin’in yaprağı şeytanı kovar, çayı sağlık saçar, budanmış zeytin odunu kışın misler gibi tüter bacalardan… ‘Buhurdanlıktaki zeytin yaprağı ile ‘tütünülür’ ve nazarlardan korunulur… Zeytine sevdalı sözlerini şöyle sürdürüyor bilgemiz:
“Zeytin dalından barış olur, ama nedense zeytin ağacının bol olduğu bu ülkede ne biz, ne ecdat asırlardır bunu beceremedik gitti… O güzelim zeytin ağaçları bize ayıplar okuyor kim bilir. Ovaların gümüş rengine büründüğünü anlatmak için zeytin yaprağından  söz etmek tüm şairlere ait bir söz değil mi?.. Anacıklarımız zeytin odunu ateşinin  üstündeki saçta iri siyah zeytinleri yine zeytin yağında pişirirdi. Kendi yağında kendine tad bulan ve aylarca bozulmadan muhafaza edilen tek meyvedir zeytin… Karnınız mı ağrıdı, ovala zeytinyağı ile… Cildinize ve daha birçok yerinize şifalar veren doğal ilacın ta kendisidir zeytinyağı. O kokusu, hele hele zahmetli, deneyimli el isteyen mis kokulu haşlanmış, kurutulmuş zeytinden elde edilen, özel kara yağ taş oluktan sıcacık arpa ekmeğinin arasına konup tuzlanırken, sırada bekleyene öyle mis gibi gelir ki…”
Zeytin’den elde edilen kara yağın dışarıda pek bilinmediğini belirten Arif Feridun, kara yağın Venediklinin, Osmanlı’nın küplerinin bereketi olduğunu, şimdilerde ise yalnız Kıbrıslının yağı olduğunu ifade ederek şu bilgiyi veriyor:  “Köyüm Poli’nin zeytin yağı konusunda tek üretimi idi kara yağ. Mis gibi bir zeytinyağı. Şimdilerde öyle veya böyle bir şekilde Avrupalıya zararlıymış diye ne üretiliyor ne de sattırılıyor. Olsun, daha iyi, gelip bizden alıyorlar bol bol.  Zeytinyağı değirmenleri yeni teknolojilerle çalışıyor olsa bile, yine de eski taş zeytin değirmenleri gibi, çok kere orada sabahlayarak sıra bekleyenlere, yeni usulde sohbetler sunmaya devam ediyor. Hele ‘bahçemdendir” diye, ürünü bir kilo zeytin olsa bile elde edebildiği, öyle keyifli deyişi var ya insanın kendi zeytinini anlatırken, işte o dünyalara değer. Herkes orada zeytininden yağ elde ederken ister bir litre, ister bin litre olsun, o bir zeytinyağı üreticisidir ve bunu seve seve savunur, zahmetine katlanır. Ne güzeldir o zeytin muhabbeti. Rengi niye açıktır zeytinin, niye bu yıl koyudur, ne zaman topladın, nasıl topladın, sıran ne zaman, geçen seneye göre nasıl bu sene ile taçlanan zeytin muhabbetleri… Gözünden uyku akan zeytincilere sonbaharın gece ayazında sunulan zeytin kokulu, bir bardak çay, nasıl da keyif verir…”
Zeytincinin muhabbetinin çok kere yağmursuzlukla hüzne döndüğünü, yağmur yiyen zeytinin yağını daha cömert verdiğini vurgulayıp şu bilgileri seslendiriyor ayrıca Arif Feridun:
“Zeytin inanılmaz prosedürlere uyan ve her prosedürün farklı lezzetleri olan bir meyvedir. Rüzgârda ağacının altına düşen kuru zeytinlerin bile bir birlerinkine benzemeyen lezzetlerinden tutun da ‘çakıstez zeytin’, ‘çizik zeytin’ , ‘salamura zeytin’, ‘az tuzlu zeytin’, ‘sıfır tuzlu zeytin’, ‘kalamat zeytin”, ‘ezme zeytin’ ‘volo zeytin’ ayrı tatlar verirken cinslerine göre de her yıl yeni şeyler tattırıyor bana zeytin literatürü.
Zeytin, ürün toplama mevsimine yakın aylarda, rüzgârla olmuş veya olmuşa yakın meyvesini ağacının altına döker. Unutmayın, bir parça yumuşak, sıcacık ekmekle ağacın altına gidin ve düşen bu zeytinlerin tadına bakın…”
Zeytinini kendi eliyle ayıkladığını, yıkadığını ve değirmene götürdüğünü belirtirken, “onları değirmende ezdirip yağ elde ediyorum diye bu zeytinler bana dargınlar mı?” diye sormakta… Sorusuna aldığı yanıtı da şöyle açıklamakta: “ Hayır, asla değiliz. Bizi, var oluşumuzun nedenine, sağlığa, kültüre ve yararlarımızı insanlığa açmana seviniyoruz.”
Öpülesi ağacında yeşilin en güzeli olan sihirli zeytinin yaprağı da gümüşün en barışcıl rengini taşırken, “Ben onu layık olduğu şekilde koruyup yaşatabiliyor muyum” sorusuna dönüp şu yanıtı veriyor: “Nerdeeee!..Hele dağın yamacında yağmurdan başka su umudu olmayan zeytin ağaçları ne yapar ki?… Zeytine benzetilir sevgilinin gözü, hem dalındaki biçimiyle, hem de olmuşunun siyah rengi ile. ‘Zeytincik’ denir yanağındaki, dudağındaki bene. Bu ifadeler bir zeytin coşkusudur sevgilerde…”
Zeytine sonsuz saygılı yazarımız şunları diyor coşkuyla: “Zeytinin dalları gümüştendir ki, kapladığı alanlara ‘zeytin gümüşü’ bir isim takar anlatanlar.
***
Şimdilerde, zeytin odunundan biblolar yapılır, evinize zeytin kokusu girsin diye.  Koyu ve kırmızımtırak kahve renkli zeytin odunu, zeytinyağı tüter, onu zeytinin yeşili ile hayal ederseniz algılamanın böylesini hiç bir yerde bulamazsınız…”
Zeytin çekirdeğinin bazen bir değerlendirme deyimi olduğunun dahi görüldüğünü, “Adamı tartsan bir zeytin çekirdeği kadar ağırlığı yok” deyimi ile zeytin çekirdeğinin, bir ilim irfan, bir davranış değerlendirmesi olarak konuşmalarda yer aldığını vurgulayan ve “zeytin bir renktir. O rengi tarif etmenin bir tek yolu var, Zeytin yeşili demek sadece” diyor.
Zeytin çekirdeğinden tespih yapıldığını köyünde gördüğünü, zeytinden, insanla birlikte dünyamızda boy gösteren ilk ağaç olarak ta söz edildiğini, asırlar boyu hayatta kalan zeytin ağacı için ‘ölümsüz’ de dendiğine değinen Arif Feridun, bilgilendirmeyi şöyle sürdürüyor:
“Eski ata sözlerimizde atadan kalan en sağlam mirasın ve çeyizin, zeytin ağacı olduğu da söylenmektedir.
İşte zeytini de bir öyküye kahraman yaptık ki, o öykülere değil, tarihlere kahraman olmuş bir ağaçtır. O bir zeytin ağacıdır. Ne güzel bir senfoni, ne kadar hoş bir algılamadır zeytin ağacının rüzgârda dans eden sesi. Zeytinin dalı meyvesinin cazibesine uyarak yere yaklaşır ve adeta beni görün ‘beni devşirin’ der sevenlerine.
Güzel gözlerin biçim ve renk tılsımı zeytinle niye anlatılır? Çünkü o ifade ancak zeytinde bulur kendini…”
Arif Feridun üstatla söyleşimizde karşılıklı avuçlar dolusu zeytin atıştırmış gibi olduk… Ve üstat, zeytine dair daha çok söyleyecekleri olsa da, büyüklerimizin bir sözüyle noktalıyor diyeceklerini: “Zeytin ekmek, hazır yemek” diyordu büyüklerimiz… Zeytinimiz bol olsun, bereketli olsun dostlar…” (Arşivimden)

Zeytinin destanı
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.